Burdasiniz: NurForum.OrgBediüzzaman Saîd Nursî HazretleriHayatı ve Talebeleri (Moderatör: Hakperest.)Bediüzzaman’ ın isim, imza, mühür ve ünvanları..
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bediüzzaman’ ın isim, imza, mühür ve ünvanları..  (Okunma Sayısı 9 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
*
Mesaj Sayısı: 74
Çevrimdışı Çevrimdışı
BEN BEN DEDİMSE O BEN YİNE SENSİN
« : 23 Şubat 2006, 10:53:12 10:53* »

M. Latif
 

Seksen küsûr yıllık ömür yaşayan Bediüzzaman Said Nursî, hayatının çeşitli safhalarında birçok isim, imza ve ünvanlar kullandı.
Meselâ: Molla Said, Saidü'l-Meşhur, Said-i Kürdî, Bediüzzaman, Garibüzzaman, İbnüzzaman, Mehmed Said Nursî, vesaire...
Bunlardan önemli bir kısmının belgesini, yandaki sütunlarda dizayn edilmiş çerçevelerde görmektesiniz.
Hemen ifade edelim ki, bunların hiçbiri rast gele kullanılmış isim ve imzalar değildir. Şüphesiz, herbirinin ayrı bir mânâsı var; herbiri ayrı bir sebep ve hikmete binâen kullanılmış.
Bunlara mânâsız ve boş gözlerle bakanlar ise, yanlışa düşmekten bir türlü kurtulamıyor.
Aradan bunca zaman geçmesine rağmen, bu zâtın ismini hâlâ "Şeyh Said-i Nursî" veya "Şeyh Said-i Kürdî" diye telâffuz edenlere rastlanılmaktadır.
Diğer yandan, bir yanlışı düzelteyim derken, ikinci bir yanlışa düşenlerde var. Tıpkı, Sabah gazetesinde yazan Emre Aköz gibi. 19 Ocak 2003 tarihli yazısında şöyle diyor: "Nurculuğun kurucusu Said Nursî, ...Nurs köyünde doğdu. O zamanlar soyadı olmadığı için, insanlar baba adları, ya da doğdukları yerle ayırt edilirdi. Nurs köyünde doğduğu için, Said Nursî, yani Nurslu Said dendi. Said-i Nurs da denebilir. Ama bakıyoruz, 'İslâmcı' denilen gazetelerde bile bazan 'Said-i Nursî' diye yazılıyor ki, yanlıştır. Bilen bu hatayı yapmaz."
Hemen belirtelim ki, "Said-i Nursî" gibi, "Said Nursî" yazılışı da yanlış değildir. Birincisi, Arapça, Farsça, Osmanlıca ve hatta Kürtçe isim terkibine uygunluk arzederken; ikincisi ise, Türkiye'de halen yürürlükte olan "adı, soyadı" formatına tamamiyle uyum sağlamaktadır.
Gerçi, Bediüzzaman'ın resmî soyadı Nursî değildir. Fakat, kendisi tâ başından beri (1920'lerden itibaren) bu tabiri soyadı yerinde benimseyip, ömrünün sonuna kadar da kullanmıştır.
Bize düşen, bunu saygıyla karşılamaktır.

Medih için değil...

Said Nursî'ye "Bediüzzaman" ünvanını kullandığı için, zaman zaman sorular sorulmuş , hatta tenkitler yöneltilmiş, o da bunlara muknî cevaplar vermiştir.
Bu hususla alâkalı olarak, Hutbe-i Şâmiye isimli eserinin "Reddü'l-Evham" bölümünde yer alan şöyle bir suâl ve cevap var:
"Sual: Sen imzanı bazen 'Bediüzzaman' yazıyorsun. Lâkap medhi imâ eder.
"Cevap: Medih için değildir. Kusurlarımı, sened-i özrümü, mazeretimi bu ünvan ile ibraz ediyorum. Zira bedi, garip demektir. Benim ahlâkım, sûretim gibi ve üslûb-u beyanım, elbisem gibi gariptir, muhaliftir. Görenekle revaçta olan muhakemat ve esalibi, benim üslûp ve muhakematımla mikyas ve mihenk itibar yapmamayı bu ünvanın lisan-ı haliyle rica ediyorum. Hem de muradım, 'bedî', acip demektir.

"Şâh-ı Merdan"

Üstad Bediüzzaman'a ait bir madenî mührün olduğunu, muhtelif vesikalarda görüp öğreniyoruz.
Bazı durumlarda, parmak izi veya imza ile birlikte, bu mührü de kullanmıştır.
Mührün üzerinde nelerin yazılı olduğu ise, bizim gibi çoğu kimse için de mûcib-i meraktır.
Dârü'l-Hikmeti'l-İslâmiye ile ilgili vesikalarda da dikkat çeken Bediüzzaman'a ait mührün daha vâzıh bir suretini görüp, üzerine kazınmış yazıyı çözdüğünü belirten Van Edremit'ten muhterem Ata Beyaz Hocamız, hususî duâsına da dahil ettiği şekliyle, o mührün üzerinde şu ifadelerin yer aldığını bize beyan ettiler:
"Mirza, Nuriye, Şâh-ı Merdan, Hazret-i Bediüzzaman"
Mühürde yazılı Mirza babasının, Nuriye annesinin ismi, Şâh-ı Merdan ünvanı ise, Hz. Ali (kv) için kullanıldığını çoğunuz bilirsiniz.

"Mehmed Said Nursî"

Üstad Bediüzzaman'a ait, calib-i hayret ve dikkat bir diğer isim ve imza şekli ise, "Mehmed Said Nursî" yazılışıdır.
Bu isim ve imzayı, fethinin 500. yıldönümü vesilesiyle geldiği İstanbul'da kullanır. Üstelik, Samsun'da görülen Nur dâvâsıyla alâkalı bir dilekçede...
Şöyle ki: 1953 yılı baharında Emirdağ'dan gelerek üç ay kadar İstanbul'da kalan Bediüzzaman, o günlerde Samsun Mahkemesinde görülmekte olan "Büyük Cihad" dâvâsına rahatsızlığı sebebiyle gidip katılamayacağından, savcılık makamına dilekçe ile başvuruda bulunuyor.
İşte, bu 6 Mayıs 1953 tarihli dilekçenin altında sol işaret parmağının izi bulunan Üstad Bediüzzaman, ikamet adresinin hemen altında yazılan ismini "Mehmed Said Nursî" olarak yazdırırken, imzasını da "Mehmed Said" şeklinde atmış.
(Bkz: N. Şahiner; Bilinmeyen Taraflarıyla B. S. Nursî, Kasım 1991 baskısı, s. 400.)
İşte, Üstad Bediüzzaman'ın hayatını kuşatan bir 'acip'lik, bir 'garip'lik, yahut bir 'bedi'lik daha...
Temenni ederiz ki, bunca bilgi ve belge, bazı yanlışları düzeltmede ve bazı doğruları da öğretmede yardımcı unsur olsun.

 
Kayıtlı

Nasılki gayet kıymetkar elmas hazinelerine sahipolmak yolunda küçük camparçaları tereddürsüz feda edilirse ebedi hayatımı kurtarmaya vesile olan RİSALE-İ NUR uğrunda hayatımı feda etmeğe heran hazırım
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 31 Ağustos 2007, 22:54:07 22:54* »

 Van Edremit'ten muhterem Ata Beyaz Hocamız, hususî duâsına da dahil ettiği şekliyle, o mührün üzerinde şu ifadelerin yer aldığını bize beyan ettiler:
"Mirza, Nuriye, Şâh-ı Merdan, Hazret-i Bediüzzaman"
Mühürde yazılı Mirza babasının, Nuriye annesinin ismi, Şâh-ı Merdan ünvanı ise, Hz. Ali (kv) için kullanıldığını çoğunuz bilirsiniz.
-------------------------------------------
ŞAH-ı MERDAN ünvanı Hz. Ali için neredeyse HAS bir isim olup Merdlerin Şahı anlamına gelir. İlk kez bir baskası için kullanıldığını işitiyorum. Bu rivayetin bir baska yerde tasdiki var mı?
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #2 : 02 Eylül 2007, 15:35:55 15:35* »

İmam-ı Rabbanî'nin Mektup Yazdığı Bediüzzaman Mirza ve Fethullah Mirza

İnternette bazı forumlarda ve yazı gruplarında 17. yüzyıl başında vefat etmiş olan İmam-ı Rabbani'nin Bediüzzaman Said Nursi'yi manevi olarak işaret ettiği bazı mektuplarından bahsedilmektedir.

Bu konudaki yanlışlığın düzeltilmesi için şu iletileri dikkatinize sunarım:


**************
Orjinalini yazan: ubeyd

Geçen yüzyılda yaşamış ve lakab olarak kendisine "Bediüzzaman" unvanı verilmiş olan Zat-ı Şerif'in herşeyinde bir keramet arayan bazı muhibleri tarih bilgisizlikleri ile çamura batıyorlar. Bir de bu cehaletlerine İmam-i Rabbani ve şaheseri Mektubatı karıştırmasalar ; hiç ,ama hiç umurum değil.

Gelelim ; Mirza Bediüzzaman'a : Bu kişi Orta Asya'dan (Türkistan'dan Hindistan'a uzaranarak oraları fetheden Timur Hanedanı devamı BABUR ŞAH hanedanından silik nitelikte bir hükümdardır. İmamı Rabbani döneminde yasadığı için bazı meselelerde O'nun desteğini almak kasdıyle mektublar ; armağanlar göndererek iltifat almak istemiştir. Bu zat ile tarihi belge niteliğindeki bilgiler bu hanedanın yıldız ismi BABUR ŞAH'ın BABURNAME adlı bizzat kaleme aldığı hatıratında bol miktarda vardır.


Risale-i NUR sakirdlerini asıl çıldırtan husus sadece Molla Said ibn Mirza'ya ait oldugunu sandıkları Bediüzzaman unvanın kendisinden 400 yıl once yaşamış ve günahkar bir kul oldugu anlaşılan (Baburname'de nakledildiğine göre işret ehli fasık bir beyzade) bir dünyaperest hükümdara da ait olusunu öğrenmeleriyle ortaya çıkar !

************************************************** *******************

Düzeltme imkanı olmadığı için iki notu buraya kaydetmek zorunda kalıyorum:

1. Bediüzzaman Mirza adlı beyzade EMIR TIMUR'un oğlullarından Ömer'in neslinden olduğu gibi aynı zamanda Sultan Hüseyin Baykara adlı hanın en büyük oğlu imiş.

2. Bediüz-Zaman Hemedani adlı bir alim miladi 1008 yılında vefat etmiş ki Molla Said'in mektubunda hicri 3. yüzyılda geçen Bediüzzaman adlı alim bu olsa gerektir. Bu bilinen ilk Bediüzzaman ; daha çok Arab Edebiyatı ve şiirinde isim yapmış ve hazırcevaplığı ve zekasi ile kayda geçmiş birisi imiş. TDV İslam Ansiklopedisindeki bilgiye göre "bazı şiirlerindeki MUSTEHCEN ifadeler" eserlerinin guncel baskılarından çıkartılmıştır.

3. TDV İslam ansiklopedisi 200 yıl kadar önce vefat eden Urfa'da medfun Bediüzzaman Hemedani'den bahsetmezken son ünlü Bediüzzaman Olarak IRANLI Bediüzzaman Füruzanfer 'i zikretmektedir ki bu kişi ülkemizde Mevlana Celaleddin ile ilgili çalışmaları ile bilinen ve Hz. Pir Mevlana Celaleddin RUMİ'nin TURK degil IRANî oldugunu iddia edenlerin önde gideni olarak bilinen bir şahıstır.

(Bu konuyu DERINlemesine incelemek isteyen arkadaşlara TDV İslam Ansiklopedisi'nin 5. cildindeki Bediüzzaman maddesine başvurmalarını tavsiye ederim.)

Bu konudaki bilgilendirme notuna "baska Bediüzzaman" tanımayan şakirdlerin ihtiyacı var. Herhalde sevkani ve omercan adlı "gayyur ve mağrur" Nur şakirdleri fakîre vekaleten bu bilgileri ilgili NURANî forum + NURANî yazı gruplarına taşıyarak kardeslerini TENVIR etmekten içtinab eylemeyeceklerdir...

"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu ?"

http://www.halidiye.com/YeniForum/fo...TID=21563&PN=2
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #3 : 02 Eylül 2007, 15:39:40 15:39* »

TDV İslam Ansiklopedisi'nden Bazı Bediüzzaman'lar :
 
*Bediüzzaman el- Hemedani : Arap edebiyatında makame türünün ilk örneklerini veren şair ve katip:   Ölümü: miladi : 1008  (5. cilt,sayfa.328)
 
*Ebul-Kasım Bediüzzaman Hibetullah : Astronom, matematikçi  şair, Ölümü: miladi : 1139-1140  (5. cilt,sayfa.322)
 
*Bediüzzaman Fürüzanfer: Mevlana Celaleddin Rumi hakkındaki araştırmaları ile tanına İranlı alim. Doğumu: 1897  Ölümü: miladi : 1970 (5. cilt,sayfa.327)
 
-------
 
*** ALLAH c.c.'nun BEDİ'u(ayn ile) ismi için : Bkz.  TDV İslam Ansiklopedisi 5. cilt,sayfa: 319.
 
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #4 : 02 Eylül 2007, 15:42:32 15:42* »

Bedi' (örneksiz ve benzeri bulunmayan bir şeyi icâd etmek, iş yapmak. İlk, benzersiz ve eşsiz olmak.) kökünden türeyen bedi' kelimesi

ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in ismi dışında izâfi kullanılabilinir.


El Bedî'u ismi Kur'ân-ı Kerîm'de 2 âyette geçmektedir :

" (O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır (Bedi'ussemavat-ı vel-arz...). bir şeyi dilediğinde ona sadece "ol!" der, o da hemen oluverir." (Bakara 2/117)

" O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır……" (En'âm 6/100) (Bedi'ussemavat-ı vel-arz...)

El Bedîü : Eşsiz, benzersiz, zıdsız güzellikte olan. Benzersiz şeyleri vücûda getirişte benzersiz olan. Sanatkâr-ı Mutlak olup seyrâna seren...Eşsiz, örneksiz ve benzersizliği mutlak olup, mahlükatını da her zerrenin şahsına mahsus eşsizlik, örneksizlik ve benzersizlik kimlik ve kişiliği içinde Ulühiyyeti hakkı olarak yaratma kudretiyle yaratan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 235
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #5 : 02 Eylül 2007, 16:54:35 16:54* »

İMAMI RABBANİ HAZRETLERİNİN MEKTUBU

YARATIKLARIN EN ÜSTÜNÜNE s.a.v UYMAYA TEŞVİK,BU UYUŞUN ,İLK OLARAK İNANÇLARI DÜZELTMEK ,İKİNCİ OLARAK DA;ÖĞRENİLMESİ GEREKEN ZARURİ FIKIH HÜKÜMLERİNİ ÖĞRENMEKLE MÜMKÜN OLABİLECEĞİ VE BUNA AİT MESELELER HAKKINDADIR


Allahu teala size afiyet ve selamet versin
bil ki iki cihan saadetine ulaşmak peygamberlerin efendisine (s.a.v) bağlıdır.Dua ve selamlar onun yakınlarının üzerine olsun.Ona tabi olma ehli sünnet alimlerinin bildirdikleri usül üzere olmalıdır.Allah onların çalışmalarını kabul buyursun
.Buda evvela bu büyük insanların görüşleri doğrultusunda inançları düzeltmek ikinci olarak helal haram fazr vacip sünnet  mendup mübah ve karışık şeyleri öğrenmekle olur .Daha sonra bilinen bu şeylerle amel edilmelidir bu iki inanç ve amel kanatları  elde edildikten sonra eğer ebedi mesud olması için ezeli yardım varsa mukaddes aleme doğru uçmak nasip olur .bu iki kanat takılmadan uçuş mümkün değildir.dökülen ağaç kabuğu gibi yerlerde sürünür

 bu alçak dünyanın yaptıkları gizli değil ki ulaşılmaya elde edilmeye layık olsun peşinden koşulmaya değsin öyleyse üstün gayretli olup kıymetli şeyleri aramak gereklidir insanoğlu allahu tealanın her şeyi bir sebebe bağladığını bildiğine göre ona kavuşturan sebebi yine ondan istemelidir


MISRA : işte iş bu gerisi boş

güzel bir iltifatla yardım istediğinizie göre size müjdeler olsun sağlam  ve kazanmış olarak dönersiniz yanlız bi şartla : o da kalbi yanlız bir yere bağlamak ber yere yönelmek tir.Çünkü bağlanılan dönülen yön başka yön olursa  salik kendini tefrikaya ayrılığa atmış olur


bir yerde duran her yerde durmuş olur ama her yerde duran hiç bir yerde durmuş olmaz , sözü meşhur bir sözdür.Allahu teala bizi sizleri muhammedi şeriatin yolunda devamlı kılsın onun sahibine dualar selamlar saygılar olsun


hakka tabi olan ve hazreti muhammedi in izinde bulunanlara selamlar..onun yakınlarının üzerine dualar ve saygılar

MEKTUBU İNCELEDİĞİMİZDE

1-SÜNNETİ SENİYYEYE UYMA
2-İMANİ MESELELERİ DÜZELTME VE  FARZLARI YAPMA


ZATEN ÜSTADIN ÜZERİNE DURDUĞU RİSALELERDE ASIL MESELELERDE BU AYRICA ÜSTAD ZATEN YUKARDAKİ MEKTUBUN DOĞRULTUSUNDA ÜSTAD BU ÇAĞIN HASTALIĞI İMAN HASTALIĞIDIR DER VE İNSANLARIN HER MESELEYİ İMAN BOYUTUNDA ELE ALIR

YUKARIDAKİ MEKTUBDADA ZATEN BU MESELE AÇIKÇA BEYAN EDİLMİŞTİR ALTI ÇİZİLİ YERLER OKUNURSA BU DAHADA AÇIKÇA GÖRÜLÜR

AYRICA BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ MEKTUBAT ADLI ESERİNDE BU KONUYU İZAH EDER VE O MEKTUBUN KENDİSİNE AİT OLDUĞUNU SÖYLER

BAKIN

İmam-ı Rabbânî ve Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Farukî (r.a.) demiş: "Hakaik-i imaniyeden birtek meselenin inkişafı ve vuzuhu, benim indimde binler ezvak ve kerâmâta müreccahtır. Hem bütün tarikatlerin gayesi ve neticesi, hakaik-i imaniyenin inkişafı ve vuzuhudur."
Madem şöyle bir tarikat kahramanı böyle hükmediyor. Elbette, hakaik-i imaniyeyi kemâl-i vuzuhla beyan eden ve esrar-ı Kur’âniyeden tereşşuh eden Sözler, velâyetten matlup olan neticeleri verebilirler.
Üçüncü Nokta
Bundan otuz sene evvel, Eski Said’in gafil kafasına müthiş tokatlar indi,  -1- kaziyesini düşündü. Kendini bataklık çamurunda gördü. Medet istedi, bir yol aradı, bir hÂlâskâr taharri etti. Gördü ki, yollar muhtelif; tereddütte kaldı. Gavs-ı Âzam olan Şeyh-i Geylânî Radıyallahu Anhın Fütuhu’l-Gayb namındaki kitabıyla tefe’ül etti. Tefe’ülde şu çıktı:
 -2-
Aciptir ki, o vakit ben Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye âzâsı idim. Güya ehl-i İslâmın yaralarını tedaviye çalışan bir hekim idim. Halbuki en ziyade hasta bendim. Hasta evvelâ kendine bakmalı; sonra hastalara bakabilir.
İşte, Hazret-i Şeyh bana der ki: "Sen kendin hastasın. Kendine bir tabip ara."
Ben dedim: "Sen tabibim ol." Tuttum, kendimi ona muhatap addederek, o kitabı bana hitap ediyor gibi okudum. Fakat kitabı çok şiddetliydi. Gururumu dehşetli kırıyordu. Nefsimde şiddetli ameliyat-ı cerrahiye yaptı. Dayanamadım, yarısına kadar kendimi ona muhatap ederek okudum; bitirmeye tahammülüm kalmadı. O kitabı dolaba koydum.
Fakat sonra, ameliyat-ı şifakârâneden gelen acılar gitti, lezzet geldi. O birinci üstadımın kitabını tamam okudum ve çok istifade ettim. Ve onun virdini ve münâcâtını dinledim, çok istifaza ettim.
Sonra İmam-ı Rabbânî’nin Mektubat kitabını gördüm, elime aldım. HÂlis bir tefe’ül ederek açtım. Acaiptendir ki, bütün Mektubat’ında yalnız iki yerde "Bediüzzaman" lâfzı var. O iki mektup bana birden açıldı. Pederimin ismi Mirza olduğundan, o mektupların başında "Mirza Bediüzzaman’a Mektup" diye yazılı olarak gördüm. "Fesübhânallah," dedim. "Bu bana hitap ediyor." O zaman Eski Said’in bir lâkabı Bediüzzaman idi. Halbuki Hicretin üç yüz senesinde, Bediüzzaman-ı Hemedânî’den başka o lâkapla iştihar etmiş zatları bilmiyordum. Halbuki İmamın zamanında dahi öyle bir adam vardı ki, ona o iki mektubu yazmış. O zâtın hali MEKTUBAT


YUKARIDA YAZILANLARA BAKILDIĞINDA MEKTUB ÜSTADADIR ZORLAMA TEVİLLERLE HEM BEDİÜZZAMANI YALANCI DURUMUNA ÇIKARMAK HEMDE KENDİMİZİ ALDATMANIN BİR ANLAMI YOKTUR

ÜSTAD BU ASRIN MÜCEDDİDİDİR

VESSELAM

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 3494
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #6 : 02 Eylül 2007, 16:58:20 16:58* »

Bİlgiler için sağolun arkadaşlar..
Kayıtlı

e.e.cummings der ki;

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..

Yeni ümidimiz sızıntının zamanla samanyolunda aksiyonlaşmasıdır..
*
Mesaj Sayısı: 235
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #7 : 02 Eylül 2007, 16:59:04 16:59* »

AYRICA ÜSTAD MEKTUBAT ADLI ESERİNDE YUKRDAKİ YAZININ DEVAMINDA MEKTUBUN TAHLİLİNİ YAPIYOR MEKTUBDA ANLATILANLARIN KENDİSİNE NASIL UYDUĞUNU İZAH EDİYOR


BAKIN

RİSALEİNURDA MEKTUBATTA GEÇEN YUKARDAKİ YAZININ DEVAMI

1 Ölüm kesin bir gerçektir.

2 Sen dârü’l-hikmettesin; önce, kalbini tedavi edecek bir tabip ara.


 benim halime benziyormuş ki, o iki mektubu kendi derdime devâ buldum.
Yalnız İmam, o mektuplarında tavsiye ettiği gibi, çok mektuplarında musırrâne şunu tavsiye ediyor: "Tevhid-i kıble et." Yani, "Birini üstad tut, arkasından git. Başkasıyla meşgul olma." Şu en mühim tavsiyesi, benim istidadıma ve ahvÂl-i ruhiyeme muvafık gelmedi. Ne kadar düşündüm: Bunun arkasından mı, yoksa ötekinin mi, yoksa daha ötekinin mi arkasından gideyim? Tahayyürde kaldım. Herbirinde ayrı ayrı cazibedar hâsiyetler var; biriyle iktifâ edemiyordum.
O tahayyürde iken, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle kalbime geldi ki: Bu muhtelif turukların başı ve bu cetvellerin menbaı ve şu seyyarelerin güneşi Kur’ân-ı Hakîmdir. Hakikî tevhid-i kıble bunda olur. Öyleyse, en Âlâ mürşid de ve en mukaddes üstad da odur.
Ona yapıştım. Nâkıs ve perişan istidadım elbette lâyıkıyla o mürşid-i hakikînin âb-ı hayat hükmündeki feyzini massedip alamıyor. Fakat ehl-i kalb ve sahib-i hÂlin derecâtına göre, o feyzi, o âb-ı hayatı, yine onun feyziyle gösterebiliriz. Demek, Kur’ân’dan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, hÂlî mesâil-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler.MEKTUBAT

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 3494
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #8 : 02 Eylül 2007, 17:04:52 17:04* »

teşekkürler keçeli kardeş..
Kayıtlı

e.e.cummings der ki;

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..

Yeni ümidimiz sızıntının zamanla samanyolunda aksiyonlaşmasıdır..
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #9 : 02 Eylül 2007, 20:20:26 20:20* »

ZAMANE işleri karışık : Oyuzden ben yazayım aslını da ; itirazı olan var ise Ustad uzmanı Necmeddin Şahiner'e ve F. Gülen ekolunun AKSIYON dergisine itiraz eylesin.
---------------------------
İşte AKSIYON dergisnden naklen Said el-Nursi'ye  nasıl Bediüzzaman dendiğine ilişkin rivayet:
 
Refet Ağabey Üstad’a, bir mektupta ‘sana ilk defa Bediüzzaman kim dedi?’ diye soruyor. Üstad ‘Siirtli üstadlarımdan Molla Fethullah ders esnasında beni Bediüzzaman-ı Hemedani’ye benzetti’ diyor. ‘Sen de Bediüzzaman gibisin. Her meseleye cevap veriyorsun’ meal ve manasında Üstad’ın Refet Ağabey’e bir mektubu var.
 
Yıllar evvel o mektubu Altunizade’de iken Fethullah Gülen Hocaefendi’ye verdim.
 
Şimdi belki 15 yıl bu Siirtli Molla Fethullah’ı aradım. Kaç defa Batman’a, Siirt’e gittim,(...) Kurtalan’ın dağda bir köyüne gidiyoruz, Molla Fethullah’ı sormak için.”

....

Necmeddin Şahiner, Molla Fethullah’ın akrabalarından olan şeyhi bulur. Şeyhin çocukları jandarmaya haber vermek ister, fakat şeyh engeller. Ve bilgi de alamadan köyden ayrılırlar.
-------------------
KAYNAK:
Necmeddin Şahiner, Bediüzzaman’ın el yazması risalelerini köy köy dolaşıp toplamış.
Aksiyon, 'Son Şahitler' adlı kitabıyla tanınan Necmeddin Şahiner'le görüştü...
 
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=24097
 
"USTAD uçmaz ; şakirdleri uçurur" meseli anlı-şanlı BEDIUZZAMAN lakabının aslı-faslı bu !...
 
Yanlış ise AK- siyon dergisi ve Necmeddin Şahiner'i ikaz ediniz NUR MESLEĞİ adına ; onların cevabından bir örneği de buracığa kopyalayınız ki ... mübarek ve muazzez Said rahimehullah'ın ruhaniyeti sizden razi
 olsun inşaaALLAH...
 
Vesselam ...

http://www.halidiye.com/YeniForum/forum_posts.asp?TID=21563
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 38
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #10 : 02 Eylül 2007, 20:21:47 20:21* »

Görüldüğü gibi sizin bahsettiğiniz (İmam-ı Rabbani'nin mektub yazdığı) Bediüzzaman Mirza ile Ustad'a verilen  "Bediüzzaman" lakabının hiçbir ilgisi olmadığı bizzat Ustad rh.a'e izafe edilen mektub ile sakıt olmaktadır.
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 235
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #11 : 02 Eylül 2007, 20:37:47 20:37* »

kardeş yukarıdaki yazıda ben imamı rabbani mektubundaki bediüzzaman arasında bir bağlantı bulamadım

üstada bediüzzaman lakabı istanbuldaki alimler tarafından verilmiştir ayrıca yukarıdaki yazıdada ilk defa kimin bediüzzaman dediği anlatılıyor


benim yukarda yazdığıma dikkat edersen risaleden ve imamı rabbaninin mektubatından örneklerle sana izah ettim

konuyu saptırma lütfen

bu konuyu şimdi vaktim yok daha ayrıntılı işleyecem

ayrıca üstada kimin bediüzzaman dediğini konuşmuyoruz biz burda vede kim dediyse demiştir sonuçta onun lakabı bediüzzamandır evet ilk defa bu lakabı siirtte vermişler sonrada istanbuldaki alimler bu lakabı ona vermiştir

suriyede şamdaki emevi camiide verdiği hutbedede binlerce alim evliya onun islam birliği ile ilgili hutbesini dinlemiştir

sizin tassubunuz ve kıskançlığınız yüzünden o bediüzzaman lakabından veya müceddidlik vasfından hiç bir şey kaybetmez

bu konuyu daha ayrıntılı işleyecem

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 235
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #12 : 03 Eylül 2007, 10:09:14 10:09* »

bediüzzaman hazretleri der ki:

Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fik-rine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.

2. Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek,

3. Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, "Mesleğim haktır," yahut "daha güzeldir" diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden "Hak yalnız benim mesleğimdir" veyahut "Güzel benim meşrebimdir" diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek,

Ve ehemmiyetsiz, rekabetkârâne hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder 20.LEMA İHLAS RİSALESİ



KONUYU AÇACAK OLURSAK MÜSPET HAREKET BU ZAMANDA EHLİ SÜNNET CEMAATLERİNİN YAPMASI GEREKEN EN ÖNEMLİ VAZİFEDİR YANİ KENDİ MESLEĞİNİ SEVMEK AMA DİĞER MESLEKLERLE MEŞGUL OLMAMAKTIR

ÜSTAD BUNUN İÇİN

 Meşreplerin ihtilâfıyla, zâhir-i meşrebine muhalif olana karşı muavenet ihtiyacını tam hissetmiyor, ittifaka ihtiyacını göremiyor. Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa, kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek, ittifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîr ü zeber olur.
DER KARDEŞ BU SİTEDE HİÇ BİR CEMAATİ TENKİT GIYBET SUİZAN GÖREMESSİN

VE AHİRZAMANDA İSLAM İTTİFAKI İÇİN OLMASI GEREKENDE MÜSPET HAREKETTİR

MUHAKKAK FARKLI MEŞREPLER OLACAK YANLIZ BU MEŞREPLERİN YAPMASI GEREKEN MESELE KENDİ MESLEĞİNİ SEVMESİ AMA BAŞKA MESLEKLERLE MEŞGUL OLMAMASIDIR

www.halidiye.com SİTESİNDEKİ BAZI KARDEŞLER BAKIN DİKKAT EDİN BAZI KARDEŞLER DİYORUM SANKİ İŞİ GÜCÜ YOKMUŞ GİBİ BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN MÜCEDDİD OLUP OLMAMASINI KONUŞUYORLAR BU YANLIŞTIR

BİZİM BEDİÜZZMAN HAZRETLERİNE OLAN MUHABBETİMİZ SİZİ RAHATSIZ ETMEMELİ BEN SADECE O KARDEŞLERİN CAHİLLİĞİNE VERİYORUM ÇÜNKÜ MAHMUT HOCAYA MUHABBETİ OLAN BİR KİŞİYİM  VE TÜM CEMATİN GIYBETİNİ YAPMAM AMA SİZ O SİTEDE NURCULAR DERKEN TÜM CEMAATİN GIYBETİNİ YAPIYORSUNUZ AYRICA BURDAN LİNKLER VERİP ORDA GIYBET EDİYORSUNUZ VE BİLİYORUM Kİ BU LİNGİDE ORDAKİ KARDEŞLER TAKİP EDİYORLAR  DAHA ÖNCEDEN SEÇİMLERLE İLGİLİ BİR BAŞLIĞI SİTENİZDE FORMUNUZDA LİNK VEREREK DALGA GEÇEREK TENKİT ETTİNİZ BU YANLIŞTIR

ŞİMDİ KONUYA DÖNECEK OLURSAM BENİM BEDİÜZZMAAN HAZRETLERİNİ MÜCEDDİD GÖRMEM SİZİN RAHATSIZ ETMEMELİ SENDE MAHMUT HOCAYI MÜCEDDİD GÖREBİLİRSİN BEN BUNA SAYGI DUYARIM VE SENİN BU GÖRÜŞÜNÜ TENKİT ETMEM  BENDE BEDİÜZZAMANI MÜCEDİD GÖRÜRÜM AMA SEN ŞEYHİNİ KISKANIP BENLE REKABETE GİRERSEN UHUVVETİ VE İHLASI KAÇIRIRSIN BUDA AHİRZAMANDA İSLAM BİRLİĞİ İÇİN YANLIŞ BİR POLİTİKADIR

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN KENDİSİN MÜDAFA ETME GİBİ BİR YÜKÜMLÜLÜĞÜ YOKTUR YAKINDA DAHA İYİ ANLAYACAKSINIZ BU KİŞİNİN NASIL BİR İNSAN OLDUĞUNU

FAKAR YAPTIĞINIZ YANLIŞTIR BU ZAMANDA CEMAATLER TEFERRUATA DAİR MEDARI MÜNAKAŞALARI BIRAKIP ORTAK PAYDALARDA MUHABBET VE UHUVVET BESLEMELİDİRLER BİRBİRLERİNE KARŞI YOKSA REKABET KİN HASED KISKANÇLIK İTTİFAKI BÖLER İHTİLAF ORTAYA ÇIKARIR

HERKESİN ŞEYHİNİ MÜCEDİDİD GÖRMESİ GİBİ SİZİNDE GÖRMENİZ NORMALDİR SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN HAZRETLERİ ARVASİ HAZRETLERİ BU İNSANLARI BEN ÇOK SEVERİM AMA BENİM ÜSTADA MUHABBETİM DAHA AĞIR BASAR VE BEN KİMSENİN ŞEYHİ MÜCEDDİD DEĞİLDİR DİYEDE ONLA TARTIŞMAM ONLA ORTAK PAYDALARDA BULUŞURUM VE MUHABBET BESLERİM

DIŞARDA ZINDIKLARIN HÜCUMU KAFİRLERİN İSTİLASI KARŞISINDA KONUŞULACAK BU KADAR MESELE VARKEN YUKARDAKİ SİTEDEKİ KARDEŞLERİNİN YAPTIĞI YANLIŞI ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR BELKİ ŞEYHİNİZE KISKANIYOR OLABİLİRSİNİZ O ZAMAN SENİN İÇİNİ RAHATLATAYIM MAHMUT HOCA BU ZAMANIN EN BÜYÜK GAVSI KUTBUDUR DESEM İÇİNDEKİ HASED BİTER İNŞALLAH

MAHMUT HOCA BU ZAMANDAKİ EN BÜYÜK EVLİYADIR BUNU İÇİMDEN GELEREK SÖYLÜYORUM

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 3494
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #13 : 03 Eylül 2007, 13:59:36 13:59* »

Alıntı
Meşreplerin ihtilâfıyla, zâhir-i meşrebine muhalif olana karşı muavenet ihtiyacını tam hissetmiyor, ittifaka ihtiyacını göremiyor. Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa, kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek, ittifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîr ü zeber olur.
alkis
Kayıtlı

e.e.cummings der ki;

Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!..

Yeni ümidimiz sızıntının zamanla samanyolunda aksiyonlaşmasıdır..
*
Mesaj Sayısı: 235
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #14 : 03 Eylül 2007, 17:32:33 17:32* »

üstadımıza işaret eden şahitler

van şahitleri

http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/sonsahitler/bolge.php?id=1

ABDULBAKİ ARVASİ

http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/sonsahitler/bolgeindex.php?id=1

ABDULBAKİ ARVASİ

ABDURRAHİM ZAPSU

ABDURRAHMAN- TAĞÎ

AHLATLI İSMAİL HAKKI ARSLAN

AHMED ALPASLAN

ALİ BARAN

ALİ ÇAVUŞ

ALİ HAYDAR BEY

AV. HULÛSİ BİTLİSÎ AKTÜRK

BİNBAŞI ALİ HAYDAR

BİTLİSLİ ŞEYH EMİN EFENDİ

CEMAL TALAY

CEVDET BEY

DR. M.ASAF DİŞÇİ

H.MÜNİR BAKAN

HALİL ÇINAR

HALİL PAŞA

HAYDAR SÜPHANDAĞLI

İBRAHİM KAZAZOĞLU

İSMAİL PERİHANOĞLU

KİNYAS KARTAL

MEHMET SALİH YEŞİL

MEVLÂNA HALİD-İ BAĞDADİ

MOLLA AHMED-İ CANO

MOLLA HABİB

MOLLA HAMİT EKİNCİ

MOLLA MÜNEVVER

MOLLA RESUL

MOLLA SAİD

MOLLA YÂSİN SAATÇİOĞLU

MUHAMMED VAKIF EFENDİ

MUSTAFA AĞRALI

MUSTAFA PAŞA

MUSTAFA YALÇIN

MÜKÜSLÜ HAMZA EFENDİ

NUH POLATOĞLU

OSMAN BİRGÜL

RABİA ÜNLÜKUL

SEYYİD MEHMET ŞEFİK ARVASÎ

SEYYİD SIBĞATULLAH

SIDDIK ALP HIZIROĞLU

SİNAN OMUR

ŞEYH CELÂL EFENDİ

ŞEYH NİZAMETTİN ARVASÎ

TAHİR PAŞA

TİNİSLİ FEDAİ


Kastamonu Şahitleri

ABDULLAH YEĞİN

AHMED ÖZKAN (KUREYŞÎ)

AHMET ATAKLI

ARAÇLI DELİ MÜMİN (MEYDANÎ)

DADAYLI HALİT BEY

EMİN ÇAYIRLI (ÇAYCI EMİN BEY)

EMRULLAH DEMİRKAYA

FEYZİ ERTEM

HASAN ATIF EGEMEN

HATİCE YILDIZ

HİLMİ SEMÂ (ERKAL)

HÜSEYİN REMZİ SÖNMEZGİL

İBRAHİM FAKAZLI

İBRAHİM MIRMIR

İSMAİL İLGAZİ

İSMAİL TUNÇDOĞAN

MEHMED FEYZİ PAMUKÇU

MEHMED MÜNİP YALAZ

MEHMED TEVFİK YAKAMERCAN

NADİR BAYSAL

SADIK DEMİRELLİ

SALİH UĞURTAN

SATI YILMAZ

SELAHADDİN ÇELEBİ

TAHSİN AYDIN


Eskişehir Şahitleri ve diğerleri
http://www.risale-inur.org/yenisite/moduller/sonsahitler/anasayfa.php

son şahitlerde


devam edecek bu başlık altında üstadımın müceddidliğini ispat edecem

ilmi delili olan varsa çıksın karşıma
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: