Elbistan’a yağmur yağıyor. Gökyüzü en latif şekliyle selamlıyor yer yüzünü. Toprağın yağmur sevinciyle yaydığı o mis koku gönlümün ta içine yayılıyor. Acaba diyorum bu yağmur aynı yağmur şimdi nereleri, şenlendiriyordur. Mekke’ye de uğrar mı, Medine’nin kalbini kucaklar mı hasretle.
Uhud’a da varır mı? O yüce dağa ol Resûl”ün “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!” buyurdukları o yüce dağa, düştü mü nazenin damlalar?
Bilmiyorum, bildiğim buraya olanca güzelliğiyle yağmurun yağdığı.
…
Yağmur rahmet
Ağaca, toprağa çiçeğe
Yağmur rahmet, ya MUHAMMED
Alemlere rahmet
…
Sonra o meşhur şiir gelip giriyor yazının ortasından
Çünkü o şiirden sebep yağmur denince ya da yağmur içime değince salavat çekerim sessizce.
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
İşte böyle,
Rabbimin yüce rahmeti ne zaman yağmur olur da yeryüzüne yağarsa
Mutluluk çağına açılıyor kalbim
Efendim geliyor gönlüme
Efendimiz geliyor…
Yine böyle bir gün
Yine böyle bir bahar
Yağmurlar düşüyor kutlu şehre
O insan güzeli ihramını sıyrıp göğsünü yağmurlara sunuyor.
Damlalar bayram ediyor.
Dostları şaşkın
Soruyorlar:
“Ya RESÛLALLAH bunu hangi hikmete binâen yaptın?”
Her hali Hakkın tecellîsi olan kutlu Önder cevap veriyor:
“Bu Rabbimizin henüz yarattığı bir şeydir de onun için.”
Buyrun açalım safa-yı sinemizi yağmura, ıslatalım yüreklermizi sünnet olduğu üzere…
….
O’nu anlamak… O’nu anlatabilmek…
O ancak sağlam bir kalple anlatılır, sıradan bir kalemle değil.
O dipdiri bir yürekle anlatılır malâyâni bir emekle değil.
O gönülle anlatılır dille değil.
Layıkıyla anlatabilmek elde değil…
Eksiklik bizdendir O’nun aşkıyla yanmamış gönlümüzdendir.
…
Şimdi O’na “Gel!” diyor zamâne şairleri “Gel Efendim! Gel ey Nebî!” diyorlar. O’na “Gel!” denir mi ey canlar. O’na ancak gidilir. Çağrılmaz O’na varılır. Ama O’na varmak için yürekte köz , dilde söz en önemlisi de yüz ister.
…
“O da bir insandı.” diyorlar. Evet O da bir insandı. Biz acizlere örnek bir insan .Ama sıradan bir insan değil. Şairin dediği gibi O yakuttur elmastır. Elbette yakut da elmas da bir taştır ama sıradan bir taş değil.
…
Ey kendisini sevmekle imanımızın derecesinin belli olduğu ulu Peygamber, ferahnak et ki aşkınla tam yanamadık.
Bizleri affet ki Seni tam anlamadık.
Ya Resûl
Ya Meded
Ya Muhammed
ALLAHUMME SALLİ ALÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂLİ MUHAMMED
....
VE O BİR ÖĞRETMEN! “Ben size muallim olarak gönderildim.” buyuran bir öğretmen.
Vakit yine mutluluk çağı...
Bir gün ikindi namazını henüz kıldırmışlar. Selamı verir vermez yerinden kalkarlar. Hızlı bir şekilde saadetli evlerine giderler. Onun sâkin, ağırbaşlı hâline alışkın olan dostları Fahri Kainatı böyle telaşlı görünce derin bir hayrete düşerler.
Çok geçmeden Efendimiz tekrar geri döner. Ashabın merakını görünce durumu şöyle açıklarlar: Sadaka olarak dağıtılmak üzere evde bir miktar altın veya gümüş bırakmıştım. Namazda onu hatırladım. Bu malın beni hayırda acele etmekten alıkoymasını istemedim. Ve hemen dağıtılmasını emrettim.
EVET O EN GÜZEL VERMELERİN EN GÜZEL SEVMELERİN ÖĞRETMENİ
Kendisine sirkeden başka ikram edecek bir şeyi olmayan ev sahibinin mahcup olmaması için “Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık! Sirke ne iyi katık!” buyurarak ev sahibinin gönlünü alan,
Nezaket ÖĞRETMENİ!
…
Sahibinin yorduğu eziyet ettiği bir devenin Kainatın Efendisini görünce inler bir şekilde insan gibi ağlamaya başlaması üzerine deveyi şefkatle okşayan gözyaşlarını mübarek elleriyle silen,
Hayvana bile merhametini esirgemeyen, merhametli bir ÖĞRETMEN!
…
Beslediği kuşun ölmesi üzerine çok üzülen bir çocuğu evine kadar giderek teskin eden çoçuklara karşı son derece hassas, şefkati bol bir ÖĞRETMEN!
Evet O bir öğretmen, güzel ahlakı emretmesi, en güzel edeblere sahip olmaya çağırması, sıla-ı rahimde bulunmaya, fakir ve yetimlere yardım etmeye teşvik etmesi, müminlerin birbirini sevmesini, birbirlerini sevmedikçe cennete giremeyeceklerini telkin etmesiyle, en önemlisi de söylediklerinin tamamını yaşaması ve yaşatmasıyla samimi bir ÖĞRETMEN!
“İlim öğrenmek her müslümana farzdır.” buyurarak tarihin hiçbir döneminde görülmemiş şekliyle ilme önem veren, kutlu ilimlerin sahibi ümmî bir öğretmen.
O bir öğretmen, tüm zamanların eşini görmediği bir daha göremeyeceği dünyanın en güzel öğretmeni.
Daima bağışlaması bol, yumuşak huylu, kalbi güzel, kimseyle çekişmeyen, kimseye bağırıp çağırmayan, kötü söz söylemeyen, kimseyi ayıplamayan, umanı umutsuzluğa düşürmeyen, hiç kimseyi ne arkasından ne de yüzüne karşı kınamayan ayıplamayan, hiç kimsenin kusurunu araştırmayan, hiç kimseye hakkında sevaplı ve hayırlıolmayan söz söylemeyen hilmin efendisi sabrın zirvesi...
Yani hayatı sevaplar kadar güzel yaşayan, güzel bir öğretmen
O bir öğretmen, Hz Ebubekir gibi sâdık, Hz Ali gibi samimi dostlar yetiştiren
Gerçek dostluğun öğreticisi bir öğretmen.
Kainatın en güzel öğretmeni!
...
Ey Rabbimiz! Bize, O’nun dostlarına verdiğin sadakat duygusunu ver. Bize de O’nun bitimsiz aşkını hiç bitmeyecek gül kokusunu ver. O’nun adı anıldığında yanıp kavrulacak yürekler ver. Sevdasıyla sarhoş olmuş sahih gözyaşları ver.
Anamız, babamız, tatlı canımız , arabamız, makamımız, cep telefonlarımız en çok beraber olduğumuz televizyonlarımız, dizi film kahramanlarımız ve daha nice içimize giren çağdaş züleyhalarımız,
SANA FEDA OLSUN YA RASULALLAH! diyebilecek diller, dilinin dediğini tutacak saf gönüller ver.