Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« : 13 Ocak 2010, 16:33:45 16:33* » |
|
Bediüzzaman'da seyyidlik nişanı
Muhtelif mahfillerde konuşulup tartışılan konulardan biri de, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin aslen seyyid olup olmadığı hususudur. Üstad Bediüzzaman, 1923'ten evvel "Kürdî", bu tarihten sonra ise "Nursî" lâkabını kullanmıştır. Hz. Üstad, bunların dışında da imza yerinde bazı lâkap ve ünvanları kullanmıştır: Molla Said, Mehmed Said, Ebu Lâşey, Garibuzzaman, Sin Ayn, vesaire...
Ancak, 1923'ten tâ vefat tarihi olan 1960'a kadar hasseten kullandığı lâkap ve imza "Nursî"dir.
Hatta, 1935'teki Eskişehir ve 1944'teki Denizli Mahkemelerinde, onun hakkında Nursî dışındaki lâkapların kullanılmasını yadırgamış ve itiraz etmiştir. Meselâ, bir müdafaasında şöyle diyor: "...İsmim Said Nursî iken, her tekrarında 'Said Kürdî' ve 'bu Kürd' diye beni öyle yâd ediyorlar. Bununla, hem âhiret kardeşlerimin hamiyet–i milliyelerine ilişip aleyhime bir his uyandırmak, hem mahkeme ve adâletinin mahiyetine bütün bütün zıd ve muhalif bir cereyan vermektir." (Tarihçe–i Hayat, s. 202)
Said Nursî ve hatta bütün Nurslular, zahirî tarih nazarında Kürt sayılırlar. Nursluların bugünkü sosyal ve kültürel yaşantılarına bakıldığında da bundan farklı birşey görülmez.
Ancak, herşey zahirden ibaret değildir. Hemen her meselede olduğunu gibi, helâket ve felâket asrının adamı olan Bediüzzaman Hazretlerinin nesebi konusunun da bir zahirî, bir de hakikî vechesi var.
Bu iki vecheyi, hikmetiyle birlikte düşünerek değerlendirmek lâzım.
Açıkça ifade edelim ki, böyle bir değerlerdirmeyi zahirperestler yapamaz. Aynı şekilde, Türkçüler ve Kürtçüler gibi, Vehhabilik yapan Suudî ırkçılar da İlâhî hikmete uygun bir değerlerdirme yapamaz.
Hz. Bediüzzaman'ın zahirî ve hakikî hüviyetinin ne olduğunu bilecek ve bunun sıhhatli bir tevilini yapacak olanlar ise, ehl–i tahkik olan Nur Talebeleridir. Nitekim, onlardan biri olup "Denizli kahramanı" ünvanını kazanan Hasan Feyzi Efendi, sırr–ı teklif ve imtihana taalluk eden bu meselenin perdesini kısmen aralamış ve aynen şu ifadeyi kullanmıştır: "Ona 'Kürdî' denilmesi, ...Kürtçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ve ihfâ için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir." (Emirdağ Lâhikası, s. 75)
Dikkatle bakılacak olursa, burada bir "setr ve ihfâ" gerçeğinden bahsedildiği ve zahirin dışında ayrıca bir "hakikî hüviyet ve milliyet"ten söz edildiği görülecektir. (Aynı paragrafın başında ise, Hz. Bediüzzaman'ın hem seyyid, hem de şerif olduğu imâsı yapılıyor.) Demek ki neymiş? Herşey zahirden ve görünürden ibaret değilmiş...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #1 : 13 Ocak 2010, 16:34:26 16:34* » |
|
Esasında, hikmet–i İlâhiye de, bunun böyle olmasını iktiza ediyor. Tâ ki, sırr–ı teklif ve imtihan bozulmasın ve "maslahat–ı irşad–ı umumî" zayi olmasın.
İşte, bu muazzam hakikatin izahına dair, Risâle–i Nur'da beş–altı yerde tekrarla nazara verilen ve ezberlenmesi gereken veciz ifadeler: "Evet, izzet ve azamet ister ki, esbâb perdedâr–ı dest–i kudret ola aklın nazarında; tevhid ve celâl ister ki, esbâb ellerini çeksinler tesir–i hakikiden." (Sözler, s. 265)
Hasan Feyzi'ye ait yukarıdaki sözlerin, bu veciz hakikate bihakkın paralel düştüğünü görmekteyiz.
Bazı kardeşlerimiz, Üsdat Bediüzzaman'ın sadece "mânen seyyid" olduğunu söylüyor. Bu ise, hakikatin tamamını yansıtmıyor. Zira, Hz. Bediüzzaman'ın mânen olduğu gibi, neseben de kat'iyyen seyyid olduğunu "Büyük Ruhlu Küçük Ali" beyan ediyor. Kuleönü'lü Küçük Ali, Hz. Üstad'ın hem "ikinci Âl"den, hem de "birinci Âl"den olduğu bizce kat'idir diyor. Ayrıca, Âl–i Beyt'ten oluşunun hakikî bir nişanı/işareti olarak, Hz. Üstad'ın omzunda gördüğü "kadem–i Resûl–i Ekrem"den (asm) bahsediyor. (Bkz: Yeni baskı Lem'alar, 22. Lem'anın son haşiyesi.)
Küçük Ali, bu iddiasına getirdiği delillerden bir tanesi olarak gördüğü bir "nişan"dan söz ediyor ki, o hususî nişan ve işaretlere, Hz. Bediüzzaman'ın kendisi de perdeli şekilde temas ediyor.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #2 : 13 Ocak 2010, 16:35:31 16:35* » |
|
İşte buna dair kendisi de seyyid olan Bedreli Hoca Sabri'ye (Santral Sabri, İskele memuru, Nur ve gül fabrikasının sahibi, Isparta kahramanı Sabri) hitaben yazılan üç mektuptan, üç kısacık ifade:
1) "...Sabri ise, fıtraten bende mevcut has bir nişan var; bütün gezdiğim yerde kimsede görmedim. Sabri’de aynı nişan–ı fıtrî var. Bütün talebelerim içinde, karabet–i nesliyeden daha ziyade bir karabet kendinde hissetmiş." (Barla Lâhikası, s. 21)
2) "Sabri kardeş! Senin cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikkesini gördüğüm zaman..." (Kastamonu Lâhikası, s. 28)
3) "Ey Sabri kardeş! Başın sağ olsun. Cenab–ı Hak, o validemizi mağfiret eylesin, âmin. Benim, karabet–i nesebiyeyi (seyidliği) ihsas eden parmaklarındaki nişan ve bu yedi sekiz sene Abdülmecid’den daha hararetli faalâne kardeşlik vazifesini yaptığınızdan, elbette senin merhume validen benim de validemdir." (Age, s. 155)
Mâlûm, seyyidlerin ayak parmaklarında bir alâmet–i fârika var. Üstad, bu mektuplarında ondan bahsediyor ve Seyyid Hoca Sabri ile aralarında bir akrabalık (karabet–i nesebiye) bağının olduğunu söylüyor. Bunlar gibi, Risâle–i Nur'da Üstad Bediüzzaman'ın seyyidliğine dair daha başka deliller, işaretler de var. Perdeyi büsbütün yırtmamak adına, şimdilik bu kadarlıkla iktifa ederek, son cümleyi ekleyelim...
Elhasıl: Bediüzzaman Hazretleri seyyiddir, evlâd–ı Resûldendir; temsil ettiği dâvâ bunu iktiza ettiği gibi, icrâ ettiği hizmetin tesiri de, muhakkak ki böylesi bir kuvve–i kudsiyeye dayanıyor.
08.09.2009 Yeni Asya M.Lâtif Salihoğlu
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #3 : 19 Ocak 2010, 22:42:49 22:42* » |
|
Seyyidler sülâlesinden bir hânedan
Nursî hânedanının neseb ve sülâlesi ile alâkalı olarak anlatılan hâtıra ve telakkilerden bazıları şöyledir:
Bediüzzaman Hazretlerine “Hânedan” olarak Emirdağ’da yıllarca hizmet etme bahtiyarlığına eren Emirdağlı Çalışkan Ailesinden Mehmed Çalışkan bir hatırasında şunları anlatır:
“Bir defa Ahmed Feyzi Kul (Bediüzzaman’ın eski talebelerinden) Emirdağ’a gelmişti. Sohbet etti. Üstadımızın büyük evsâfını, yüce makamlarını, riyâzî ve cifrî tevafuklarla açıklıyordu.
“Biraderim Osman Çalışkan’ın kalbine gelir ki: ‘Biz Üstadımızı Şarklı olarak biliyoruz. Ahmet Feyzi Efendinin anlattığı büyük müceddit ise Âl-i Beyt-i Nebevî’den olacaktır.’ Bu kalbî mülâhazadan sonra Üstad Hazretlerinin beni çağırdığını söylediler. Gittim. Üstad bana; ‘Kardeşim ben hem Hasanî’yim, hem de Hüseynî’yim. Ahmet Feyzi’nin bütün söylediğini kabul ediyorum. Haydi git’ dedi.” (Son Şahitler, c. 2, s. 360)
Urfalı Salih Özcan’ın da bu meyanda bir hatırası vardır:
“Bir defa Üstad Hazretlerini ziyarete gitmiştim. Nesebimi sordu. Ben de ‘Seyyidim’ demiştim. Üstad, ‘Hasanî misin? Hüseynî misin?’ diye sordu. Ben, ‘Hüseynîyim’ dedim. Bunun üzerine Üstad, ‘Kardeşim, ben hem Hüseynîyim, hem Hasanîyim’ buyurmuşlardı.” (Son Şahitler, c. 3, s. 235)
Aynı konuyla alâkalı olarak Eskişehirli Muhiddin Yürüten isimli şahıs şunları anlatır: “Ziyaretlerimden birisinde (Üstad’ın yanında) Salih Özcan da bulunuyordu. Üstad ona ‘Kardeşim Salih! Sen hakikî seyyidsin. Nuriye (Üstadın annesi) de seyyid, Mirza (Üstadın babası) da seyyid’ dedi.” (Son Şahitler, c.3, s. 201)
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılan şudur ki, Nursî Ailesinin nesebi ve sülâlesi tamamen seyyiddir ve Âl-i Beyt’tendir. Bu bakımdan, Bediüzzaman Hazretleri’nin, Risâle-i Nurların “Âl-i Beyt ve İmam-ı Ali’nin (r.a) mânevî bir hediyesi ve eseri” olduğunu söylemesi mânidardır. (Emirdağ Lâhikası, s. 143)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #4 : 19 Ocak 2010, 22:43:57 22:43* » |
|
VELİLERİN TELÂKKÎLERİ
Bediüzzaman’ın dünyaya geleceğini keşfen hissedip haber veren büyük velî insanların telâkkileri de, Nursî ailesinin nesep ve sülâlesinin mübarek ve eşsiz bir silsileye dayandığına işaret etmektedir.
Onun geleceğine ve mahiyetine işaret eden büyük zatların bazılarının telâkkilerini kısaca anlatalım:
BİRİNCİSİ:
“Bitlisli Kevser Hoca, 11.12.1983’te İstanbul Bahçelievler semtinde bir evde, büyük bir cemaatin huzurunda aşağıdaki hatırayı anlatmıştı: ‘Ben kırk sene kadar meşhur Gavs-ı Hizan’ın köyü olan Gayda’da (Hizan’a bağlıdır) imamlık yapmış olan Molla Hacı Efendi’den bizzat duydum. O da Gavs-ı Hizan’ın halifelerinden Molla Halid-i Eruki’den duymuş. Molla Hacı dedi ki: ‘Molla Said, henüz dünyaya gelmeden Gavs-ı Hizan’ın müritlerinden olan babası Sofi Mirza bir gün Gayda’dan geçerken, Gavs’ı ziyaret etmek istemiş. Müritleri de ‘Gavs şu anda kimseyi kabul etmez. Hususî sohbettedir’ demişler. Sofi Mirza da ‘Eğer siz şimdi Gavs’a haber vermezseniz, ben kendim gidip kapıyı çalacağım’ demiş. Müritleri ‘Hadi git öyleyse çal’ demişler. Sofi Mirza gidip kapıyı çalarak içeri girmiş. Gavs Hazretleri, Sofi Mirza’yı görür görmez ayağa kalkmış ve hürmetle karşılayıp onu kucaklamış, koluna girmiş, getirip kendi yerine oturtmuş. Birtakım şeyler konuşmuşlar. Sofi Mirza Efendi, ne demişse, Gavs Hazretleri de onu ‘Belî, belî..’ diyerek tasdik etmiş. Sonra bu durumu anlatan Gavs Hazretleri, müritlerine hitaben şunları söylemiş: ‘Efendiler bu fakir sofinin sulbundan öyle bir çocuk dünyaya gelecektir ki, yüz kutbiyet onun derecesine yetişemez.’” (Mufassal Tarihçe-i Hayat, A. Kadir Badıllı, Timaş Yay., c. 1., s. 23)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #5 : 19 Ocak 2010, 22:45:58 22:45* » |
|
İKİNCİSİ:
“Denizli vilâyetinde yaşamış büyük evliyâlardan Hacı Hasan Feyzi isminde bir zât, bir gün talebelerine: ‘Bugün Kürdistan’da (Şark vilâyetlerine o zaman verilen ad) büyük bir velî dünyaya geldi. Bu zât, zamanın sahibi, asrın vekilidir’ buyurmuştur.” Büyük zatların, Bediüzzaman Hazretleri daha dünyaya teşrif etmeden onunla alâkalı olarak verdikleri gaybî işaretlerin yanı sıra, bunlardan daha kuvvetli işârî ve cifrî haberler, Risâle-i Nur’un muhtelif eserlerinde, bilhassa Sikke-i Tasdik-i Gaybî’de mevcuttur.
Âl-i Beyt’ten oluşuna Risâle-i Nur’dan bir delil
“Ona ‘Kürdî’ denilmesi ve kaside-i Hazret-i İmam-ı Ali’de (r.a.) görülen ‘Yâ Müdriken’ kelimesinin hazf ve kalbiyle ‘Kürt’ ima ve işaretinin bulunması, gerçekten Kürtlüğüne delâlet etmez ve onun mânevi silsile-i şerâfet ve siyâdetten tenzil ve teb'idini icap ettirmez. Bu isnad ve izafe, Kürdistan’da doğup büyüyen ve bu lâkapla maruf ve meşhur olan bu zatın Risâletin-Nur’un tercümanı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürtlüğünü ispat etmek için değildir. Kürtçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ve ihfa için olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir diye düşünüyorum.”
(Emirdağ Lâhikası, s. 75, Hasan Feyzi’nin mektubundan...)
Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
28.03.2008
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #6 : 19 Ocak 2010, 22:46:38 22:46* » |
|
Hanedanın asıl vatanı Hizan, Bitlis’e bağlı bir ilçedir. İlçede Osmanlılardan kalma bir takım tarihî eserler mevcuttur. Hangi tarihte, kim tarafından kurulduğu yönünde kesin bir bilgi yoktur. Ancak Cumhuriyet dönemiyle birlikte ilçe hâlini aldığı bilinmektedir. Hizan’a bağlı bir çok köy ve belde vardır. Köylerin sayısı yüze yakındır.
İsparit, Hizan kazasının nahiyesidir. Aslında İsparit nahiyesi, pek çok köyü içine alan bir mıntıkaya verilen addır. İşte Nurs köyü de, bu mıntıka içinde yer alan köylerden biridir.
Hizan’dan güneye doğru, bir çok köyü birbirine bağlayan, korkunç derelerin ve vadilerin arasında kıvrılan bir yol bulunmaktadır. Bu yol kıvrıldıkça kıvrılır, uzadıkça uzar. Yolun sonlarına doğru dehşetli ve büyük bir dere vardır. Bu derenin adı Nurs deresidir.
Bu dereden batıya doğru, uçurum gibi dağların yamaçlarından ilerlediğinizde, karşınıza, dağlar arasına sıkışıp kalmış bir köy çıkar. İşte bu köy, Nurs Köyüdür.
Oldukça engebeli ve dağlık olan bu coğrafyada yer alan Nurs Köyünün evleri, dere yamaçlarına kurulmuştur. Ve bu derelerden biri, Nurs Köyünü ikiye bölmüştür.
Nurs Köyü, yetmiş haneli bir köydür. Camisi, okulu ve bir de Nurs Köyünü Koruma Derneği vardır. Ulaşım, eskilere nazaran çok daha rahattır. Balı ve cevizi meşhurdur.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 26 Ocak 2010, 15:22:37 15:22* Gönderen: Eyne »
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #7 : 26 Ocak 2010, 15:24:31 15:24* » |
|
“BEN ÜÇ CİHETLE ISPARTALIYIM”
Bediüzzaman Hazretleri, eserlerinin muhtelif yerlerinde, kendi hanedanının asıl vatanının Isparta olduğuna dair birtakım beyanlarda bulunmuştur:
“Eski Said, çok zaman Medresetü’z-Zehrâ’yı gaye-i hayal ederek çalışmış. Cenâb-ı Hak kemal-i merhametinden, Isparta’yı o Medresetü’z-Zehra hükmüne getirdi. Ve nahiyemiz olan küçücük Isparta’nın mahdut akraba ve ahbap yerine mübarek Isparta vilayetini verip binler kardeşi ihsan eyledi. Belki muhtemeldir ki, o küçük Isparta’nın aslı, bu büyük Isparta’dan gitmiş. Benim vatan-ı aslîm, o Isparta olmak caizdir.” (Kastamonu Lâhikası, s. 159)
Said Nursî’nin hayatının uzun bir müddeti Isparta’da geçmiş olması, hayatının gayesi olan Risâle-i Nur eserlerinin burada intişar etmesi ve en mühim ve hakiki talebelerinin Isparta ve civarından oluşu oldukça mânidardır. Yukarıda izah buyurduğu ifadelerle yaşanan hakikatler, Said Nursî’nin, dolayısıyla Nursî Hanedanı’nın vatan-ı aslîsinin, Isparta olduğu ve Isparta’dan İsparit’e gittiği kanaatlerini doğrular mahiyettedir.
Yine başka bir ifadesinde Said Nursî şöyle der:
“Ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum, fakat kanaatim var ki, İsparit nahiyesinde dünyaya gelen Said’in aslı buradan gitmiş.” (Şuâlar, s. 263)
Aynı hususta bir diğer ifadesi de şöyledir:
“Isparta benim mübarek bir vatanım ve çok kıymettar kardeşlerimin dahi sevgili vatanlarıdır...” (Kastamonu Lâhikası, s. 173)
Bütün bu hususlarla alâkalı bir de hatıra mevcuttur. Mehmet Sözer anlatıyor:
“Üstad’dan dinlemiştim, buyurmuştu ki:
‘Bana vaktiyle mânen, ‘Sen Isparta’ya git’ denilmişti. İsparit nâmında bizim nahiyemiz vardı. Ben orası zannetmiştim. Yanlış anlamışım... Benim vatan-ı aslîm, bu Isparta’daymış.” (Son Şahitler, c. 2, s. 15)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #8 : 26 Ocak 2010, 15:25:47 15:25* » |
|
HİZAN VE NURS KÖYÜNDEKİ ARAŞTIRMALARIM
Hizan ve Nurs Köyüne bir defa değil, tam altı defa gittim. Günlerce kalıp, mübarek Nursî Hanedanını araştırdım.
Hizan’da, Nurs Köyünde ve Nurs’un mezrâlarında günlerce kalarak, bu mümtaz hanedanın izlerini aradım. Dağlarına çıktım, zirvelerde onların izini sürdüm. Dere ve vadilerinde onlardan izler gördüm. Hanedanın menbâını araştırdım ve bu menbadan su içen, nur alan herkesi dinledim. Bu hususta bilgisi olan kim varsa oraya gittim.
Hizan ve Nurs’ta, Üstadın en yakınlarından başladım. Bediüzzaman Hazretleri’nin babası Sofi Mirza Efendi’nin babasının babası kim olduğunu, yine Mirza Efendi’nin babasının kaç kardeş olduklarını ve kimlerin bu kardeşlere dayandığını araştırdım. Sofi Mirza Efendi’nin kardeşlerinin çocuklarını ve çocuklarının çocuklarını bularak, onlarla konuştum. Onlardan bu mümtaz hanedan hakkında pek çok bilgi aldım.
Hizan, Nurs ve Nurs’a bağlı olan mezralarda araştırmalarımı sürdürürken, o mübarek hanedana mensup nur yüzlü, tok gönüllü insanlar yardımlarını hiç esirgemediler. Özellikle yaşlılardan birçok bilgi aldım.
Hanedana mensup insanlarla konuşurken, yaptığımız bu çalışmadan memnun kaldıkları yüzlerinden okunuyordu. Hakkımızda ettikleri duâlara mukabil, Rabb-i Rahim’ime bol bol şükrettim.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #9 : 27 Ocak 2010, 16:48:48 16:48* » |
|
NURSÎ HANEDANININ FERDLERİNDE GÖZÜKEN BAZI ÖZELLİKLER:
Nursî Hanedanı’na mensup insanlarda, özellikle gençlerde, bazı güzel hususiyetlerin öne çıktığını söyleyebiliriz.
Bunlardan tesbit ettiklerimiz şunlardır:
1- Kimseye küsemiyorlar. (Nurs Köyündeki, hanedana mensup insanların kendi ifadeleri)
2- Gençleri güzel ahlâklı olması. (Bizim de bizzat gözlemlerimiz o yöndedir). Kız çocukları da aynı özelliktedir.
3- Gençlerde fıtrî bir saygı ve nezaket, sevgi ve terbiye vardır.
4- Misafirperverlik ve sorumluluk duyguları gelişmiştir.
5- Merttirler, yalancı değildirler, fedakârdırlar.
6- Aç ve sefalet içinde değillerdir.
7- Minnet altında kalmıyorlar, izzetlidirler.
8- İslâma fıtrî bir bağlılıkları vardır.
MUSTAFA ÖZTÜRKÇÜ
29.03.2008
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #10 : 08 Şubat 2010, 12:04:49 12:04* » |
|
BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN EN BÜYÜK AMCASI: KOLUZ
Daha önce, Bediüzzaman’ın dedesinin isminin Ali olduğunu söylemiştik. Ali Efendinin dört çocuğu vardır. Bunlar, yaş sırasına göre büyükten küçüğe: Koluz, Mirza (Bediüzzaman’ın babası), Hacı ve Mehmi’dir.
Koluz, Bediüzzaman Said Nursî’nin en büyük amcasıdır ve Sofi Mirza Efendi’nin büyük kardeşidir. Nursî Hanedanı’na mensub olan birçok insandan aldığım bilgiler bu yönde. Hatta, Bediüzzaman’ın amcalarından Hacı’nın torunu Hacı Şamil Okur’un (D.1927) ifadesi de bu yöndedir. (Hacı Şamil Okur, Nurs köyünün Livar Mezraında oturan, Nursî Hanedanı’nın en yaşlı kişilerindendir.)
Koluz’un mezarı, Nurs Köyünde bulunmakta. Nurs kabristanında medfun bu zâtın mezarının yerini tam olarak hiç kimse bilmemektedir.
Koluz hakkında bilinen birtakım bilgiler varsa da, azdır. Koluz’un üç çocuğu olduğu söylenmektedir. Ancak bunlar da vefat etmiştir. Mezarları Nurs Kabristanındadır. Çocuklarının birinin ismi Arif, diğerlerininki ise bilinmemektedir.
Koluz’un akrabaları, Nurs Köyü ve civarında bulunmamaktadır.
Koluz hakkında bilgi veren Nursluların isimleri şöyle: Hacı Şamil Okur, Hacı Tahir Okur, Abdulbaki Okur, Abdullatif Okur, İsmet Okur, Mehmet Okur, İhsan Okur, Sıdık Okur, Hacı İsa Okur.
30.03.2008
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #11 : 10 Şubat 2010, 16:27:26 16:27* » |
|
Bediüzzaman’ın kardeş ve yeğenleri
Ubeyd, Bediüzzaman’ın büyük ablası Durriye Hanımın tek oğludur. Bediüzzaman Hazretleri’ne küçük yaşlarda talebe olmuş; Van’da, Başet Dağı’nda kaldığı yıllarda onunla birlikte olmuştur. Bu birliktelik, Birinci Cihan Harbi’ne kadar devam etmiştir. Birinci Cihan Harbi’nde Bediüzzaman Hazretleri’yle birlikte Bitlis deresinde Rus ve Ermeni kuvvetleriyle çarpışarak şehid olmuştur. Ubeyd’in Ruslarla çarpıştığı ve çarpışma sırasında şehid olduğuyla alâkalı olarak Vanlı Ali Çavuş namındaki Ali Aras, oğlu Fevzi Aras’tan bizzat aldığımız hatıralarında Ubeyd’den şöyle söz eder: “Ubeyd, düşman tarafından vurulunca, sırtında yeni bir elbise, kemerinde altınları vardı. Vurulunca bana; ‘Ali gel, bunları al, gâvurun eline düşmesin’ dedi. Ve kelime-i şehadet getirerek şehid oldu.”
Ubeyd ile alâkalı olarak daha sonra Bediüzzaman Hazretleri bir eserinde şunları kaydeder:
“Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini (gömüldüğü yeri) bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte’l-arz (yerin altında) bir menzil sûretindeki kabrine girmişim. Onu şühedâ (şehitler) tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus’un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış.” (Mektûbât, s. 12) Şehid annenin şehid oğlu Ubeyd, mübarek Nursî Hanedanı’nın şehidler kervanındaki yerini almıştır.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Mesaj Sayısı: 3432
Çevrimdışı
Keçelilerin ANNESİ..
|
 |
« Yanıtla #12 : 10 Şubat 2010, 16:30:37 16:30* » |
|
NURSÎ HANEDANININ ÂLİME BİR HANIMI: HANIM
Sofi Mirza Efendi’nin yaş sırasına göre ikinci evladı olan Hanım, âlime bir hanımefendidir.
Sofi Mirza’nın “..Hanım ismindeki kız çocuğunu büyük ve meşhur bir âlime olarak yetiştirdiği rivayetler arasındadır. Bu merhume Hanım, Birinci Cihan Harbi’nden evvel, Molla Said isminde âlim bir zatla evlenmiş. Bilahare 1913 senesinde Şeyh Selim veya Bitlis Hadisesi ismiyle meşhur, hürriyetin ilânına karşı hükümete isyan edenlerin arasında bu Molla Said’in isminin karışması neticesinde Hanım ile Şam’a birlikte hicret etmişlerdir. Şam’da çok talebesi olan Molla Said Efendi, ders okuturken, takıldığı çetin meseleleri perde ve hicap arkasında oturan âlime hanımı Hanım’a sorarmış. O ise hiç duraksamadan hemen meseleyi çözer, cevap verirmiş” diye halen Şam’da hayatta olan Bitlisli Abdülaziz Efendi anlatmışlardı. (Mufassal Tarihçe-i Hayat, A. Kadir Badıllı, Timaş Yay, c. 1, s. 51-52) Hanım, 1945 yılında Mekke-i Mükerreme’de tavaf ederken vefat etmiştir. Bediüzzaman Hazretleri, risâlelerde “Hacca gidip sekerât içinde tavaf ederken, tavaf içinde vefat eden âlime Hanım nâmındaki merhume hemşirem...” şeklinde kendisinden söz eder. (Asâ-yı Musa, 11. mesele, s. 70) Muhteşem hanedanın bu bahtiyar ferdi mensup olduğu silsilenin şanına lâyık hayat sürmüş ve öylece de ebedî âleme irtihal etmiştir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|