Mesaj Sayısı: 242
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #15 : 13 Mayıs 2007, 22:40:39 22:40* » |
|
Allah razı olsun...Rabbim hayatımıza geçirebilmeyi nasip eylesin...
afedersiniz anlamadım ne için allah razı olsun dediniz?
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Yönetim
Mesaj Sayısı: 592
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #16 : 13 Mayıs 2007, 23:56:00 23:56* » |
|
Salih İzzet Erdiş nam-ı diğerle Salih Mirzabeyoğlunun İslama hizmet adı ile yapmış olduğu eylemler! ve İslami duygu ve düşüncesi kamuoyunca da yakından bilinmektedir! PKK ve bazı terör örgütlerine vermiş olduğu destek ile ifrat dereceye kadar vardırılmış mehdilik davaları ile ne kadar sakat temeller üzerine kurulu bir düşünce yapısı ile hareket ettikleri ortadadır! Anarşist müslüman kavramları ile İslama bakış açılarını net bir şekilde ortaya koyan bu akıncı! insanların Hocaefendiyi ancak yukarıdaki yazısında olduğu gibi kendi kalıpları içersinde anlamaları doğrusu pek yadırganamaz.
Bu yüzden "akıncıhasan" adlı kardeşim, ince eleyip sık dokuyarak bazı konulara hassasiyet göstermemiz en doğrusu olmalı.
Necip Fazıl'ı örnek göstererek onun fikriyatına ters düşen uygulamalarla da kimse kandırılamaz! Bu konuda bizzat Necip Fazılın oğlu Mehmed Kısaküreğin açıklamalarını dinledik.
Biraz daha hassasiyet... biraz daha ölçü..
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 19
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #17 : 24 Mayıs 2007, 13:29:13 13:29* » |
|
Allah yardimcimiz olsun cunku bunlarin ne kadarini yapabiliyoruz acaba bunu oncelikle kendime soruyorum.ALLAHcc. razi olsun cok guzel
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Moderatör
Mesaj Sayısı: 1650
Çevrimiçi
|
 |
« Yanıtla #18 : 24 Mayıs 2007, 14:52:28 14:52* » |
|
MUHASEBE INSANI
SIBGATELLAAH VEMEN EHSENÜ MINALLAAHI SIBGAH VE NEHNÜ LEHÜÜ AABIDÜÜN
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 49
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #19 : 14 Haziran 2007, 15:49:52 15:49* » |
|
Materyalist mantık ile hareket ederek, İnsanlığın kararan ufkunu daha da karartan, Felaket tellallarının karmaşık ruh dünyalarında, Bir damla suda fırtınalar kopardıkları bir siteyi tavsiye eden bir dostuma yazdığım bir yazıdır.
Faydası olur mülahazası ile, Sevgili dostlarımla paylaşmak istedim.
Sevgili Arkadaşım ........ İlginize çok teşekkür ederim. Tavsiye ettiğiniz siteye girdim.
Yalnız bilim adamlarının karamsar dünyalarının kaos haberleri zaten her zaman ufkumuzu karartmakta.
Oysa kıyametin kopacağı bilinmeyen bir şey değil. Elbette başlangıcı olan her şeyin bir sonu olacaktır. Dünya da, Sona mahkûm olan yaratıklardan biri. Yalnız şu var ki sonu olmayan ve bir son kabul etmeyen Ve etmeye yanaşmayan, İnsan ruhuna, maddenin son bulduğu andan itibaren, başlayacak sonsuzluk aleminden müjdeler verilmeli, İnsanlar ve insanlık bu müjdeye muhtaç.
Sonra kıyametten bize ne, Dünyaya bunca insan geldi yaşadı ve gitti, Aslolan, herkesin kendi kıyametine karşı hazırlıklı olması değil mi. Bence bilim adamlarına yakışacak en önemli çalışma, Yokluğun ve yok oluşun iddiasının ispatına çalışmak değil,
Varlığın ve var edenin varlığını ispatlayarak, Hayata anlam kazandırılmasıdır.
Her hangi bir tedbirle kurtulamayacağımız, Yaklaşmakta olan büyük bir tehlikeyi bilmenin, büyüterek bildirmenin, paniğe sebebiyet vererek rahatı kaçırmaktan başka ne faydası olabilir. Eğer insanlığın hayrına bir şeyler yapılmak isteniyorsa,
Kıyametten sonrası için vaat edilen sonsuz saadet saraylarından bahsedip, Peygamberlerin iddia ettikleri cennetin inkârına değil, ispatına çalışsınlar.
İnsanı ve insanlığı, Yokluğun ve yok oluşun kahreden pençesinden kurtararak, İnsanlığa gerçekten faydalı bir hizmet vermiş olabilsinler.
Sevgili ...... Yinede çok teşekkür ederim. Belki farkında olmadan çok ilgilendiğim konuları içeren bir siteyi bana tavsiye ettiniz. Demek ki ilgi alanlarımızda bir paralellik var. Sizinle yazışmaktan mutlu oldum.
Devam edersek birbirimizden çok istifade edeceğimize inanıyorum. Yeni tavsiyelerinizi bekler, çalışmalarınızda başarı hayatınızda mutluluklar dilerim.
Site arkadaşlarıma saygılarımla.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 49
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #20 : 03 Eylül 2007, 17:13:25 17:13* » |
|
Müslümanların sosyalleşmesi ve global sorumluluklarının farkına varması adına yazılmış bir kompozisyon.
SORUMLULUKLARIMIZ
Küresel ısınma ve eko sistemdeki hayatı tehdit eden değişiklikler karşısındaki sergilenen vurdum duymaz tavırların insanlık alemine faturası tahminlerin ötesinde olacaktır.
Elbette bu büyük facianın suçluları belli olmasına rağmen, mutlaka bu konuda herkese her seviyede düşen sorumluluklar olduğu gibi bizlere de önemli sorumluluklar düşmektedir.
Özellikle son dönem itibarı ile ilim merkezlerinden kasıtlı bir şekilde uzaklaştırılmış ve cehalete mahkûm edilmiş bulunan biz dindarlar, genel kültür ve çevre bilincinden mahrum bırakılmakla, doğal dengelere tesir açısından fazla bir önem ifade etmemekle beraber İslam’a yakışmayan davranışlardan kendimizi soyutlayabilmiş değiliz. En basitinden yerlere tükürme ve eline geleni sorumsuzca etrafa atmak gibi genel ahlak kuralları karşısındaki vurdum duymazlıktan tutun, israfın her çeşidinin dinimizce kesinlikle haram kılınması emrine olan muhalif, lakayt, laubali ve benzeri davranışlar, Müslümanlar adına, dünya genelinde İslami ahlak kurallarını bir tarafa bırakın içinde yaşamakta oldukları genel ahlak kurallarını dahi hiçe sayan bir profil ortaya koymaktadır. Bu sorumsuz, rahat ve bilinçsiz davranış ve anlayışın faturası da maalesef İslam’a kesilmektedir.
Öyle bir Beladan (musibetten) sakınınız ki geldiği zaman sadece zalimleri değil mazlumları da içine alır veya cezalandırır. Çünkü musibetin gelişinde birinci sorumlu zalimler görünse de, o zalimlerin ve zulümlerin vuku bulmasına sebebiyet verme, davetiye çıkarma sonrası itibarı ile de önleme adına tedbirler almayan mazlumlarda sorumludur. Buna, rıza-en, iltizamen davetiye çıkarmak denir.
“ Es-sebebu kel fail” sebep olan fiili işleyen gibidir. ” Kullukum rain ve kullukum mes-ulun an raiyyetihi” hepiniz çoban (idareci) sınız ve hepiniz idarenizdekilerden mes-ul sunuz diyen Peygamberi zişanın gösterdiği hedeflerden nekadar uzak olduğumuzu yaşadığım bir olayı naklederek özetlemek istiyorum. Bir ikindi veya öğlen namazımı kılmak için İzmir’in selatin camilerinden olan Hisar önü cami-ine girmek üzere içeriye ayağımı attığımda kürsüden canhıraş feryatları andıran ve şok eden şu ifadelerle dona kaldım. İfade aynen şöyle “ Müslüman çağdaş olamaz.” Sanki başımdan aşağıya buz gibi veya ateş gibi sular döküldü. Ve sevgili hocamız üstüne basa basa aynı kelimeyi sanki zihinlerde tesbit etmek ister gibi bir daha sesinin tonunu daha da artırarak tekrarlamaz mı.” Müslüman çağdaş olamaz.” Tabi bu arada, ben, kısa bir zaman dilimi olmasına rağmen hocamıza olmadık hakaretleri kalbi ihtizazlarımla havale ettim. Amma beni utandıran ve sanıyorum tüm İslam âleminin kulağına küpe olacak ve beni de belki ömrüm olduğu müddetçe aceleciliğimden dolayı utandıracak şu altun vecizeyi yapıştırdı. “MÜSLÜMAN ÇAĞA BAŞ OLUR. VE OLMALIDIR.” Ve o günden sonra uzun zaman ders ve sohbetlerimde önce kızıp sonra hayranlıkla takdir ettiğim hocamızın ” Müslüman çağdaş olamaz.” “MÜSLÜMAN ÇAĞA BAŞ OLUR. VE OLMALIDIR.” sözünü önemli bir materyal olarak kullandım. O hocamıza hayranlığımı cemaatler önünde ifade ettim. İnşaallah onun hakkındaki ilk su-i zannım ve infialimden kaynaklanamış olan manevi mesuliyetin sorumluluğundan hesaba çekilmemeyi de af ve mağfireti sonsuz ğaffarezzunub olan rabbimden diler ve dilenirim.
Evet, baş olmayanlar kuyruk olmaktan kurtulamazlar, kuyruklarında sazı sözü kuyruk kadar olur. Şimdi başta kendime ve sonrada Müslüman olduğuna inanan ve Müslüman olduğunu iddia eden her insana soruyorum. İnsanın sosyal ve siyasal, iktisadi adli, ahlaki hatalarından kaynaklanıp, Dünyanın fiziki, coğrafi, jeolojik, meteorolojik ve ekolojik yaralarını sarmak için Müslümanların, İslam’ı dünya insanlığına baş yapma sorumluluğu yok mudur. Böyle bir sorumluluğumuz varsa bu sorumluluğumuzun nekadar farkındayız, bu sorumluluğumuzdan kurtulma adına nekadar çalışıyoruz. Siz sevgili kardeşlerimi dinimizin İnsana kâinat içinde takdir etmiş olduğu konuma bir göz atmaya davet ediyorum. Çoğunuzun haberdar olduğunuzu tahmin ettiğim Risale-i Nurlarda şöyle bir sıralama var. İnsan EŞREF-UL MAHLÛKATTIR. Bildiğiniz gibi yaratılmışların en şereflisi, hilkatindeki mükemmellik onu aynı zamanda mükerrem kılmış. Yerlerin ve göklerin, maddenin ve mananın sırları ve hâkimiyeti insana verilince bu mazhariyet insanı HALİFE-İ RUYİ ZEMİN makamına yükselterek aciz bir hayvan olmaktan kurtarıp “LEKED HALEKNEL İNSANE Fİ EHSENİ TAKVİM” sırrına mazhar kılmış. Eşyanın ruhu niteliğinde bulunan âlemi melekûtun sakinleri olan melekler, Bezmi elestte Âdem’e (as.) secde etmelerinin sırı-ı hikmet ve hakikatini, âlemi şehadette insana hizmet ve itaatleri olarak görmekteyiz. Yeriyle göğüyle, canlısıyla cansızıyla her şeyin insanın emrine LEBBEYK diyerek itaat ettiğini insanın gücü ile telif etmenin mümkün olamayacağı gibi. İlim açısından da “ALLEMEL ADEME Bİ ESMA-İ KULLİHA” iltifatı ilahisine mazhariyeti olmasa idi, insanın eşya ve hadiseleri isimlendirme, şekillendirme ve yönlendirmede etkisinin herhangi bir hayvandan fazla olabileceğini iddia etmek mümkünmüydü. Allah (c.c.) sıfatları ile teçhiz edip esmasını talim etti EŞREF-UL MAHLÛKUNU HALİFE-İ RU-Yİ ZEMİN olarak tayin etti ve peşinden de, Onu kendisine muhatap olarak tercih etti. Yani MUHATAB-I İLAHİ olarak kendi zatına muhatap seçti içinden Adem(as.) gibi safiyullah, İbrahim(as.) gibi Halilullah ve Hz Muhammed (Asv.) habibullah makamının temsilcilerini insanlığın tahripkar yönlerini tamir ve tadil için içlerinden vazifelendirdi. İşte ey eşref-ul mahlûkat ve halife-i ruyizemin olan insanlar ve muhatab-ı ilahi siz Müslümanlar Allahın size emaneten verip te cennet karşılığında ticareten istemiş olduğu dâhili ve harici afakî ve enfüsi emanetlerini daha nekadar sorumsuzca tahrip edecek veya insanlığını hırs ve hasedine kurban eden zalimlerin dünyevi ve uhrevi hayatınızı tahrip ve tehdit edişine ne zamana kadar seyirci kalacaksınız. Yoksa kendisine acımayana acınmaz kabilinden Allahın hakkınızdaki rahmet, merhamet, inayet ve muavenetini kaybetmeyi mi bekliyorsunuz. Yazıma bir ayeti kerime ve bir hadisi şerif ile son veriyorum. “KUNTU HAYRE UMMETİN UHRİCET LİNNASİ TEMURUNE BİL MARUFİ VETEN HEVNE ANİL MUNKERİ VETU MİNUINE BİLLAHİ” “KULLUKUM RAİN VEKULLUKM MESULÜN AN RAİYYETİHİHİ” Bu ayeticelile ve bu hadisi nebevinin muhatabları sizler, insanlığın hayrı için insanlığın içerisinden çıkarılmış en hayırlı bir millet değimlisiniz. Ve sizler hepiniz sürüsünden yani idaresinden mes-ul ve mükellef birer muvazzaf sevk ve idareci ve beyin yapıcılar değimli siniz. Rehberiniz mi yok. Önderiniz mi. Herkese saygı ve hörmetlerimi arz eder. Kudsi, ali ve ağır hizmetimizin ifa ve icrasında “Vehuve ala kulli şeyin kadir “ sırrına sahip “kun feyekun” emrine malik olan rabbimin yar ve yardımcımız olmasını diler ve dilenirim.
[/font] [/color]
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 49
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #21 : 04 Eylül 2007, 15:15:10 15:15* » |
|
Muhasebe insanı. "Men arefe nefsehü feked arefe rebbehu" (Nefsini tanıyan Rabbi bilir.) Hükmü ile hareket edendir. Şu muteşem kainat içinde nazdar bir çocuk, mükerrem bir misafir, mükemmel bir zinet ve mesul bir m-emur olduğunu bilendir. Mahlukatı emrine imkan ve nimeti istifadesine usnuanı tanıyandır. Ve bütün bu nimet, imkan ve iltifata karşılık onu aciz bir hayvan iken nazdar mir misafir, kudretli bir hakim ve sultanı kainat makamına oturtan ezel ve ebed sultanına karşı hayret, minnet ve muhabbetle ibaet edendir. Her an neciyim, nereden geliyorum, kim göederdi, benden verdiklerinekarşılık ne ister ve nereye gidiyorum sorularını sorandır. Her gün bugün Allah için neyaptın veya yapmakla emrolunduğuın halde hengi vazifelerini yapmadın diye nefsini hesaba çekendir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Yönetim
Mesaj Sayısı: 2526
Çevrimdışı
"Men`e, Seni gerek, SENİ!"
|
 |
« Yanıtla #22 : 06 Aralık 2007, 01:43:22 01:43* » |
|
* Muhasebe insanı evvelde ahirde "sıfırım" mülahazasıyla yaşar, içine en ufak (misal) "galiba namazlarımı eda ettim" gibisinden mülahazalara dahi kapıyı sıkı sıkı kapar "ben nasıl olurda zanlarımı hakikat yerine koymaya çalışırım, hakikati yalnız Allah s.t. biliyor" der.
* Burası dâr-ı hizmet, mîzândan sonradır dâr-ı ücret deyip hizmete şartlanma, ücretin en hafifine temâyüle dahi Zübeyr ağabey mülahazasıyla "Nûr'a şakirt kolay olunur ama şakirt olarak ölmek zordur" deyip hizmet atmosferinin, ihlas gıdasına, şiddet-i ihtiyâcını nefse hazmettirip, kabul ettirmek.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1412
Çevrimdışı
Ne ki Sevda: Hakka Sevdanmadıktan Sonra...
|
 |
« Yanıtla #23 : 11 Mart 2008, 22:19:04 22:19* » |
|
Sayın Hizmetkar Teşekkür linkini göremiyoruz 
A.R.Olsun...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Kalbin Öyle Duyuşları Varki Akıl Onlara Asla Sahip Değil
|
|
|
Mesaj Sayısı: 359
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #24 : 07 Nisan 2008, 14:12:29 14:12* » |
|
Allah razı olsun hocam
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
GELEN GİDER, GİDEN GELMEZ....
|
|
|
Yönetim
Mesaj Sayısı: 8378
Çevrimdışı
islamiyetin menşei, ilim; esası, akıldır.
|
 |
« Yanıtla #25 : 07 Nisan 2008, 20:06:54 20:06* » |
|
Amin cumlemizden insallah...
(birak tesekkuru, dua et final kardesim..: ) )
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Hüdâyî'ye şefâat kıl eğer zâhir eğer bâtın Kapuna intisâb etmiş gedâdır Yâ Rasûlallâh
|
|
|
Mesaj Sayısı: 4992
Çevrimdışı
Kıyama Kalk Ey Aşk-ı Sücut!
|
 |
« Yanıtla #26 : 11 Mayıs 2008, 23:51:19 23:51* » |
|
Allah razı olsun
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 11
Çevrimdışı
"HatiP"
|
 |
« Yanıtla #27 : 25 Mayıs 2008, 15:12:09 15:12* » |
|
Nasip et Ya Rab!Allah razı olsun degerli kardes....
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"Her hali dua olanın,kendiside duası gibi olacaktır."
|
|
|
Mesaj Sayısı: 11
Çevrimdışı
"HatiP"
|
 |
« Yanıtla #28 : 25 Mayıs 2008, 15:14:52 15:14* » |
|
Materyalist mantık ile hareket ederek, İnsanlığın kararan ufkunu daha da karartan, Felaket tellallarının karmaşık ruh dünyalarında, Bir damla suda fırtınalar kopardıkları bir siteyi tavsiye eden bir dostuma yazdığım bir yazıdır.
Faydası olur mülahazası ile, Sevgili dostlarımla paylaşmak istedim.
Sevgili Arkadaşım ........ İlginize çok teşekkür ederim. Tavsiye ettiğiniz siteye girdim.
Yalnız bilim adamlarının karamsar dünyalarının kaos haberleri zaten her zaman ufkumuzu karartmakta.
Oysa kıyametin kopacağı bilinmeyen bir şey değil. Elbette başlangıcı olan her şeyin bir sonu olacaktır. Dünya da, Sona mahkûm olan yaratıklardan biri. Yalnız şu var ki sonu olmayan ve bir son kabul etmeyen Ve etmeye yanaşmayan, İnsan ruhuna, maddenin son bulduğu andan itibaren, başlayacak sonsuzluk aleminden müjdeler verilmeli, İnsanlar ve insanlık bu müjdeye muhtaç.
Sonra kıyametten bize ne, Dünyaya bunca insan geldi yaşadı ve gitti, Aslolan, herkesin kendi kıyametine karşı hazırlıklı olması değil mi. Bence bilim adamlarına yakışacak en önemli çalışma, Yokluğun ve yok oluşun iddiasının ispatına çalışmak değil,
Varlığın ve var edenin varlığını ispatlayarak, Hayata anlam kazandırılmasıdır.
Her hangi bir tedbirle kurtulamayacağımız, Yaklaşmakta olan büyük bir tehlikeyi bilmenin, büyüterek bildirmenin, paniğe sebebiyet vererek rahatı kaçırmaktan başka ne faydası olabilir. Eğer insanlığın hayrına bir şeyler yapılmak isteniyorsa,
Kıyametten sonrası için vaat edilen sonsuz saadet saraylarından bahsedip, Peygamberlerin iddia ettikleri cennetin inkârına değil, ispatına çalışsınlar.
İnsanı ve insanlığı, Yokluğun ve yok oluşun kahreden pençesinden kurtararak, İnsanlığa gerçekten faydalı bir hizmet vermiş olabilsinler.
Sevgili ...... Yinede çok teşekkür ederim. Belki farkında olmadan çok ilgilendiğim konuları içeren bir siteyi bana tavsiye ettiniz. Demek ki ilgi alanlarımızda bir paralellik var. Sizinle yazışmaktan mutlu oldum.
Devam edersek birbirimizden çok istifade edeceğimize inanıyorum. Yeni tavsiyelerinizi bekler, çalışmalarınızda başarı hayatınızda mutluluklar dilerim.
Site arkadaşlarıma saygılarımla.
"Herkes vazifesini bilip onunla mesgul olmalı."
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"Her hali dua olanın,kendiside duası gibi olacaktır."
|
|
|
Mesaj Sayısı: 17
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #29 : 06 Haziran 2008, 02:16:03 02:16* » |
|
Evet, öğrendiğimizi öğrendiğimiz gibi yaşamalıyız.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|