Burdasiniz: NurForum.OrgBediüzzaman Saîd Nursî HazretleriHayatı ve Talebeleri (Moderatör: Hakperest.)Bediüzzaman’ ın isim, imza, mühür ve ünvanları..
Sayfa: 1 [2] 3 4   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bediüzzaman’ ın isim, imza, mühür ve ünvanları..  (Okunma Sayısı 373 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
*
Mesaj Sayısı: 232
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #15 : 03 Eylül 2007, 19:25:43 19:25* »

ÂLİMLERİN GÖZÜYLE ÜSTAD VE ESERLERİ-1

http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=5&sec1=39&yazi_id=4808&menu=1

ÂLİMLERİN GÖZÜYLE ÜSTAD VE ESERLERİ-2


http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=5&sec1=39&yazi_id=4809&menu=1

ÂLİMLERİN GÖZÜYLE ÜSTAD–3

http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=5&sec1=39&yazi_id=5343&menu=1


BEDİÜZZAMAN VE ESAD EFENDİ

http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=12&sec1=48&yazi_id=4555&menu=1

bide ki yazıda mevlana halidi bağdadi hazretleri abdülkadirgeylani hazretleri hz.hasan ve hz.hüseyin efendimizin  risaleinura işaretleri

ayrıca hz.Alinin risaleinura işaretleri bahsedilecektir


yukarda imamı rabbaninin üstaddan nasıl haber verdiği risaleinur ve imamı rabbani hazretlerinin eserinden örneklerle ispat  edilmiştir




Kayıtlı
Moderatör
*
Mesaj Sayısı: 4379
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #16 : 03 Eylül 2007, 22:15:25 22:15* »

Allah razı olsun keçeli kardeşim.

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 232
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #17 : 03 Eylül 2007, 23:21:09 23:21* »

Allah sizdende razı olsun kırıktesti kardeşim

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHANHAZRETLERİ VE BEDİÜZZAMAN

Süleyman efendi’nin yakın talebelerinden muhterem Mehmed Emre hocaefendi anlatıyor: “Sivrihisar’da vazifeye başladığım sırada ziyaretime gelen Emirdağ Müftüsü Mehmet Oral’a iade-i ziyarette bulunmak üzere Emirdağ’a gitmiştim. Bahsi geçen zat beni birkaç gün misafir etti.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bu ilçede bulunduğunu öğrenince Kur’an Kursu öğreticisi Hafız İbrahim ile birlikte üstadı ziyarete gittik.Bu muhterem zatın ikamet ettiği ev, Kur’an Kursu’nun tam karşısındaydı.Sokak kapısından içeri girince elle yazılmış bir kağıdın kapısının arkasına raptedildiğini gördüm. Ve merak saikasıyla yaklaşıp okudum.

Üstadın ifadesiyle kaleme alınmış bulunan yazıda şöyle deniyordu: “Ben yaşlı ve hasta bir Said’im. Beni ziyaret etmek isteyenler kitaplarımı okusunlar.Böylece daha çok istifade ederler.”

Üstad Hazretlerinin hizmetinde bulunan Zübeyr, bizi görünce aşağı indi ve maksadımızı öğrenince kapının arasındaki kağıdı gösterdi. Ben “O yazıyı siz gelmeden önce okudum. Buna rağmen ziyaret etmek istiyorum. Kabul etmezlerse geri gideriz” dedim. Yukarıya gidip geldi ve üstadın huzuruna kabul edileceğimizi haber verdi, sevindim.

Odadan içeri girdiğimizde üstad,oturmakta bulunduğu karyolanın üzerinde iki dizi üzerine gelerek boynuma sarıldı. Ben de elini öpüp oturdum. Said Nursi hazretleri kendine mahsus şivesiyle;
“Müftü deyince yaşlı,ihtiyar bir kimse tasavvur ediyordum. Sen gençmişsin. Kimde okudun? ” dedi. Ben: “Süleyman efendi hazretlerinde” cevabını verdim. Bunun üzerine; Üstad, “Ben kendini görmemişem. Fakat manen tanırım. Ulema-i su İslam dininin şerefini ayak altına düşürdüler. Fakat o bunu minarenin şerefesi gibi yükseltti. Onu ve talebelerini okuduğum evradın sevabına ortak kılıyorum.” dedi.

Pırıl pırıl parlayan gözleri,zekasındaki fevkaladeliği yansıtmaktaydı. Bakışlarındaki maveralara uzanan bir ruh hasleti müşahede olunuyordu. Kemalatını aynelyakin müşahede ederek yarım saat kadar huzurunda bulunduktan sonra duasını ve müsaadesini talep ederek ayrıldım.”

(Mehmed Emre-Hatıralarım.s:55-56-Erhan yay.)

Bediüzzaman’ın talebelerinden Mustafa Sungur şöyle bir hatıra nakletmektedir:

“16 Eylül 1959 tarihiydi. Bediüzzaman Hazretleri aniden şiddetle rahatsız oldu. Bu rahatsızlığı üç gün devam etti. Gazete okumadığından ve radyo dinlemediğinden hâl-i âlemden haberi yoktu. Üç gün sonra İstanbul’dan Rüşdü Bey isimli talebesi geldi. Onu görünce hemen ahvâl-i âlemden ve İstanbul’da ne olup bittiğinden sordu. O da “Üstadım, Süleyman Efendi vefat etti” deyince, üstad birden kalkarak “Kardeşim, Şeyh Süleyman mı? Şeyh Süleyman mı? ” diyerek dikkatle sordu. “Evet üstadım, Şeyh Süleyman” deyince Bediüzzaman şöyle dedi: “Kardeşim ne zaman vefat etti? ” Bu soruya verilen cevap bizi daha da hayrete düşürmüştü. Zira tam vefat ettiği saat Bediüzzaman hastalanmış ve bu manevi elemi hissetmişti. Bediüzzaman, devamla
“Kardeşim, Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin, mübarek veli bir zattı, mühim hizmetler ifa etti. Allah rahmet eylesin.”

(Prof.Ahmed Akgündüz-Arşiv belgeleri ışığında Süleyman Hilmi Tunahan-Osav yay.)

Süleyman efendinin bendelerinden Arif Hikmet Köklü beyefendi 14.09.2001'de şu enteresan hatırayı anlatmışlardır;
'Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı.Onların tesirinde kalarak Şeyh Süleyman efendi hazretlerine 'Biz Said Nursi'yi nasıl bileceğiz? ' diye sordum. 'Bu Bediüzzaman hazretleri Türkiye'de en sevdiğim zattır' dediler.Yanından bir zat çıkıyordu,onu kast ederek 'Siz gelmeden önce bir zat gelmişti. Said Nursi hazretlerinin yanından gelmiş ve sohbetinde bulunmuş. Sohbette bizim bahsimiz olmuş.Ayağa kalkarak: 'Ne kadar sevap kazanmışsam yarısını Şeyh Süleyman efendiye veriyorum' dediğini bize nakletti. Biz de o zata dedik:'Biz de bu güne kadar sevap ve hayır namına ne kazandı isek hepsini Said Nursi hazretlerine hediye ediyoruz. Bunu kendisine bildirirsiniz.'

...Yine Arif beyin nakline göre Süleyman efendi şöyle buyurmuş: 'Said Nursi'ye makamını bizzat Resulullah vermiştir.En yüksek dereceye çıkmıştır.Hz.Allah'ın ilham ettiği şekilde yazacak,onun hizmeti de öyle...'

...Halen Hollanda'da bulunan Abdullah Tekin hocaefendi de şöyle bir hatıra naklediyorlar: 'Risale-i nurları okumakla birlikte çeşitli hocaefendilerimizden dersler de alıyorduk. Hacı Süleyman efendi hazretlerinden de uzun zaman ders aldık. Merhum bizim nurlarla irtibatımızı biliyordu.Bir gün yakın talebelerine; 'Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleriyle aranızda zerre miktar bir ihtilaf çıkarırsanız huzur-u ilahide iki elim yakanızdadır...Abdullah evladımız iki yerden feyiz alıyor.Bediüzzaman hazretleri o vazife ile tavzif edilmiş, biz de bu vazife ile tavzif edilmişiz.' buyurdu. 
  http://www.gencadam.net/content/view/509/86/

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 232
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #18 : 03 Eylül 2007, 23:25:15 23:25* »

üstadımızın talebelerinden mustafa sungur abi anlatıyor

Uzun zamandır arzu ettiğimiz bir röportaj imkânını 17 Aralık günü Rabbim nasip eyledi. O’na binler hamd ü senalar olsun. Üstad Bediüzzaman’ın yakın talebelerinden Mustafa Sungur ağabey ricamızı geri çevirmediler. Kendilerine çok müteşekkiriz. Bu vesile ile Üstad Bediüzzaman’ın bilemediğimiz bazı yönlerine ışık tuttular. Röportajı konuşma üslubundan yazı üslubuna geçirmeye gayret ettik. Kusurlarımızın affını diler, bu röportajın gerçekleşmesinde emekleri geçenlere teşekkürü bir borç biliriz. Saygılarımla. Salih Okur



-Üstadın devrinin büyükleri ile münasebeti pek bilinmiyor. Mesela Süleyman Efendi, Mahmud Sami Efendi, Mehmed Zahid Kodku ile alakalı hatıralar lütfeder mi siniz?



- Devrin büyükleriyle hemen hepsiyle görüşmüş gibi. Üstad buyuruyor zaten; “Şarkta İmam-ı Rabbani ayarında 4 zat geldi geçti.” Herhalde İmam Küfrevi hz.leri, şeyh Sıbgatullah Arvasi hazretleri, şeyh Abdurrahman-ı Tagi hz.leri gibi. “İmam Rabbani ayarında 4 zat” demiş burada.



—Süleyman Efendi vefat ettiğinde, Üstad rahatsızlanmış.



—Evet. Üstad rahatsız oldu. Aynı son nefesinde vefat ederken ki hali gibi bir hal oldu. 3 gün Üstad böyle sıkıntı çekti. Sonra sıhhat, afiyet bulur gibi oldu. O zaman Rüştü Efendi var. Süleyman Rüştü var ya, Ispartalı. O gelmişti İstanbul’dan. Üstad “ne var ne yok Rüştü kardeşim İstanbul’da” dedi. O da “Üstadım, Süleyman Efendi vefat etti” dedi. Üstad “şeyh Süleyman mı, şeyh Süleyman mı? deyince, “ evet üstadım” dedi. Üstadımız; “Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin. O çok mübarek bir zattı, çok mübarek bir zattı” dedi. Aynen böyle dedi. Sonra kendi kendine “Kendisinden sonra bir halef bıraktı mı?” diye düşündü. Az sonra “Herhalde bırakmayacak” dedi. Onun talebeleri, şakirtleri aynı usulü devam ettiriyorlar. Yarım asır olduğu halde devam etmiş.



-Sami efendinin ziyareti olmuş herhalde?



-Sami efendinin ziyareti 1952’de olmuş. İstanbul’dayken otele gelmiş.



-Musa efendi getirmiş zannedersem.



-Hangi Musa?



-Topbaş..



-Öyle mi?



- Musa efendi hatıralarında anlatıyordu.



-Mehmed Zahid Efendiyle de görüşmüşler ..



-Olabilir. O zaman çok zatlar gelmişler.



-Bir de İstanbul ulemasının sahip çıkması var. 42 veya 43 de. Fetva emini Ali Rıza efendinin.



-Ali Rıza efendi 52 de geldiler.



-Siz Necip Fazıl’ın ziyaretini hatırlıyor musunuz?



—Hatırlıyorum. O zaman ben Ankara’daydım. Ziyaretini biliyorum. Ben gelmedim, hizmetteydim Allah kabul etsin, gelemedim.



-Mehmed Akif’le ne gibi bir münasebeti var acaba?



- Üstadımız derdi ki “Mehmed Akif o zaman ne söylesem kabul ediyordu” Hatta İzmirli İsmail Hakkı var. O, Üstadın yazdığı İşarat-ül İ’caz için “anlaşılmıyor” tenkidinde bulunmuş da, Akif de demiş ki: “onu anlasa kendine alim desin” Yani “Bediüzzaman’ın ilmi o kadar yüksektir, onun eserini anlayabilse kendine alim desin buyurmuş”. Üstad’dan nakil...



-Elmalılı Hamdi Yazır’la alakalı bir şey buyurdu mu Üstadımız?



-Onun tefsirini takdir ederdi.



-Ama Ahmet Hamdi Akseki’yi sorarsan, üstadımız ona 2 takım külliyat gönderdi. 1950’nin başlarında. Bu fakirle gönderdi. Birini Ahmet Hamdi Akseki’nin şahsına, bir takım da müşavere kuruluna. Onu gittim, takdim ettim ben. Hatta kütüphaneye beraber koyduk Ahmet Hamdi Akseki hazretleriyle. Aksekili dedi ki: “Ben daha Abdülmecid gibi âlim görmedim.” O zaman Abdülmecid- üstadımızın biraderi- Ürgüp müftüsüydü. Takdir etmiş demek ki. “Artık Abdülmecid böyle olursa, üstadın ilmi ölçüye, mikyasa gelmez. Onun ilmi vehbidir” demişti. Bir de Ankara’da da 25 sene Milli Müdafaa Müftülüğünde de bulunan, Osman Nuri efendinin mektubu var. Osman Nuri efendinin gelen çok ziyaretçisi vardı. Biz 50’de onunla görüştük. Mesela o zamanki askeri Yargıtay başkanı onun müridiydi. Böyle en yüksek makamda olanlara çekinmeden söylerdi Osman Nuri efendi; “Bu asrın şeyh-i ekber Muhyiddin Arabisi, şah-ı Nakşibendi-i kudsisi ve Sultan Abdülkadirisi Bediüzzamandır” derdi. İşte bu Osman Nuri, büyük bir alim, hem de tarikat şeyhi. Nakşi şeyhlerinden bir zat. Bu bir misal.



Bütün Osmanlıda yaşamış olan zatlar, mütefekkirler, edipler üstadı takdirle yad edmişler. Yani kemalatın bütün safhalarında, envaında üstad en ileri mertebededir. Mazinin bütün güzelliklerini, mazide olan evliya ve asfiyaların, ediplerin ve muhakkiklerin umum şeylerini kendinde toplamış. Bir cemaat manasındaydı kendisi. Hizmeti de gösteriyor bunu. Risale-i nur bugün bütün yeryüzünde ehli hak ve hakikatın mergupu olmuş. Onlar böyle takdirle yad ediyor. Demek hiçbir meşrebi, kimseyi incitmemiş. Kuran’daki böyle câmiyet-i mana var ya, Üstad ona tam bir müfessir olmuş, Nur külliyatı buna bir delildir.



-Üstadın Eski Said döneminde öyle bir hitabeti var ki, taburları durduran, Ayasofya’da, Şam’da Emeviye camiinde konuşan, etkili bir hatip. Ama daha sonra 1929’da ziyaretine ilk gelen Hulusi abi diyor ki “ben onun konuşmasını, şivesini anlayamadım.” bu nasıl oluyor?



-Öyle... Vazifedar olduğu için demek ona ihsan ediliyor o zaman. Öyle olabilir. O Risale-i Nur’la neşriyata başlayınca; Risale-i nur telifi, Risale-i nur neşri, Risale-i nur’un okunması, yazılması mühim. Belki o konuşması alınıyor Cenab-ı Hakkın ihsanı lütfuyla...



 -Üstad latife yapar mıydı?



-Evet yapardı. Ama hikmetli latifelerdi hep.



-Ceylan abiyle latifeleşirmiş herhalde daha çok, böyle hatırladığınız var mı?



-“Kürdoğlu” derdi ona, Zübeyr abiye “zübab” derdi. Bana “sofi feylesof” derdi. Bayram’a “Kore kahramanı” derdi.



–“Bir de sizin Samsun hapsinde İbrahim Hakkı hazretlerinin Marifetnamesini okumayla ilgili bir hatıranız var.



-Marifetnamede riyazet bahislerini okuyup riyazet yapmaya başlayıp, Üstada söylemişsiniz herhalde “hizmet etmek için riyazet lazım” diye. -“Risale-i nur’un hakaikine aşina olmak için riyazet etmek gerekir değil mi?” üstadım dedim. Üstad da aynen böyle; “ kardaşım! Talebe-i ulumun uykusu da ibadettir. Nur talebeleri ise talebe-i ulumun yüksek kısmındadırlar” demişti.



-Son olarak bir şey sormak istiyorum. Gümüşhanevi hazretlerinin tertip ettiği Mecmuat’ul Ahzab adlı evrad kitabını 15 günde bir tekrar edermiş deniyor.



-Onu da Eski Said döneminde Erek dağında yapmış. Bizim zamanımızda yapmazdı. Arada bir bakardı.



-Sungur ağabey Allah razı olsun, sizi yorduk. Çok teşekkür ederiz...



Not: Sungur ağabey, Muğlalı Ali Rıza Efendinin 1952'de ziyaretinden bahsetmişti. Ancak Sadık Albayrak'ın Son Devrin İslam Akademisi adlı eserinde Ali Rıza Efendinin 1943'de vefat ettiğini gördük. Muhterem Sungur ağabeye 02.02.2007'de bunu bildirdiğimizde bunun başka bir zat olabileceğini belirttiler. Bu sehvi buraya almayı uygun bulduk(İbrahim Sargın)


http://www.cevaplar.org/index.php?khide=visible&sec=5&sec1=37&yazi_id=4577&menu=1


 



 

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 232
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #19 : 03 Eylül 2007, 23:34:48 23:34* »

dünyadaki meşhur islam alimlerinin bediüzzaman sempozyumunda üstad hakkndaki düşünceleri

not:tüm dünya risale okuyor ama birileri hala tenkit ediyor

http://www.bediuzzaman.net/bsn.php?tid=nedediler&b_id=1

FİLİPİNLER

http://www.bediuzzaman.net/haber.php?ktg=Akademi

ENDONEZYA

http://www.bediuzzaman.net/haber.php?sno=&ktg=Akademi&id=metin&nosu=362

FAS
http://www.bediuzzaman.net/haber.php?sno=&ktg=Akademi&id=metin&nosu=360


http://www.bediuzzaman.net/haber.php?ktg=Röportaj

DİĞER İSLAM ÜLKELERİNDEKİ SEMPOZYUMLAR

http://www.bediuzzaman.net/bsn.php?id=36&tid=semp

DEVAM EDECEK...


Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 4216
Çevrimdışı Çevrimdışı
koF -ioRi-
« Yanıtla #20 : 03 Eylül 2007, 23:47:47 23:47* »

kolay gelsin keçeli kardeşim..
Kayıtlı

e.e.cummings der ki;

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #21 : 04 Eylül 2007, 10:02:30 10:02* »

kardeş yukarıdaki yazıda ben imamı rabbani mektubundaki bediüzzaman arasında bir bağlantı bulamadım


İMAM-ı RABBANİ mektubatından Mirzâ Bedî'uz-zemâna  yazılmış olan ve Said-i Nursi sakirdleri tarafından Said-i Nursi'ye hitaben yazıldığı iddia edilen 74. MEKTUB BUDUR:

http://www.farukinet.com/mektubat.asp?mektup=074

Bu mektûb, Mirzâ Bedî'uz-zemân   a "rahmetullahi aleyh" yazilmisdir. Fakîrleri sevmek ve onlara iyilik etmek ve islâmiyyete uymak lâzim oldugu bildirilmekdedir:

Serefli mektûbunuz ve latîf yazilariniz geldi. Allahü teâlâya hamd olsun!

Okuyunca, fakîrlere sevginiz ve bagliliginiz anlasildi. Çünki bu sevgi, se'âdetin sermâyesidir. Onlar, Allahü teâlânin celîsleridir, hep Onunla birlikdedirler. [Çünki, Buhârî ve Müslimdeki hadîs-i serîfde, (Beni zikr ederken onunla berâberim) buyuruldu.] (Onlarla birlikde olanlar sakî olmaz) buyuruldu. [Bu hadîs-i serîf, (Buhârî) ve (Müslim) sahîhinde yazilidir. Onlari bulamayip, kitâblarini okuyanlar da sakî olmaz.]

Resûlullahin ?sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem", kâfirlere gâlib gelmesi ve islerin kolaylasmasi için, muhâcirlerin fakîrleri hurmetine düâ buyurdugu, [Taberânîde ve Ebû Nu'aym ve Hâfiz-i Münzirînin ?rahmetullahi aleyhim ecma'în" (Tergîb) kitâbinda] bildirilmekdedir. Peygamberimiz ?aleyhissalâtü vesselâm" muhâcirlerin fakîrlerinin sânlarini bildirmek için, (Saçlari karismis çok kimse vardir ki, kapilardan kovulurlar. Allahü teâlâya yemîn etseler, yemîn etdikleri seyi elbette yaratip verir) buyurdu.


Ey mes'ûd insan!


Kiymetli mektûbunuzda, (Dünyâ ve âhiretin sâhibi...) yazmissiniz. Bu söz, ancak Allahü teâlâ için söylenir. Elinden hiçbirsey gelmiyen bir köle, nasil olur da, herhangi bir bakimdan sâhibi ile ortakligi arayabilir? Sâhib olmak yolunu tutabilir? Hele âhiretde. Ister hakîkat olarak, isterse mecâz olarak düsünülsün, mâlik ve sâhib yalniz Allahü teâlâdir. Hak teâlâ, kiyâmet günü, (Bugün, mülk kim içindir?) buyurur. Cevâb olarak yine kendisi, (Kahhâr, Gâlib olan bir Allah içindir) buyurur. O gün kullar için, korkudan siginmakdan baska birsey yokdur. Pismânlikdan, saskinlikdan baska birsey yapamazlar. Allahü teâlâ, o günün siddetini, kullarin sikintisinin çoklugunu bildirmek için, Hac sûresinin birinci [1] âyetinde meâlen, (O günün zelzelesi çok büyük seydir. O gün kadinlar memedeki çocuklarini unuturlar. Hâmile hâtûnlar çocuklarini düsürürler. Insanlar serhos olmuslar sanilir. Onlar serhos degildir. Fekat, Allahü teâlânin azâbi çok siddetlidir) buyuruldu. Fârisî iki beyt tercemesi:

Sorulur o gün islerden, sözlerden,
Kalbi titrer Nebîlerin korkudan._

Enbiyânin sasirdigi bir yerde,
Günâhlara özr bulmak nerede?

Nasîhatlarin basi sudur ki, islâmiyyetin sâhibine "aleyhissalâtü vesselâmü vettehiyye" uymak lâzimdir. Resûlullaha uymiyanlar, âhiretde azâbdan kurtulamaz.

Bundan sonra, dünyânin süslerine düskün olmamak, varligina ve yokluguna aldiris etmemek lâzimdir. Çünki, Allahü teâlâ dünyâyi sevmez, ona kiymet vermez. Bunun için, kulun dünyâligi olmakdansa, olmamasi dahâ iyidir. Dünyânin kimseye fâide vermedigini ve elden çabuk çikdigini herkes bilmekde, hattâ görmekdedir. Dünyânin malina, mevki'ine düskün olanlarin, bunlara kavusmak için ugrasip da, ânsizin hepsini birakip gidenlerin hâlini görerek ibret aliniz!

Allahü teâlâ, bizi ve sizi, Peygamberlerin en üstününe ?aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm" uymakla sereflendirsin! Âmîn.
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #22 : 04 Eylül 2007, 10:26:46 10:26* »

kardeş yukarıdaki yazıda ben imamı rabbani mektubundaki bediüzzaman arasında bir bağlantı bulamadım


İMAM-ı RABBANİ mektubatından Mirzâ Bedî'uz-zemâna  yazılmış olan ve Said-i Nursi sakirdleri tarafından Said-i Nursi'ye hitaben yazıldığı iddia edilen 74. MEKTUB BUDUR:

http://www.farukinet.com/mektubat.asp?mektup=074

Bu mektûb, Mirzâ Bedî'uz-zemân   a "rahmetullahi aleyh" yazilmisdir. Fakîrleri sevmek ve onlara iyilik etmek ve islâmiyyete uymak lâzim oldugu bildirilmekdedir:

Serefli mektûbunuz ve latîf yazilariniz geldi. Allahü teâlâya hamd olsun!

Okuyunca, fakîrlere sevginiz ve bagliliginiz anlasildi. Çünki bu sevgi, se'âdetin sermâyesidir. Onlar, Allahü teâlânin celîsleridir, hep Onunla birlikdedirler. [Çünki, Buhârî ve Müslimdeki hadîs-i serîfde, (Beni zikr ederken onunla berâberim) buyuruldu.] (Onlarla birlikde olanlar sakî olmaz) buyuruldu. [Bu hadîs-i serîf, (Buhârî) ve (Müslim) sahîhinde yazilidir. Onlari bulamayip, kitâblarini okuyanlar da sakî olmaz.]

Resûlullahin ?sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem", kâfirlere gâlib gelmesi ve islerin kolaylasmasi için, muhâcirlerin fakîrleri hurmetine düâ buyurdugu, [Taberânîde ve Ebû Nu'aym ve Hâfiz-i Münzirînin ?rahmetullahi aleyhim ecma'în" (Tergîb) kitâbinda] bildirilmekdedir. Peygamberimiz ?aleyhissalâtü vesselâm" muhâcirlerin fakîrlerinin sânlarini bildirmek için, (Saçlari karismis çok kimse vardir ki, kapilardan kovulurlar. Allahü teâlâya yemîn etseler, yemîn etdikleri seyi elbette yaratip verir) buyurdu.


Ey mes'ûd insan!


Kiymetli mektûbunuzda, (Dünyâ ve âhiretin sâhibi...) yazmissiniz. Bu söz, ancak Allahü teâlâ için söylenir. Elinden hiçbirsey gelmiyen bir köle, nasil olur da, herhangi bir bakimdan sâhibi ile ortakligi arayabilir? Sâhib olmak yolunu tutabilir? Hele âhiretde. Ister hakîkat olarak, isterse mecâz olarak düsünülsün, mâlik ve sâhib yalniz Allahü teâlâdir.
...

Nasîhatlarin basi sudur ki, islâmiyyetin sâhibine "aleyhissalâtü vesselâmü vettehiyye" uymak lâzimdir. Resûlullaha uymiyanlar, âhiretde azâbdan kurtulamaz.

Bundan sonra, dünyânin süslerine düskün olmamak, varligina ve yokluguna aldiris etmemek lâzimdir. Çünki, Allahü teâlâ dünyâyi sevmez, ona kiymet vermez. Bunun için, kulun dünyâligi olmakdansa, olmamasi dahâ iyidir. Dünyânin kimseye fâide vermedigini ve elden çabuk çikdigini herkes bilmekde, hattâ görmekdedir. Dünyânin malina, mevki'ine düskün olanlarin, bunlara kavusmak için ugrasip da, ânsizin hepsini birakip gidenlerin hâlini görerek ibret aliniz!

Allahü teâlâ, bizi ve sizi, Peygamberlerin en üstününe "aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm" uymakla sereflendirsin! Âmîn.



BU mektub neleri içeriyor tek tek inceleyelim:

1. MEKTUB KİME YAZILMIŞ : MİRZA BEDIUZZAMAN adlı hükümdara ; ki bu kişi meşhur SULTAN HUSEYİN BAYKARA'nın büyük oğludur.

2. MEKTUB NİÇİN YAZILMIŞTIR ? Mektubun tamamından anlaşıldığına göre SULTAN HUSEYİN BAYKARA'nın büyük oğlu MİRZA BEDIUZZAMAN İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk Serhendi'ye bir mektub yazarak kendisinden NASIHAT ve DUA talep etmiştir. (Serefli mektubunuz geldi" ibaresine dikkat !) Bu nasihat ve dua-himmet talep eden mektuba karşılık İmam-ı Rabbani'de bu mektubu kaleme almıştır. (Mektuptaki kırmızı renkteki ibareler yazılan mektubun muhatabının mevkini gösteren ifadelerdir. "Ey mesud insan" hitabına muhatap olan  ve "Şerefli ve kıymetli bir mektub"u gönderen de herhalde değerli birisidir.)

3. Mektubda gecen "FAKîR" ibaresi derviş anlamında kullanılmaktadır ki bu ibare Mirza Bediüzzaman'ın dervişlere muhabbete övgü dolu bir mektub ile başvurdugunu işaret eder.
İmam-ı Rabbani kendisine yazılan Bediüzzaman Mirza'nın mektubunda kendi Zatı kastedilerek yazılan  (Dünyâ ve âhiretin sâhibi...)  ibaresini de büyük bir tevazu ile geri çevirmekte dervişane bir zühd tavrını göstermektedir. (İşte budur "hakiki evliyaullah" tevazuu...)

4. Verilen nasihatlere bakılırsa mal-mülk-taht (tek kelime ile dünyalık) sahibi birkişinin dünya muhabbetini azaltmağa yönelik hususlardan ibaret oldugu anlaşılmaktadır.  (Mesela: Dünyânin malina, mevki'ine düskün olanlarin, bunlara kavusmak için ugrasip da, ânsizin hepsini birakip gidenlerin hâlini görerek ibret aliniz! cümlesi bile yeterlidir.)

5. İmam-ı Rabbani'nin mektubunun sonunu süsleyen dua bütün müslümanlar için yapılabilecek umumi bir duadır ki (Allah, bizi ve sizi, Hz. Rasûlullah'a uymakla sereflendirsin! Âmîn.) sözü bağlamak çerçevesinde değerlendirilebilir. ( Nitekim ben de size bu iletinin sonunda bir duada bulunacağım fakîrane...)
----------
EL-INSAF !...

Şu yukarıdaki izahat ışığında bu mektub ile bütün dünyalığı bir çıkın içerisine bağlanabilen  üç-beş parçadan ibaret olan Said-i Nursi arasında ne alaka olabilir ? Ya da tersinden bakalım ; bu mektub Said-i Nursi'ye hitaben yazıldı ise "dünyaperest birisi"dir mi diyelim ? ( Bu fakîr öyle bir iddia da bulunmuyor. Bu mektubun muhatabı Said-i Nursi'dir diyenlerin dediğinden bu anlam çıkar!...)

Allah bizim ve dahi sizin fehmini arttırsın... Âmin...




Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #23 : 04 Eylül 2007, 10:45:32 10:45* »

İMAM-ı RABBANİ mektubatından Mirzâ Bedî'uz-zemân a  yazılmış olan ve Said-i Nursi sakirdleri tarafından Said-i Nursi'ye hitaben yazıldığı iddia edilen ikinci mektub olan 75. MEKTUB dahi  BUDUR:

http://www.farukinet.com/mektubat.asp?mektup=075

75

Bu mektûb, yine Mirzâ Bedî'uz-zemân a "rahmetullahi aleyh" yazilmisdir. Mahlûklarin en üstününe uymagi, önce i'tikâdi düzeltmegi, sonra fikh bilgilerini ögrenmegi bildirmekdedir:

Allahü teâlâ, size selâmet ve âfiyet versin!

Dünyâ ve âhiret se'âdetlerine kavusmak için, dünyâ ve âhiretin efendisine ?aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ" uymak lâzimdir. Ona uymak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak, önce i'tikâdi düzeltmek lâzimdir. Bundan sonra, o büyüklerin Kur'ân-i kerîmden ve hadîs-i serîflerden anlayip bildirdikleri halâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, mendûb, mubâh ve müstebeh [sübheli] bilgilerini ögrenmek ve bütün islerini bunlara uygun olarak yapmak lâzimdir.

Bu iki i'tikâd ve amel kanadlari elde edildikden sonra, eger ezelde mes'ûd olmus ise, mukaddes âleme uçmak nasîb olur. Bu iki kanat olmadan yükselmek olamaz.

Bu alçak dünyâ, arkasindan kosmaga degmez. Bunun, malinin, mevki'inin degeri yokdur ki özenilsin. Degerli, kiymetli seyleri aramalidir.

Allahü teâlâ, herseyi bir sebeble yaratdigi, gönderdigi için, kendisine kavusduran sebebi, o vesîleyi Ondan istemelidir. Fârisî misra' tercemesi:

Is budur, bundan baskasi hiçdir.

Bu fakîrlere "rahmetullahi aleyhim ecma'în" yakinlik göstererek yardim istiyorsunuz. Size müjdeler olsun! Saglam olarak ve kazanarak geri dönersiniz.

Fekat, bir sarti gözetmek lâzimdir. O da, kalbi yalniz bir yere baglamakdir. Kalbi birkaç yere baglamak, insani harâb eder. (Bir yerde olan, her yere kavusur. Heryere dagilan hiçbir yer bulamaz) sözü meshûrdur.

Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmin nûrlu caddesinde bulundursun. Dogru yolda olanlara ve Muhammed aleyhisselâmin izinde bulunanlara selâm olsun!
------------------------------
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #24 : 04 Eylül 2007, 11:11:28 11:11* »

İMAM-ı RABBANİ mektubatından Mirzâ Bedî'uz-zemân a  yazılmış olan ve Said-i Nursi sakirdleri tarafından Said-i Nursi'ye hitaben yazıldığı iddia edilen ikinci mektub olan 75. MEKTUB dahi  BUDUR:

http://www.farukinet.com/mektubat.asp?mektup=075

75

Bu mektûb, yine Mirzâ Bedî'uz-zemân a "rahmetullahi aleyh" yazilmisdir.


Dünyâ ve âhiret se'âdetlerine kavusmak için, dünyâ ve âhiretin efendisine uymak lâzimdir. Ona uymak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine uygun olarak, önce i'tikâdi düzeltmek lâzimdir. Bundan sonra, o büyüklerin Kur'ân-i kerîmden ve hadîs-i serîflerden anlayip bildirdikleri halâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, mendûb, mubâh ve müstebeh [sübheli] bilgilerini ögrenmek ve bütün islerini bunlara uygun olarak yapmak lâzimdir.

Bu iki i'tikâd ve amel kanadlari elde edildikden sonra, eger ezelde mes'ûd olmus ise, mukaddes âleme uçmak nasîb olur. Bu iki kanat olmadan yükselmek olamaz.

Bu alçak dünyâ, arkasindan kosmaga degmez. Bunun, malinin, mevki'inin degeri yokdur ki özenilsin. Degerli, kiymetli seyleri aramalidir.

Allahü teâlâ, herseyi bir sebeble yaratdigi, gönderdigi için, kendisine kavusduran sebebi, o vesîleyi Ondan istemelidir.

Bu fakîrlere "rahmetullahi aleyhim ecma'în" yakinlik göstererek yardim istiyorsunuz. Size müjdeler olsun! Saglam olarak ve kazanarak geri dönersiniz.

Fekat, bir sarti gözetmek lâzimdir. O da, kalbi yalniz bir yere baglamakdir. Kalbi birkaç yere baglamak, insani harâb eder. (Bir yerde olan, her yere kavusur. Heryere dagilan hiçbir yer bulamaz) sözü meshûrdur.

Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmin nûrlu caddesinde bulundursun. Dogru yolda olanlara ve Muhammed aleyhisselâmin izinde bulunanlara selâm olsun!
------------------------------


ŞİMDİ de bu 75. mektub neleri içeriyor tek tek inceleyelim:

1. MEKTUB KİME YAZILMIŞ : MİRZA BEDIUZZAMAN adlı hükümdara ; ki bu kişi meşhur SULTAN HUSEYİN BAYKARA'nın büyük oğludur.

2. MEKTUB NİÇİN YAZILMIŞTIR ? Mektubun tamamından anlaşıldığına göre SULTAN HUSEYİN BAYKARA'nın büyük oğlu MİRZA BEDIUZZAMAN İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk Serhendi'ye bir mektub daha yazarak kendisinden NASIHAT ve DUA talep etmiş ve mektubdaki ifadeden çıkartılabileceğine göre çıkacağı sefer hakkında bir işaret talep etmiştir. ("Size müjdeler olsun" ibaresine dikkat !) Yine Nasihat ve dua-himmet talep eden mektuba karşılık İmam-ı Rabbani de bu mektubu kaleme almış ve seferin sonunda zafer ve hatta GANIMET müjdelemiştir. ( "Saglam olarak ve kazanarak geri dönersiniz" sefere çıkan bir hükümdara vereilebilecek bir müjdedir. )

3. Önceki 74. Mektubda da gecen "FAKîR" ibaresi yine derviş anlamında kullanılmaktadır.

4. Bu mektubda verilen nasihatlere bakılırsa 1. İtikadın düzeltilmesi 2. İtikada uygun salih amel işlenmesi 3. Ezelde nasibi olanlardan olunması halinde "mukaddes aleme uçmak" (tasavvufi mertebelere kavuşmak) nasib olacağına işaret edilmektedir.
Yine bu mektupta da  "Bu alçak dünyâ, arkasindan kosmaga degmez." cümlesi ile "dünya rağbetinin azaltılması ve zühd önerilmektedir.

5. Bir başka tavsiye (ki Said-i Nursi bu tavsiyeyi kendisine işaret olarak algıladığını eserinde beyan etmektedir) ise , kalbi yalniz bir yere baglamaktır ki tasavvuf literatürnde bunun adı konulmuş olup KALBÎ HAVÂTIRDAN KORUMAK olarak tanımlanır. ( Tasavvufi terimler sözlüğünden havâtır sözcüğüne bakınız.)

6. İmam-ı Rabbani'nin bu mektubunun da sonunu süsleyen dua yine bütün müslümanlar için yapılabilecek umumi bir duadır ki (Allah, Muhammed aleyhisselâmin nûrlu caddesinde bulundursun. Dogru yolda olanlara ve Muhammed aleyhisselâmin izinde bulunanlara selâm olsun!  Âmîn.) sözü bağlamak çerçevesinde değerlendirilebilir. ( Nitekim ben de size bu iletinin sonunda bir duada bulunacağım fakîrane...)
----------
EL-INSAF !...

Şu yukarıdaki izahat ışığında bu 75. mektub ile de bütün dünyalığı bir çıkın içerisine bağlanabilen  üç-beş parçadan ibaret olan ve ömrünün büyük kısmında mahkeme kararı ile oradan oraya sürgünden başka bir seferi olmamış Said-i Nursi arasında ne alaka olabilir ? İmam-ı Rabbani hangi sefere çıkmağa hazırlanan Said-i Nursi'ye "müjdeler olsun seferinden hem sağ-salim hem de ganimetler kazanarak döneceğini müjdeliyorum" demiş olsun ?

( Konuyu güncellemek için şu örneği vereyim : Mesela subay olan oğlunun Afganistan'daki Türk birliğine tayini çıkan ve sık sık Mektubat okuyan Nakşibendi dervişi bir baba ; İmam-ı Rabbani Mektubat'ından tefeul yapıp önüne bu 75. mektub gelse ; oğlunun Afganistan'daki görev süresini tamamlayıp sağ-salim gidip geleceği ve orada "NATO bütçesinden alacağı binlerce dolarlık maaş ve yolluk ile" maddi olarak da kazançlı olacağını İmam-ı Rabbani bana işaret etti dese ; bu tefeulunde isabet etmiş olacaktır!... Mesela dedik yani...)


Nerede bulunursa bulunsun ; hangi meşrebten olursa olsun  HAKK'ın hatırını âli tutanlara selâm olsun!  Âmîn... Âmin...Âmin...

Ves-Selam !
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #25 : 04 Eylül 2007, 11:17:12 11:17* »

HAVÂTIR kelimesini NURFORUM sitenizdeki Mini Lugat şöyle  anlamlandırıyor:
----------------------------------------------------------------

HAVÂTIR : Hatırlatmalar.
 
HAVATIR-I RABBANİYE : Rabbanî telkinler. İlâhî ilhamlar.
 
HAVÂTIR-I ŞEYTANÎ : Şeytanın hatırlatmaları.
 
HAVATIR-I ŞEYTANİYE : Şeytanî vesvese ve düşünceler.
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 4216
Çevrimdışı Çevrimdışı
koF -ioRi-
« Yanıtla #26 : 04 Eylül 2007, 12:47:15 12:47* »

Allah razı olsun tillakar kardeş..
Kayıtlı

e.e.cummings der ki;

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..
*
Mesaj Sayısı: 232
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #27 : 04 Eylül 2007, 14:58:32 14:58* »

İMAMI RABBANİ HAZRETLERİNİN MEKTUBU

YARATIKLARIN EN ÜSTÜNÜNE s.a.v UYMAYA TEŞVİK,BU UYUŞUN ,İLK OLARAK İNANÇLARI DÜZELTMEK ,İKİNCİ OLARAK DA;ÖĞRENİLMESİ GEREKEN ZARURİ FIKIH HÜKÜMLERİNİ ÖĞRENMEKLE MÜMKÜN OLABİLECEĞİ VE BUNA AİT MESELELER HAKKINDADIR


Allahu teala size afiyet ve selamet versin
bil ki iki cihan saadetine ulaşmak peygamberlerin efendisine (s.a.v) bağlıdır.Dua ve selamlar onun yakınlarının üzerine olsun.Ona tabi olma ehli sünnet alimlerinin bildirdikleri usül üzere olmalıdır.Allah onların çalışmalarını kabul buyursun
.Buda evvela bu büyük insanların görüşleri doğrultusunda inançları düzeltmek ikinci olarak helal haram fazr vacip sünnet  mendup mübah ve karışık şeyleri öğrenmekle olur .Daha sonra bilinen bu şeylerle amel edilmelidir bu iki inanç ve amel kanatları  elde edildikten sonra eğer ebedi mesud olması için ezeli yardım varsa mukaddes aleme doğru uçmak nasip olur .bu iki kanat takılmadan uçuş mümkün değildir.dökülen ağaç kabuğu gibi yerlerde sürünür

 bu alçak dünyanın yaptıkları gizli değil ki ulaşılmaya elde edilmeye layık olsun peşinden koşulmaya değsin öyleyse üstün gayretli olup kıymetli şeyleri aramak gereklidir insanoğlu allahu tealanın her şeyi bir sebebe bağladığını bildiğine göre ona kavuşturan sebebi yine ondan istemelidir


MISRA : işte iş bu gerisi boş

güzel bir iltifatla yardım istediğinizie göre size müjdeler olsun sağlam  ve kazanmış olarak dönersiniz yanlız bi şartla : o da kalbi yanlız bir yere bağlamak ber yere yönelmek tir.Çünkü bağlanılan dönülen yön başka yön olursa  salik kendini tefrikaya ayrılığa atmış olur


bir yerde duran her yerde durmuş olur ama her yerde duran hiç bir yerde durmuş olmaz , sözü meşhur bir sözdür.Allahu teala bizi sizleri muhammedi şeriatin yolunda devamlı kılsın onun sahibine dualar selamlar saygılar olsun


hakka tabi olan ve hazreti muhammedi in izinde bulunanlara selamlar..onun yakınlarının üzerine dualar ve saygılar

MEKTUBU İNCELEDİĞİMİZDE

1-SÜNNETİ SENİYYEYE UYMA
2-İMANİ MESELELERİ DÜZELTME VE  FARZLARI YAPMA


ZATEN ÜSTADIN ÜZERİNE DURDUĞU RİSALELERDE ASIL MESELELERDE BU AYRICA ÜSTAD ZATEN YUKARDAKİ MEKTUBUN DOĞRULTUSUNDA ÜSTAD BU ÇAĞIN HASTALIĞI İMAN HASTALIĞIDIR DER VE İNSANLARIN HER MESELEYİ İMAN BOYUTUNDA ELE ALIR

YUKARIDAKİ MEKTUBDADA ZATEN BU MESELE AÇIKÇA BEYAN EDİLMİŞTİR ALTI ÇİZİLİ YERLER OKUNURSA BU DAHADA AÇIKÇA GÖRÜLÜR

AYRICA BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ MEKTUBAT ADLI ESERİNDE BU KONUYU İZAH EDER VE O MEKTUBUN KENDİSİNE AİT OLDUĞUNU SÖYLER

BAKIN

İmam-ı Rabbânî ve Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Farukî (r.a.) demiş: "Hakaik-i imaniyeden birtek meselenin inkişafı ve vuzuhu, benim indimde binler ezvak ve kerâmâta müreccahtır. Hem bütün tarikatlerin gayesi ve neticesi, hakaik-i imaniyenin inkişafı ve vuzuhudur."
Madem şöyle bir tarikat kahramanı böyle hükmediyor. Elbette, hakaik-i imaniyeyi kemâl-i vuzuhla beyan eden ve esrar-ı Kur’âniyeden tereşşuh eden Sözler, velâyetten matlup olan neticeleri verebilirler.
Üçüncü Nokta
Bundan otuz sene evvel, Eski Said’in gafil kafasına müthiş tokatlar indi,  -1- kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi, bir yol aradı, bir hÂlâskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddütte kaldı. Gavs-ı Âzam olan Şeyh-i Geylânî Radıyallahu Anhın Fütuhu’l-Gayb namındaki kitabıyla tefe’ül etti. Tefe’ülde şu çıktı:
 -2-
Aciptir ki, o vakit ben Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye âzâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim. Hasta evvelâ kendine bakmalı; sonra hastalara bakabilir.
İşte, Hazret-i Şeyh bana der ki: "Sen kendin hastasın. Kendine bir tabip ara."
Ben dedim: "Sen tabibim ol." Tuttum, kendimi ona muhatap addederek, o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetliydi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatap ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum.
Fakat sonra, ameliyat-ı şifakârâneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münâcâtını dinledim, çok istifaza ettim.
Sonra İmam-ı Rabbânî’nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. HÂlis bir tefe’ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubat’ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman’a Mektup" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said’in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî’den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali MEKTUBAT


YUKARIDA YAZILANLARA BAKILDIĞINDA MEKTUB ÜSTADADIR ZORLAMA TEVİLLERLE HEM BEDİÜZZAMANI YALANCI DURUMUNA ÇIKARMAK HEMDE KENDİMİZİ ALDATMANIN BİR ANLAMI YOKTUR

ÜSTAD BU ASRIN MÜCEDDİDİDİR

VESSELAM



tillakar bak ben sana burda uzunca izah ettim

zorlama teviller yapıyorsunuz

üstad mektubun kendisine ait olduğnu söylüyor aynı şeyleri yazma tekrar tekrar

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 232
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #28 : 04 Eylül 2007, 15:01:52 15:01* »

AYRICA HALİDİYE SİTESİ İLE FARUKİ SİTESİNİN İDDALARI FARKLI FARKLI HANGİSİNİ KABUL EDECEZ  Smiley ÖNCEKİ YAZINLA ÇELİŞİYORUN GÖZBOYAMAYA ÇALIŞIYORSUN
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 4216
Çevrimdışı Çevrimdışı
koF -ioRi-
« Yanıtla #29 : 04 Eylül 2007, 15:02:33 15:02* »

 Undecided
Kayıtlı

e.e.cummings der ki;

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..
Sayfa: 1 [2] 3 4   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: