20 Nisan 2014, 01:06:51

Gönderen Konu: "Bir de bunlara Müslüman diyorsunuz" Başlıklı İftiralı Yazısıya Cevap  (Okunma sayısı 358 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı iftiralar.org

  • Yönetim
  • *****
  • İleti: 22
    • İftiralara Cevaplar


Müslümanlar elbette İslam adına birbirlerini eleştirebilirler. Ancak  eleştiride ölçü ve dengeye riayet etmemek,aşırılıklara girmek İslam'ın  ruhuna zıttır ve onun doğru anlaşılıp doğru yaşanmasına engel olacak bir tavırdır. Bu aşırılık derecesine göre kimi zaman din düşmanlarından fazla dinin ruhuna zarar verecek ölçüde tahribat ve yıkımlara,fitne ve tefrika ateşlerine sebebiyet verilebilir. Eleştiride uslub ve edeb çizgisini korumadan,Fethullah Gülen Hocaefendiyi ve bu camiayı,tekfir edecek kadar,kendi İslami hayatlarını riske atan,hasedleri imanlarının önünde olan Haydar Baş'ın nasipsizler ekibinden bir kardeşimizde,talihsiz yorumlarıyla başı çeken,kendi kararıyla müzmin müfteriliği seçen Mehmet Emin Koç kardeşimizdir.

 
Yeni Mesaj gazetesinde 3 Nisan 2013 tarihinde "Bir de bunlara Müslüman diyorsunuz!" başlığıyla yazmış olduğu yazıyı az önce hayretler içinde okudum. Sanki yılların hıncını,kinini kusma adına bir fırsat kollamış ve o fırsatı kendince bulmuş gibi,sadece midesindekileri değil,bağırsaklarındakini de kusmuş. Bir müminin başka bir mümin hakkında kesinlikle kullanamayacağı,ne Kitap'ta,ne Sünnet'te,ne Selef-i Salihin'in ictihadlarında yeri olmayan,hiçbir şekilde tecviz edilemeyecek bir üslupla dehşet-engiz isnad ve iftiralarda bulunmuş. Yıllardan beri köşesinde Muhterem Fethullah Gülen hocaefendinin şahısına yönelik saygı sınırlarını zorlayan eleştiri ve tenkitleri,gittikçe şiddeti artan bir hırsla hakarete,daha sonra da hakikaten gayretullaha dokunacak,Arş'ı ihtizaza getirecek,söyleyenini de isnad ettiği şeyle yüzyüze getirecek bütün bir camiayı "tekfir" noktasına gidip dayanmış.
 
Mehmet Emin Koç kardeşimizin yazısının başlığı gözüme çarptığında  doğrusu merak ettim,bizde kendilerinin yaptığı şekilde bir uslub ile  yazımızın başlığını tekfircileri tekfir etmek amacıyla kullanmış olsaydık,kendilerinin yaklaşımı nasıl olurdu acaba? Hiç bir şey diyemezdi,çünkü aşağıdaki Hadis-i Şerif,müslümanları tekfir ederlerin dinden çıktıklarını,kâfir olduklarını söylemektedir. "Herhangi bir kimse,din kardeşine "Ey kafir!" derse,bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne ala. Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner." (Müslim,1/319) "Onlara Müslüman demeyin" dediği,kendilerine "müslümanız"  diyen milyonlarca insan arasında ya bir müslüman varsa,onun kul hakkını  üzerinize almış olmayacak mı? Bu tehlike yüzünden ehl-i sünnete göre "tevîl varsa tekfir yoktur". Sırf nam-ı celili muhammedin bütün dünyaya yayılması için “Ona yumuşak söz söyleyin."  (Taha,44) ayetinin emrini yerine getirdi diye müminleri tekfir  ediyorlar. Onların bu üslubunun Hâricîler yolu olduğunu,Ehl-i sünnetin  böyle yapmadığını kendilerine hatırlatmak isterdim.
 
Mehmet Emin Koç,Bu kez Hüseyin Gülerce'nin Zaman gazetesinde,21 Ekim 2004 tarihinde "Hz. Meryem Projesi" başlıklı yazısını malzeme yapmaya çalışmış. Tabiyki her zaman ki gibi sofraya bir kaşık cacık getirmeyi başaramamış. Yazıdan kırpıp kestiği şu  bölümü koymuş:"Kur'an'dan Hz. Meryem suresini okuyup mealini veriyor. Salonda bir şaşkınlık… Duyduklarına inanamıyorlar... Yaşlı bir  Amerikalı dayanamayıp ayağa kalkıyor ve "Bir de sana Müslüman diyorlar!"  diye haykırıyor... Bunlar dünyamızda yeni değil,yeniden yaşanan  güzellikler." Yazıda zaten cevabı var ama fitne çıkarmak için uğraşacak ya soruyor:"Ne diyormuş yaşlı Amerikalı;bir de sana Müslüman diyorlar". Mehmet Emin Koç,tekfirciliğine mazaret göstermek için bu cümleyi buradan kırpmakla olsa olsa akşam aşırı alkol aldığını,sözleri 5 yaşında çocuk mantığı ile ele aldığını ve "bundan da malzeme çıkar" diye ortaya  sürdüğünü,sersem başını herkese isbat etmiştir.
 
Ellerinden makas düşmeyenler ne kadar kesse kırpsa biz geri  yapıştırırız,Allah'ın izniyle. Mehmet bey her ne kadar bu yazıdan  nasiplenememişse de sizler okuyun ve nasibinizi alın inşallah. (http://tr.fgulen.com/content/view/8152/12/)
 "Geçen  yıl bir ilahiyatçı arkadaş Kur'an'dan Hz. Meryem suresini okuyup  mealini veriyor. Salonda bir şaşkınlık. Duyduklarına inanamıyorlar. Zira  Hz. Meryem validemiz hakkında böylesine güzel ifadeleri kendi  dünyalarında bile dinlememişler. "Bir daha okur musunuz?" diyorlar.  Ayetler bir daha okunup mânâsı yeniden veriliyor. Yaşlı bir Amerikalı  dayanamayıp ayağa kalkıyor ve "bir de sana Müslüman diyorlar" diye  haykırıyor... Bunlar dünyamızda yeni değil,yeniden yaşanan güzellikler."
 
Neden yaşlı Amerikalı'nın Meryem suresini okuyana neden "bir de sana Müslüman diyorlar" dediğine gereksiz açıklama getirmeden önce tarihi bir olayı anlatacağım ki neden Hüseyin Gülerce'nin "bunlar dünyamızda yeni değil,yeniden yaşanan güzellikler" dediği anlaşılsın:
 
 "Mekke'li  müşrik Amr ibnü'l-As,Necaşi'yi Kandırmak İçin Sahabelere "Meryem  hakkında kötü şeyler söylüyorlar" İftirası Atmıştı. Cafer bin Ebi  Talib,arkadaşları ile Habeşistan hicreti için Habeş hükümdarı Necaşi'nin  yanına gittikleri zaman Mekke'den Amr ibnü'l-As onları geri  getirtebilmek için dostu Necaşi'ye gelmişti. Necaşi'nin huzurunda  yapılan ruhbanların da şahit olduğu konuşmalarının ardından Cafer ve  arkadaşlarını (radıyallahu anh) kendisine teslim etmeyeceğini anlayınca  Amr ibnü'l-As:
 -Ya Emir! Bunlar Meryem hakkında kötü şeyler söylüyorlar,demişti. Bunun üzerine Necaşi Cafer'e (radıyallahu anh):
 -Kur'an'da Meryem'le ilgili ayetler var mı? diye sorunca Hazreti Cafer:
 -Evet! Var,diyor ve Meryem Suresi'nin 16-34 arasındaki ayetleri okumaya başladı.
 Hükümdar  ve yanındaki rahipler bu kadar güzel ifadeler duymamışlardı. Hıçkıra  hıçkıra ağlıyorlardı. (Hak Dini Kur'an Dili,Elmalılı Hamdi Yazır c.3  s.328) Necaşi elindeki sopayla yere bir çizgi çiziyor ve Cafer'e  (radıyallahu anh):
 “Bizimle sizin inancınız arasında bu çizgi kadar bile fark yoktur” diyordu. Sonra da Amr bin As'a dönerek:
 -Önüme dağlarla altınlar yığsanız yine de bunları size iade etmem,diyordu."
 
 Mehmet  Emin Koç beyin demek istediği herhalde anlaşılmıştır. Sadece günümüzde  Hristiyanlara Hz Meryem projesi kapsamında Meryem Suresini okuyan  muhabbet fedaisi kardeşlerimize "müslüman demeyin" demekle kalmıyor. Ayrıca Peygamber Efendimizin'in Necaşi'ye gönderdiği sahabelere ve hristiyanlara Meryem suresini okuyan başta Hz Cafer'e de "müslüman demeyin" diyor. Görüldüğü gibi "hoşgörü”,“diyalog”,“sevgi”,“herkesi kendi konumunda kabul etme” ve “kavgasız bir dünya”.. gibi kavramlara karşı savaşmanın geldiği son nokta peygamber efendimize,sahabelere ve islamın özündeki değerlere karşı savaşmak olmuş.
 
Gelelim yaşlı Amerikalı'nın Meryem suresini okuyana neden "bir de sana Müslüman diyorlar" diye haykırmasının açıklamasına... Her halde bu söz üzerine diyalog karşıtları "Şimdiye kadar bir Hristiyana Meryem suresini okumadığıma göre benim müslümanlığım ne işe yarar" diye düşünmesi gerek. Çünkü Yaşlı Amerikalı,1400 yıl önceki Amr ibnü'l-As gibi günümüzün İslamofobi yayan iftiracılarının, "Müslümanlar Meryem hakkında kötü şeyler söylüyorlar" iftirasından başka birşey duymamış. Kendisine hayatı boyunca İslam dini,barbar bir din,terörist bir din,mensublarını sefalete mahkum eden bir din gibi takdim edilmiş. Şimdi müslümanlardan,Kur'an-ı Kerimde yazan Hz. Meryem validemiz hakkında böylesine güzel ifadeleri duyunca büyük bir şaşkınlık içinde duyduklarına inanamamış ve bunu söyleyen müslüman olamaz diyor. Aslında bu açıklamalar yazıda geçiyor ama Mehmet Emin Koç makasladığı için,okuyucularını işin aslını öğrenmekten mahrum bırakıyor  ve suizana mahkum ediyor. Evet yaşlı Amerika'lı müslüman kelimesini  bizim kullandığımız ve bildiğimiz mana da kullanmıyor. "Bir de size Hz isa'yı haşa sevmezler diyorlar","Bir de size Hz Meryem'e haşa küfrederler diyorlar","Bir de size terörist diyorlar" anlamında "birde size müslüman diyorlar" diyor. Bilmiyor ki,yahut henüz idrak edememiş ki Hz. İsa'yı,Hz. Meryem'i sevmeyen müslüman olmaz. Terörist müslüman olmaz. Müslüman terörist olmaz. Buyursun olamayacağını diyalog karşıtları karşılıklı görüşmeyerek,konuşmayarak,birlikte oturmayarak anlatmaya çalışsınlar.
 
 Anlaşıldığı  üzere hristiyanlara Meryem suresini okumak müslümanı hristiyanlaştırmıyor,tersine hristiyanın müslümanlara karşı ön yargılarını yıkıyor. Tebliğe giden yolu ağzına kadar aralıyor ve ilahi davete hazır hale getiriyor. Bu gibi Meryem projelerinin müslüman görünümlü insafsızlar,vicdansızlar,nasipsizler tarafından eleştirilmesi engellenmeli,diyalog çalışmalarının tüm müslümanlar tarafından desteklenmesi gerekiyor. Kur'an-ı Kerim Meryem suresi okunduğunda göz yaşlarına hakim olamayan hristiyanların olduğunu Maide Suresi 82 ve 83. ayetlerinde şöyle anlatır:
 
“İman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak ‘Biz Hristiyanız.' diyenleri bulursun. Çünkü onların içerisinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar  büyüklük taslamazlar.”
 
Peygamber'e (sallallahu aleyhi vesellem) indirilen (Kur'an'ı) dinledikleri zaman,onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar:“Ey Rabbimiz! İman ettik. Bizi de şahitlerden  yaz.”derler.
 
İşin ilginç tarafı ise Cafer'in (radıyallahu anh) bıraktığı yerden bir sonraki “ma kane lillahi en yettehize min veledi sübhaneh (Allah'ın (celle celâluhu) oğlu olmaz. O (celle celâluhu) böyle şeylerden münezzehtir)” ayeti idi. Ve Cafer iyi diyalog kurabilme adına bu ayeti okumamış,ihtilaf olacak meseleleri gündeme getirmemişti. Hazreti Bediüzzaman'ın 22. mektup 4. vecihte dediği gibi:“Her söylediğin doğru olsun her doğruyu söylemek senin hakkın değildir.”
 
Ehl-i Kitapla ilgili Al-i İmran Suresi'nin 113,114 ve 115. ayetleri de çok ilginçtir:
 
“Ehl-i  Kitabın hepsi bir değildir. Onların içinde öyle dosdoğru bir cemaat  vardır ki,gece saatlerinde Allah'ın (celle celâluhu) ayetlerini okuyarak  secdelere kapanırlar. Bunlar Allah'ı (celle celâluhu) ve ahireti tasdik  eder,iyiliği yayar,kötülükleri önler ve hayırlı işlere yarışırcasına  koşarlar. İşte onlar salihlerdendirler. Yaptıkları hayır ve  iyiliklerden,mükafatsız kalan bir tek iyilik bile bulunmayacaktır. Allah  (celle celâluhu) günahlardan korunan takva ehlini pek iyi bilir.
 
Peygamber Efendimiz Necran Hristiyanlarını Mescid-i Nebevi'ye almış  onlara ibadet izni vermiştir. (Dinlerarası Diyalog,Prof. Dr. Davud Aydüz  s.56) Hazreti Ömer'in Kudüs fethi ve diğer Hristiyanlarla münasebetinde onlara müsamahası dillere destandır. Süleyman Şah Antakya'yı fethettiği  zaman fethin sembolü olarak bir kiliseyi camiye çevirmiş,sonra buna  karşılık iki kilise açma izni vermiştir. (Hilalin Kanatları,Sızıntıdan  Damlalar)
« Son Düzenleme: 18 Nisan 2013, 20:49:05 Gönderen: iftiralar.org »
İftiralar,karalamalar, kara propagandalar cevapsız kalmayacak! Nurlar yağıp karanlıkları boğuncaya dek, bu ızdırap sürecek!

Çevrimdışı iftiralar.org

  • Yönetim
  • *****
  • İleti: 22
    • İftiralara Cevaplar
Mehmet Emin Koç İkinci İddiasında Zincirleri Koparmış iftiralarla saldırıyor:
 "Fetullah Efendi diyor ki:"Hz. Meryem,Hz. Peygamberin nikahlısıdır. Hz. Peygamber,Hz. İsa'nın babasıdır."
 
Hocaefendi şöyle diyor:"Acaba ne idi bu ruh? Hemen büyük çoğunluğu itibarıyla bütün tefsirler,âyet-i kerimedeki "...ruhumuzu gönderdik..." diye belirtilen ruh'un Cebrail (aleyhisselâm) olduğunu ifade etmektedirler. Ne var ki burada Kur'ân "ruh" tabiri kullanıyor;ruhun tayininde ise ihtilaf vardır. İhtimalin sınırları ise ihtilafın çerçevesini aşkındır;hatta Efendimiz'in ruhunu içine alacak kadar da geniştir. Evet bu da muhtemeldir;zira Hz. Meryem çok afife ve nezihe bir kadındı. Bu itibarla da gözlerinin içine başka hayal girmemişti ve girmemeliydi de. Ona sadece kendisine helâl olan  biri bakmalıydı. O da olsa olsa Efendimiz olabilirdi,zira O bir  münasebetle Hz. Meryem'in kendisiyle nikâhlandığına işaret  buyuruyordu.[6] Bu açıdan da "ruh"un Efendimiz'in ruhu olabileceği de  ihtimal dahilindedir. Ancak bu kat'î değildir,sadece bir ihtimaldir.  İhtimaller ise delillerle takviye edilecekleri ana kadar kat'iyet ifade  etmezler."
 
Tamamının bulunduğu orjinal link aşağıdadır.
 http://tr.fgulen.com/content/view/1568/98
 
Hocaefendi Hz. İsa,Hz. Muhammed in oğludur demiyor. Meryem sûresi,19/17 ayetlerini tefsir ederken âyet-i kerimedeki "...ruhumuzu gönderdik..." diye belirtilen "Ruhun tayininde ihtilaf vardır" diyor. Kendisi burada hangi görüşte kesin kanaati olduğunu söylemiyor.
 
Burada söylenecek fazla bir şeyin olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü,hoca efendi kendisi de "Bu açıdan da "ruh"un Efendimiz'in ruhu olabileceği de ihtimal dahilindedir. Ancak bu kat'î değildir,sadece bir ihtimaldir. İhtimaller ise delillerle takviye edilecekleri ana kadar kat'iyet ifade etmezler" diyor. Yani bunun doğruluğunu gösteren kesin bir delilin ellerinde olmadığını söylüyor.
 
Yine onun da işaret ettiği gibi,alimlerin cumhuruna göre,buradaki "Ruh'tan maksat Hz. Cebrail'dir." Bu görüşe kesin nazarıyla bakılabilir...
 
"Allah İmran kızı Meryem'i Firavun'un hanımı Âsiye'yi ve Musa'nın kızkardeşi Gülsüm'ü Cennette bana zevce olarak vermeyi hükmeyledi." (İbni Mâce Tercümesi 10:649.) (Taberânî,el-Mu'cemü'l-kebir,8/258.)
 
Peygamberimiz (s.a.v.) Hz Meryem zamanında doğmadığı dünyada  nikahlanmadıkları doğrudur. Sanki Peygamerimiz (s.a.v.) ile Hz Meryem'in  dünyada nikahlandıklarını iddia eden biri varmış gibi küfür hakaret  savurmuşsunuz.
 
Muhterem Fethullah Gülen hocaefendi genetik olarak oğlu demiyor.  sadece ruhta ihtilaf var diyor. Meryem sûresi,19/17 ayetinde "...ruhumuzu gönderdik..." ifadesinde bir ruhtan bahsediyor. Ruh'un kendinden birşey aktardığından  bahsedilmiyor. Sadece habercilik vazifesi var. Genetik olarak durumu  Kur'an-ı Kerimin Âl-i İmran 59 suresinde yazdığı gibi Hz. Adem'e  benzediği şüphesiz ve ihtilafsızdır yani topraktan yaratışmıştır. Madem  durumu Hz Adem'in durumu gibi bir ihtimal belki Hz Meryem'in bile  genetiği kullanılmamış olabilir.
 
"Ruh" tan maksat "Hz. Cebrail" dir dendiğinde "Hz. İsa,Hz. Cebrail'in oğludur diyorlar" ifadesine ulaşmıyorsun da,"Ruh" tan maksat Hz. Muhammed olunca "Hz. İsa,Hz. Muhammed'in oğludur diyor" ifadesine nasıl ulaşabiliyorsun? Bu açıkça sizin iftiraya yeltendiğinizi göstermiyor mu? Hz İsa' nın babasının kim olduğu konusunda ihtilaf yoktur. Çünkü Hz İsa'nın dünyaya gelişinin babasız olduğu Kuran-ı Kerim de çok açıkça ifade edilmiştir. İhtilaf Fethullah Gülen hocaefendinin de belirttiği gibi Ruhun tayinindedir. Bu ihtilafı da ilk kez Fethullah Gülen ortaya çıkarmış değildir.
 
Hz Meryem in yaratıldığı devrinde Peygamberimizin olmadığını iddia  ederek asıl siz iftira atıyorsunuz. İlk yaratılan ruh peygamberimizin ruhudur. İşte bir hadis
 
"Âdem henüz yaratılış çamuru içinde yoğrulmakta iken,ben Allah katında peygamberlerin sonuncusu olarak takdir edilmiştim."... Hakim,Müstedrek,2/453;Ahmed,Müsned,4/127,128;İbn Hıbban,Sahih,no:6404;el-Muttakî,Kenzü'l-Ummâl,no:32114.
 
"Hz. Rasulullah s.a.v.'in peygamberliği Hz. Âdem a.s. yaratılmadan önce sabit olmuştur. Bu hadisi Hz. Rasulullah'ın sadece Levh-i Mahfuz'a ileride gelecek bir peygamber olarak yazılması şeklinde anlamak uygun ve doğru değildir. Çünkü bütün peygamberler aynı şekilde Hz. Âdem yaratılmadan önce Levh-i Mahfuz'a peygamber olarak yazılmışlardır. Hz. Rasulullah s.a.v.'in kendisine has bir özellik olarak zikrettiği bu durum,özel bir hali anlatmak içindir. O da Hz. Rasulullah'ın ruh-u şerifiyle ve hakikatiyle mevcut olup,peygamber olarak ilan edilmesidir.
 
Peygamber Efendimiz (A.S.M.),"Ruhlar,toplanmış  cemaatler gibidir. Onlardan önceden birbiriyle tanışanlar,iyi  anlaşırlar. Tanışmayanlar ayrılırlar pek anlaşamazlar" buyurmuştur. (Buhari,Enbiya,2;Müslim,Birr,159;Ebu Davud,Edeb,19.)......
 
Hadis- Şerif,insanların dünyaya gelmeden bir yerlerde tanışıp  kaynaştığını haber vermektedir. Ruhların yaratılmasının bedenlerden önce  olduğu anlaşılıyor.
 
Bu durum Peygamberimiz (s.a.v.) in ruhuyla Hz Meryem a.s. ın ruhunun dünyaya gelmeden çok önceden karşılaşmış olma ihtimalini sıfır olmadığı anlamına geliyor. Bir ihtimalin yokluğunu ispat etmek imkansızdır.
 
İslam alimlerinin büyük çoğunluğu "...ruhumuzu gönderdik..." ifadesinde Hz Cebrail olduğu üzerinde ittifak etmişse,hocaefendi de diğer ihtimalin zayıflığından bahsetmişse bize düşen Ruh tan maksadın Hz Cebrail olduğuna inanmaktır.
 
Bunun üzerinde nasıl fitne çıkarırım diye planlar yapanların  müslümanların iyiliğini ve uhuvvetini düşündüklerini hiç sanmıyorum.
İftiralar,karalamalar, kara propagandalar cevapsız kalmayacak! Nurlar yağıp karanlıkları boğuncaya dek, bu ızdırap sürecek!