19 Mayıs 2012, 01:04:47

Gönderen Konu: SECME SIIRLER...  (Okunma sayısı 18946 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

tana

  • Ziyaretçi
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #15 : 27 Mayıs 2007, 18:04:06 »
BENİ DUYAR MISIN?

Yar yanar kervan geçer yüreğimden her gece
Dilimde nakışlıdır bir kelime tek hece
Yorulurum yorgunum senin derdinden nice
Dağlarım var o dağlarda yollarım yok benim

Tükenmeyecek derdi ilaç azdırır imiş
Mevla sevene mezar kazdırır imiş
İki gününü bir asır azdırır imiş
Sana ulaşmak için asırlarım var benim

Elime hançer değse gül zannederdi gönül
Gözüme hazan değse yaz zannederdi gönül
Bütün elemlerimi haz zannederdi gönül
Onulmaz yaralarım sevdalarım var benim

Uzakların ışığı yanmaz oldu nicedir
Senin ismin kalbimde saklı nicedir
Hasretinle biçare beter oldum bilesin
Yüreğime sığmayan yangınlarım var benim

Ey gözleri bir ormandan daha muamma yeşil
Ey duyguları insan üstü müstakil
Bir sen varsın bende benden içre ve tekil
Sana gelmez feryatlarım çığlıklarım var benim

Beklenen gün gelir elbet, sabır ister dediler
Zaman geçti büyüttüğüm goncalarım derdiler
Seni benden ayırıp yaban ele verdiler
Hiç tükenmez hicranım sancılarım var benim

Adını alışmak koymuşlar nicedir  unutmanın
Ben seni unutmuşsam yalan doğar fecirler
Her şafakta her gurupta seni anar yüreğim
Senden sonra sadece küllerim var benim

Yosun tuttu ağlamaktan gözyaşımın yatağı
Sensiz kurulmuyor gönüllerin otağı
Söyle sana bir lahza vuslatım var mı?
Kavuşulması muhal yarınlarım var benim.

Dalgalar senden yana çarpmaz oldu kıyıya
Martılar selamını getirmiyor nicedir
Uzaklarda sağ mısın yaşıyor musun hala?
Kalbimde senin için topraklarım var benim.

***                      ***

BEŞİNCİ  MEKTUP
 

Ayrılık diye bir şey yok.

Bu bizim yalanımız.

Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.

Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

 

Güneş çoktan doğdu.

Uyanmış olmalısın.

Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?

Öyleyse ayrılmadık.

Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

 

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.

Önce beklemekten.

Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.

İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

 

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,

Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...

Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,

Kanunlara saygı göstermesini,

İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

 

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.

Ya o? Ya o?

İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,

Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,

Saadet bekliyor yaşamaktan.

 

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.

Aradıklarının çoğunu bulamamış,

Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak

Göçüp gidiyor bu dünyadan.

 

İşte yaşamak maceramız bu.

Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak

Ve yaşayıp beklerken ölmek!

 

Özleme bir diyeceğim yok.

O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.

O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.

O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

 

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,

Yaşantımız özlemlerle güzel.

Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.

Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.

Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

 

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;

Seni özlediğim içindir.

Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;

Seni özlediğim içindir.

Yaşıyorsam; içimde umut varsa,

Yine seni özlediğim içindir.

 

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!

Ümit Yaşar OĞUZCAN


***                       ***

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar bahara hazırlanıyor
Bu şehir eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamsından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu


Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun


Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep, sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

ATTİLÂ İLHAN

Çevrimdışı Hilall76

  • Aktif Yazar
  • ****
  • İleti: 1219
  • fikir - zikir - sükür
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #16 : 27 Mayıs 2007, 19:29:17 »
Düsünce Tokmagi ...

Düsünce bir tokmak, dövülen ruhum
tipki mercanlar gibi sinemde kan...
Yutkunup yutkunup hep inliyorum
Dudagim buruk, ruhumda heyecan...

icimde tasa, sakaklarmda ter
nir cildirtan dert ki her dertten beter
bunu anlamak icin idrak ister
ve izdiraptan serha serha vicdan...

coklarinda gam yokm düsünme kusur
bedenin kullari bitevi mahmur
cakirkeyif, serazat, gamsiz ve magrur
gülüp geciyorlar sana arkadan..

cileyle bas basa sonsuza kadar
kal ki "ates düstügü yeri yakar"
varsin anlamasin derdini agyar
Meydanlar er ister, erler de meydan..
>>   Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah   >>

tana

  • Ziyaretçi
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #17 : 28 Mayıs 2007, 18:29:49 »
Cihada Dâvet
 


Gel kardeşim, engelleri birden aşalım, gel,

Seller gibi dâvâda beraber taşalım gel,

Bayraktaki rüzgar gibi destanlaşalım gel,

 

Allah’a giden yolda beraber koşalım gel,

Bin derdini İslâm ilinin paylaşalım gel!...

 

Bin atlı akınlarda cihat önderi kimdi?

Ufkunda güneş batmayan üç kıta bizimdi,

Kimler o geniş ülkeye hükmetmede şimdi?

 

Yol vermeyen engelleri birden aşalım gel,

Bayraktaki rüzgar gibi destanlaşalım gel!...

 

Hız vermeli imanına heybetli Mohaç’lar,

Tuğlarla beraber yarışan sırmalı taç’lar,

Yâdı ile o devrin dile geldikçe ağaçlar,

 

Seller gibi dâvâda beraber taşalım gel,

Bayraktaki rüzgar gibi destanlaşalım gel!...

 

Mâzileri, coştukça, gönülde anacaksın,

Mecnun gibi Leyla’yı anarken yanacaksın,

Her derdine elbet severek katlanacaksın...

 

Allah’a giden yolda beraber koşalım gel,

Bin derdini İslâm ilinin paylaşalım gel!...

 

Sen, gençliğe yol gösterecek tertemiz elsin,

Hakk’ın boğulan gür sesi, haykır ki yücelsin

Binlerce zafer bestesi birden dile gelsin...

 

Allah’a giden yolda beraber koşalım gel,

Yol vermeyen engelleri birden aşalım gel!

 

Tarihlere sen, yepyeni bir devir açacaksın,

Afâka, güneş gibi nurlar saçacaksın,

Heybetli sesin, ülkede şimşekler gibi çaksın...

 

Bayraktaki rüzgar gibi destanlaşalım gel

Yüzyılları Kur’anla beraber aşalım gel!

 

Rabbin bize ihsanı olan mucize varken,

İman seli, vecdi ile onun çağlar akarken,

Toprakların eb’adı, gönül şevkine darken,

 

Allah’a giden yolda beraber koşalım gel,

Hep Nurdan âlemlere dek yaklaşalım gel!...

 

Dâvâda, neden böyle kayıtsız duruşun var?

Hissizliğe binlerle özürler buluşun var!

Dâvâya adanmış kaç kuruşun var?

 

Seller gibi dâvâda beraber taşalım gel,

Bayraktaki rüzgar gibi destanlaşalım gel!

 

Alçaklığın envaına susmak; bu ne zillet!!

Kanser gibi, ruhlarda yayıldıkça bu illet,

Bir dağ gibi birden çökecek koca bir millet...

 

Yol vermeyen engelleri birden aşalım gel,

Seller gibi dâvâda beraber taşalım gel!

 

Ruh  aleminin Nur saçan ufkunda melekler,

Allah’a giden yollara çıkmış, seni bekler.

Hep özlediğin yerlere güller serpecekler...

 

Bayraktaki rüzgar gibi destanlaşalım gel,

Yüzyılları Kur’anla beraber aşalım gel!...

 

Dergâhına Rabbin el açıp yalvaralım gel,

Hâlâ kanayan mâtemi birden saralım gel,

İmanını gençlik kolunun kurtaralım gel!...

 

Ali Ulvi Kurucu


***                      ***


EZAN-I MUHAMMEDİ

 
Emr-i bülendsin ey ezan-ı Muhammedi

Kafi değil sadana cihanı Muhammedi

 

Sultan Selim-i evveli ram etmeyip ecel

Fethetmeliydi alemi Şanı Muhammedi

 

Gök nura garkolur nice yüzbin minareden

Şehbal açınca ruh-i revan-ı Muhammedi

 

Ervah cümleten görür Allahü Ekberi

Akseyleyince arşa lisanı Muhammedi

 

Üsküp’de kabr-i madere olsun bu nev gazel

Bir tuhfe-i bedi ü beyan-ı Muhammedi

 

YAHYA KEMAL


***                            ***


O’NUN ÜMMETİNDEN OL!

 

Beri gel, serseri yol!

O’nun ümmetinden ol!

Sel sel kümelerle dol!

O’nun ümmetinden ol!

 

Sen, hiçliğe bakan yön!

Hep sıfır, arka ve ön!

Dosdoğru Kâbe’ye dön!

O’nun ümmetinden ol!

 

Gel dünya, mundar kafes!

Gel, gırtlakta son nefes!

Gel, Arş’ı arayan ses!

O’nun ümmetinden ol!

 

Solmaz, solmaz; bu bir renk...

Ölmez, ölmez; bir ahenk...

İnsanlık; hevenk hevenk¸

O’nun ümmetinden ol!

 

Gökte çakıyor haber,

Geber çelik put geber!

Doğrul yeni seferber,

O’nun ümmetinden ol!

 

N. Fazıl KISAKÜREK

tana

  • Ziyaretçi
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #18 : 29 Mayıs 2007, 15:44:41 »

YAGMUR

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-i hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yasadım ki, yaşanmamış, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü
Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri
Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğunda anılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü
Bazen kendine asık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü
Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya
Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü
Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların
Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü
Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından
Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin
Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü askın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü
Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yasadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

NURULLAH GENC

 

 

 

tana

  • Ziyaretçi
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #19 : 29 Mayıs 2007, 18:30:20 »
SÜLEYMANİYE'DE BAYRAM SABAHI

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.

Ordu-milletlerin en çok dövüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarinin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gaazileri, serdarıyla,
Taşı yenmiş nice bin işçisi, mimariyla.
Hür ve engin vatanin hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları...

Bir neferdir bu zafer mabedinin mimarı.
Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bugün mağrurum;
Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

Gördüm on safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
Ne kadar saf idi siması bu mü'min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşayan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mi?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mubarek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosva'dan, Nigbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?

Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mı?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?

Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşıyanlarla beraber bulunan ervahı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

Yahya Kemal Beyatlı

tana

  • Ziyaretçi
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #20 : 01 Haziran 2007, 17:16:23 »
Çok Şükür Köylüyüm

Ceketim yamalı
Tenim toprak kokar
Bil ki her lokmada
Alnımın teri var


Sermayem bileğim
Talebim yok benim
Dünya sizin olsun
Yüreğim tok benim


Emeğim kutsaldır
Ne olur hor bakma
Tahsilim yok ama
Yemem haram lokma


Helaldir aşım
Gözümde yaşım
Belim bükük ama
Dik durur başım


Beyler hatır sormaz
Tabip neşter vurmaz
Doğduğumdan beri
Derdim düğüm düğüm
Çünkü ben köylüyüm


Vurgun nedir bilmem
Soygun nedir bilmem
Bildiğim bir şey var
Derdim düğüm düğüm
Çok şükür köylüyüm
 
Uğur Işılak

***                      ***


VATAN DESTANI

 
O kadar dolu ki toprağın şanla,

Bir değil, sanki bin vatan gibisin,

Yüce dağlarına çöken dumanla,

Göklerde yazılı, destan gibisin.

 

Hep böyle bulutlar içinde başın,

Hilâli kucaklar her vatandaşın.

Geçse de asırlar, tazedir yaşın.

O kadar leventsin, fidan gibisin.

 

Çiçeksin, bayılır kuşlar kokundan,

Her dalın bir yay, ki zümrüt okundan.

Müjdeler fısıldar Ergenekon’dan,

Bu sese gönülden hayran gibisin.

 

Ey bütün cihana bedel Türk eli!

Açtığın cenklerin yoktur evveli,

Tarih bir nehir ki coşkundur seli,

Sen ona nispetle umman gibisin.

 

Bir yandan hep böyle taştın, köpürdün

Bir yandan cefalı bir ömür sürdün,

Fakat ne derece ezildinse dün,

Şimdi yine tunçtan kalkan gibisin.

 

Yeni bir ay ördün al bayrağına,

Girdin en sonunda irfan bağına;

Medeni hayatın nur ırmağına,

Ezelden susamış ceylan gibisin

 

Halit Fahri Ozansoy



***                ***


UYAN!


 
Baksana kim boynu bükük ağlayan?

Hakk’ı hayatın senin ey Müslüman!

Kurtar o biçâreyi Allah için,

Artık ölüm uykularından uyan!

 

Bunca zamandır uyudun, kanmadın;

Çekmediğin kalmadı, uslanmadın.

Çiğnediler yurdunu baştan başa,

Sen  yine bir kere kımıldanmadın!

 

Ninni değil dinlediğin velvele...

Kükreyerek akmada müstakbele,

Bir ebedî sel ki zamandır adı;

Haydi katıl sende o coşkun sele.

 

Karlı durulmaz, cereyan sine-çâk...

Varsa duranlar olur elbet helâk.

Dalgaların anlamadın seyrini,

Göz göre girdâba nedir inhimâk

 

Dehşet-i maziyi getir yâdına;

Kimse yetişmez yarın imdadına.

Merhametin yok diyelim nefsine;

Merhamet etmez misin evladına?

 

“Ben onu dünyaya getirdim...” diye,

Kalkışacaksın demek öldürmeye!

Sevk ediyormuş meğer insanları,

Hakk’ı übüvvet  de bu câniliğe!

 

 

Doğru mudur ye’s ile olmak tebâh?

Yok mu gayrete bir intibâh?

Beklediğin subh-i kıyamet midir?

Gün batıyor; sen arıyorsun sabah!

 

Gözleri maziye bakan milletin,

Ömrü temadisi olur nekbetin.

Karşına müstakbeli dikmiş Hudâ,

Görmeye, lakin daha yok niyyetim!

 

Ey koca Şark, ey ebedi meskenet!

Sen de kımıldanmaya bir niyyet et.

Korkuyorum, Garb’ın  elinden yarın,

Kalmayacak çekmediğim mel’anet.

 

Hakk’ı hayatın daha çiğnenmeden,

Kan dökerek almalısın mert isen.

Çünkü bugün ortada hak sahibi,

Bir kişidir:  “Hakkımı vermem!” diyen.

 

Mehmet Akif Ersoy

 



 

Çevrimdışı iskenderpaşa

  • Aktif Üye
  • *
  • İleti: 181
  • hüznün lalesidir dünya
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #21 : 21 Haziran 2007, 17:17:40 »
Ey Gönül ! bayramdır, herkes kendi yarinin elini öpmekte;
Garibim, kimsesizim, ben gamın elini, gam benim elimi öpmekte


farsça bir şiirden
vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken,
bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer

kelime yarla başlar,hece müdamdır yarla
ve cümlenin sonuna nokta gibi,yar düşer

Çevrimdışı Hilall76

  • Aktif Yazar
  • ****
  • İleti: 1219
  • fikir - zikir - sükür
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #22 : 23 Haziran 2007, 16:37:53 »

Ucun Kuslar !

Ucun Kuslar, ucun dogdugum yere;
Simdi daglarinda mor sünbül vardir.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler icinde sari gül vardir.
O cay agir akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabi hast mi solgun mu bilmem?
Yasli gelin gibi mahzûn mu bilmem?
Yüce dag basinda siyah tül vardir.

Orda gecti, benim güzel günlerim;
O demetleri anip bugün inlerim.
Destan-i ömrümü okur dinlerim,
Icimde orali bir bülbül vardir.

Ucun kuslar, ucun burda vefa yok;
Öyle akar sular, öyle hava yok;
Feryadima karsi aks-i seda yok;
Bu yangin yerinde soguk kül vardir
>>   Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah   >>

Çevrimdışı y.adiguzel

  • Vefalı Üye
  • *****
  • İleti: 5362
  • Zafer için değil, sefer için emir aldık.
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #23 : 23 Haziran 2007, 17:29:30 »
YOL DÜŞÜNCESİ
 

Bu def’a farkına vardım ki ihtiyarlamışım.

Hayâtı bir camın ardında gösteren tılsım

Bozulmuş, anlıyorum, çıktığım seyâhatte.

Cihan ve ben değiliz artık eski hâlette.

Mısır ve Sûriye, pek genç iken, hayâlimdi;

O ülkelerde gezerken kayıdsızım şimdi.

Bu gözlerim, medeniyetlerin bıraktığını,

Beş on yıl önce, görür müydü, böyle taş yığını?

Bugünse yeryüzü hep madde, her ufuk maddî.

Demek ki alemin artık göründü serhaddi.

 

Ne Akdeniz’'de şafaklar, ne çölde akşamlar,

Ne görmek istediğim Nil, ne köhne Ehrâmlar,

Ne Bâlebek’te lâtin devrinin harâbeleri.

Ne Biblos’un Adonis’den kalan sihirli yeri,

Ne portakalları sarkan bu ihtişamlı diyâr,

Ne gül, ne lâle, ne zambak, ne muz, ne hurma ve nar,

 

Ne Şam semâsını yâlel’le dolduran şarkı,

Ne Zahle’nin üzümünden çekilmiş eski rakı,

Felekten özlediğim zevki verdiler, heyhât!

Bu hâli, yaşta değil, başta farzeden bir zât

Diyordu: "İnsana çarmıhta haz verir îman!"

Dedim ki: "Hazreti İsâ da genç imiş o zaman."

 

Eğer mezarda, şafak sökmiyen o zindanda,

Cesed çürür ve tahayyül kalırsa insanda,

- Cihan vatandan ibârettir, îtikadımca -

Budur ölümde benim çerçevem, murâdımca;



Vatan şehirleri karşımda, her saat, bir bir;

Fetihler ufku Tekirdağ ve sevdiğim İzmir;

Şerefli kubbeler iklimi, Marmara’yla Boğaz;

Üzerlerinde bulutsuz ve bitmiyen bir yaz;

Bütün eserlerimiz, halkımız ve askerimiz;

Birer birer görünen anlı şanlı cedlerimiz;

İçimde dalgalı Tekbir’i en güzel dînin;

Zaman zaman da "Nevâ-Kâr’ı" doğsun, Itrî’nin.

Ölüm yabancı bir âlemde bir geceyse bile,

Tahayyülümde vatan kalsın eski hâliyle.


Y.Kemal BEYATLI

Çevrimdışı Hilall76

  • Aktif Yazar
  • ****
  • İleti: 1219
  • fikir - zikir - sükür
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #24 : 23 Haziran 2007, 17:51:37 »

Sessiz gemi ...

Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Mechule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahetten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden

>>   Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah   >>

Çevrimdışı mavi sükun

  • Araştırmacı Üye
  • **
  • İleti: 273
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #25 : 12 Temmuz 2007, 15:56:24 »
Hicran Ateşi / MUHAMMED HACIKERİMLİ


Geceler kendine döner daima
Şimdi zeval vaktindedir gündüzüm
Yağmurlar da girmez rüyalarıma
Zaman yorgun, çöle benziyor yüzüm

Bahçemde hazana uğramış güller
Mevsimler geçti ah günlerim azap
Bir sağa bir sola savrulur küller
Hicran ateşleri kalbte ızdırap

Akşamın gözleri okur kalbimi
Çırpınıp duruyor içimde rüzgâr
Bu rüzgar, feryatlar sarsa da beni
Yollarım elbette bahara uğrar


Bir mavi sükun sarmıştı hülyalarımızı,
Gökyüzü ümitle göz kırpıyordu uzaktan..
Tam yapayalnız kaldığımız an dayanaktan;
İnayet azimle bütünleştiği kuşaktan,
Morartıyordu mesajlar rüyalarımızı.

Çevrimdışı GÜLEFŞAN

  • *
  • İleti: 25
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #26 : 12 Temmuz 2007, 16:25:50 »
 
 
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE


 Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
 
Mehmet Akif Ersoy
[/shadow]
"Bir âyinedir âlem, her şey Hak ile kâîm
Mirât-ı Muhammed'den Allah görünür dâim."

Çevrimdışı HayalEt

  • Aktif Yazar
  • ****
  • İleti: 1292
Ynt: SECME SIIRLER...
« Yanıtla #27 : 12 Temmuz 2007, 16:33:45 »
Ay Doğar

ay doğar
bir ay doğar umarsız gözlerinden
bir ay batar bedir allah
karanlıklar bir silâh kahrı gibi oturur yüreğime
iflah olmaz bir silâh

ya kara bir kırbaç gibi vur beni küheylânlara
ya beni öldür allah

dünyada
nerede olursa olsun dünyada
senin umarsız gözlerin
kanlı bir avuç zehir
bir de yangınlı yaz akşamlarıyla bir gelir
ya da

senin umarsız gözlerin
mahzun eşkiya ateşleridir
tutuşur rüzgârlı bayırlarda


Hilmi Yavuz
"Ya Rabbi! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın."

Çevrimdışı nursehri

  • Vefalı Üye
  • *****
  • İleti: 1962
  • hayatta ümidsizliğe yer yok!!!!!
Yokluğunun Ardından
« Yanıtla #28 : 15 Temmuz 2007, 05:38:22 »
Yokluğunun Ardından

Bir veda hutbesiyle ayrıldın aramızdan
Sonra sahabelerin birer birer ardından
Bizimde bahtımıza acı yalnızlık düştü
Anladım sensiz bülbül güle neden küstü
Sene 632.Ne hicranla yıkanmış bir yıl
Evrenin tüm saatleri ayrılığa kuruldu
Ashabın hıçkırıkları tüm şiirlerin fonuydu
Gökyüzüne dokunsan ağlıyacak
Zira tüm bulutlar grinin en koyu tonuydu
Bir tepeye tırmandın ağır ağır
Bu veda haberin duymaktansa Ashab
Razı ebediyyen olmaya sağır!
Ümmetim dedin, ümmetim...
Belki bu size son seslenişim bilemem dedin
ve yangın düştü kalbine yüzbin sahabenin aniden
Korkarım,Ebubekir'in saçlarını beyazlatır bu veda
Korkarım Ömer'in yüzüne tebessüm uğramaz bir daha
Belde-i haramda hiçbir ayrılık böyle can yakmadı
Yusuf'ların nur yüzüne hicran düştü
Mecnun'ların derdi büyük,Leyla'lar anlamadı
Yetimlerin başını okşayan bir mübarek elin vardı
Sen yoksun o yetimlerinde saçları tozalara bulandı
Korkarım bu ayrılık Yakup'ları tekrar kör edecek
Korkarım, Yusuf'lar tekrar dönecek zindanlara
Ferhat'ların tırnakları dayanırmı bilmem
Sen gittin
Yalancı güneş kaldı ufkumuzu aydınlatmaya çalışan
Tadı yok güllerin artık onlarda yalan
Sen yürürken Mekke sokaklarında adım adım..
Ardından gülden güzel kokun kalırdı
Rüzgarlar öpmeden geçemez saçlarını
Ceylanları bile kendinden geçiren güzel gözlerin vardı
Şimdi yoksun
O güzel kokunuda bizden zalim bir rüzgar aldı
Anaları sütten kesti bu veda
Bebeklerin emdiğinin zehirden farkı yok
Ya seher kuşları kimin için söylesin şarkılarını şimdi?
Vefakar örümceğin yeni bir ağ örmeye takadi yok!
Ömer'in kamburu arttı diyorlar yokluğunun ardından
Ali'yi dert sardı dertleşeceği sırdaşı yok..
Bilal'inde boğazında düğüm,düğüm nefesi
Zira çağırırken ümmetini namaza Hayyalelfelah,hayyalelfelah...
Gelenlerin içinde ümmetin efendisi yok!!
Şimdi anladım yıldızlar neden ardından birer,birer etmekte firar
Anladım kırlangıçlar neden bu kadar kısa yaşar
Anladım kelebekleri ateşlere sürükleyen Aşk'ının sırrını
Şimdi anladım bebekler neden ağlayarak doğar
Sen niye ağlarsın Ey Osman?
Zira senin vuslatın ancak ömrün kadar
Ben yanayım halime bir kandil gibi usul,usul
Zira benim kavuşmam çok düşük bir ihtimal.


alıntı
GAZETEMİZE ABONE OLMAYAN KALMASIN ZAMAN HAYAT KALİTENİZDİR......
<a href="http://www.ayzagursoy.com/imageL/imzagy.swf" target="_blank" class="new_win">http://www.ayzagursoy.com/imageL/imzagy.swf</a>

Çevrimdışı y.adiguzel

  • Vefalı Üye
  • *****
  • İleti: 5362
  • Zafer için değil, sefer için emir aldık.
Ynt: SECME SIIRLER... / SULTAN
« Yanıtla #29 : 09 Eylül 2007, 20:01:27 »
SULTAN


Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum

Bağışlanmamı diliyorum

Ahmet Cahit ZARİFOĞLU