Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #15 : 23 Haziran 2007, 14:29:58 14:29* » |
|
Ordunun ihtiyacı kadar yağmur
Başta İmam-ı Beyhakî ve Hâkim olarak, kütüb-ü sahiha, Hazret-i Ömer’den haber veriyorlar ki: Hazret-i Ömer, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan yağmur duâsını niyaz etti. Çünkü ordu suya muhtaçtı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elini kaldırdı. Birden bulut toplandı, yağmur geldi, ordunun ihtiyacı kadar su verdi, gitti. Âdetâ, yalnız orduya su vermek için memurdu; geldi, ihtiyaca göre verdi, gitti. Mektubat, s. 125 -------------------------------------------------------------------------------- Ağaç ona (a.s.m.) şahit oldu
Bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına bir bedevî geldi. Ferman etti: “Nereye gidiyorsun?” Bedevî dedi: “Ehlime.” Ferman etti: “Ondan daha iyi bir hayır istemiyor musun?” Bedevî dedi: “Nedir?” Ferman etti: “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Onun bir olduğuna, hiçbir şeriki bulunmadığına ve Muhammed’in, Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet etmendir.” Bedevî dedi: “Bu şehadete şahit nedir?” Ferman etti: “Vadi kenarındaki ağaç şahit olacak.” İbni Ömer der ki: O ağaç yerinden sallanarak çıktı, yeri şak etti, geldi, tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına. Üç defa Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm o ağacı istişhad etti, ağaç da sıdkına şehadet etti. Emretti, yine yerine gidip yerleşti. Mektubat, s. 126
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #16 : 23 Haziran 2007, 14:31:22 14:31* » |
|
Kırbanı sakla!’
Yine Müslim ve İbni Cerîr-i Taberî gibi, hadisin dâhi imamları başta olarak, kütüb-ü sahiha, nakl-i sahihle, meşhur Ebu Katâde’den haber veriyorlar ki:
Ebu Katâde diyor: Mûte gazve-i meşhuresinde, reislerin şehadeti üzerine, imdada gidiyorduk. Bende bir kırba vardı. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bana ferman etti: “Kırbanı sakla; onun büyük işi var.” Sonra susuzluk başladı. Yetmiş iki kişi idik. (Taberî’nin nakline göre, üç yüz idik.) Susuz kaldık. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dedi: “Kırbanı getir.” Ben getirdim. O da aldı, ağzını ağzına getirdi. İçine nefes etti, etmedi, bilmem. Sonra yetmiş iki kişi geldiler, içtiler, kaplarını doldurdular. Sonra ben aldım; verdiğim gibi kalmıştı. İşte, şu mucize-i bâhire-i Ahmediyeyi (a.s.m.) gör.
Allahım, suyun damlaları adedince ona (asm) ve âline salât ve selâm et. Mektûbât, s. 123
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #17 : 23 Haziran 2007, 14:32:34 14:32* » |
|
Arafat çeşmesi
Meşhur Abdullah ibni Amr ibni’l-Âs’ın hafidi ve dört imamın ona itimad edip ve ondan tahric-i hadis ettikleri Amr ibni Şuayb’dan, nakl-i sahihle haber veriyorlar ki: Demiş: Nübüvvetten evvel, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, amcası Ebu Talip ile deveye binip, Arafe civarında Zilhicaz nam-mevkie geldikleri vakit, Ebû Talip demiş: “Ben susadım.” Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm inmiş, yere ayağını vurmuş, su çıkmış, Ebu Talip içmiştir. Muhakkikînden birisi demiş ki: Şu hadise nübüvvetten evvel olduğundan, irhasat kabilinden olmakla beraber, bin sene sonra aynı yerde Arafat çeşmesi çıkması, o hadiseye binaen bir kerâmet-i Ahmediye (a.s.m.) sayılabilir. Mektubat, s. 124
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #18 : 23 Haziran 2007, 14:34:16 14:34* » |
|
Çeşmenin suyu arttı
Başta İmam-ı Mâlik, Muvatta’ kitab-ı muteberinde, Muâz ibni Cebel gibi meşâhir-i Sahabeden haber veriyor ki: Hazret-i Muâz ibni Cebel dedi ki: Gazve-i Tebük’te bir çeşmeye rast geldik; sicim kalınlığında, güçle akıyordu. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki: “Bir parça o suyu toplayınız.” Avuçlarında bir parça topladılar. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, onunla elini yüzünü yıkadı. Suyu çeşmeye koyduk. Birden çeşmenin menfezi açılıp kesretle aktı, bütün orduya kâfi geldi. Hattâ bir râvî olan İmam İbni İshak der ki: Gök gürültüsü gibi, toprak altında o çeşmenin suyu gürültü yaparak öyle aktı. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Hazret-i Muâz’a ferman etti ki: “Bu eser-i mucize olan mübarek su devam edip buraları bağa çevirecek; ömrün varsa göreceksin.” Ve öyle olmuştur. Mektubat, s. 122-123 ------------------------------------------------------------------------ Kuyu coştu, kaynadı
Başta Buharî, Hazret-i Berâ’dan ve Müslim, Hazret-i Selemet ibni Ekvâ’dan ve sair kütüb-ü sahiha başka râvilerden müttefikan haber veriyorlar ki: Gazve-i Hudeybiye’de bir kuyuya rast geldik. Bin dört yüz kişiydik. O kuyunun suyu elli kişiyi ancak idare ederdi. Biz suyu çektik, içinde birşey bırakmadık. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm geldi, kuyunun başına oturdu. Bir kova su istedi; getirdik. Kovanın içine mübarek ağzının suyunu bıraktı ve duâ etti, sonra o kovayı kuyuya döktü. Birden kuyu coştu ve kaynadı, ağzına kadar doldu. Bütün ordu, kendileri ve hayvânâtı doyuncaya kadar içtiler, kaplarını da doldurdular. Mektûbât, s. 123
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #19 : 23 Haziran 2007, 14:35:23 14:35* » |
|
‘Daha elini indirmeden bulut toplandı’
Başta meşhur İbni Huzeyme, Sahih’inde, râviler Hazret-i Ömer’den naklediyorlar ki: Gazve-i Tebük’te susuz kaldık. Hattâ bazılar devesini keser, susuzluktan içini sıkar, içerdi. Ebû Bekri’s-Sıddık, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a duâ etmek için rica etti. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm elini kaldırdı; daha elini indirmeden bulut toplandı, yağmur öyle geldi ki, kaplarımızı doldurduk. Sonra su çekildi. Ordumuza mahsus olarak, hududumuzu tecavüz etmedi. Demek, tesadüf içine karışmamış, sırf bir mucize-i Ahmediyedir (asm). Mektubat, s. 124
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #20 : 23 Haziran 2007, 14:37:22 14:37* » |
|
Allah, Hasan ile barıştıracak!’
Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nakl-i sahihle ve mütevatir bir derecede bize vasıl olmuş ki, minber üstünde, cemaat-i Sahabe içinde ferman etmiş ki: “Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır.” (Buharî, Fiten: 20)
İşte, kırk sene sonra İslâmın en büyük iki ordusu karşı karşıya geldiği vakit, Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh, Hazret-i Muaviye (r.a.) ile musalâha edip, cedd-i emcedinin mucize-i gaybiyesini tasdik etmiştir. Mektûbât, s. 98
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 23 Haziran 2007, 14:43:22 14:43* Gönderen: zevi'l-ihsas »
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #21 : 23 Haziran 2007, 14:38:49 14:38* » |
|
“Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz!”
İşte, nakl-i sahih-i kati ile, Ashabına haber vermiş ki: “Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz. Hem feth-i Mekke, hem feth-i Hayber, hem feth-i Şam, hem feth-i Irak, hem feth-i İran, hem feth-i Beytü’l-Makdise muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum padişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz.” Haber vermiş. Hem “Tahminim böyle” veya “Zannederim” dememiş. Belki, görür gibi katî ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Halbuki haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş, Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.
Mektûbât, s. 101 ------------------------------------------------------------ ‘Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’in yolu üzere gidin’
Hem, nakl-i sahih-i kati ile, çok defa ferman etmiş: “Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’in yolu üzere gidin.” (Tirmizî, Menâkıb: 16, 37) deyip, “Ebû Bekir ve Ömer kendinden sonraya kalacaklar, hem halife olacaklar, hem mükemmel bir sûrette ve rıza-i İlâhî ve marzî-i Nebevî dairesinde hareket edecekler. Hem Ebû Bekir az kalacak, Ömer çok kalacak ve pek çok fütuhat yapacak.”
Mektubât, s. 102
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 23 Haziran 2007, 14:45:33 14:45* Gönderen: zevi'l-ihsas »
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #22 : 23 Haziran 2007, 14:47:16 14:47* » |
|
Şarktan garba kadar, ümmetimin eline geçecek’
* Hem ferman etmiş ki: “Şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet o kadar mülk zaptetmemiş.” (Müslim, Fiten: 19, 20) Haber verdiği gibi çıkmış. * Hem, nakl-i sahih-i kati ile, gazâ-i Bedir’den evvel ferman etmiş: “Burası Ebû Cehil’in katledileceği yer, burası Utbe’nin katledileceği yer, burası Ümeyye’nin katledileceği yer ve burası da falan ve falanın katledileceği yerlerdir.” (Müslim, Cihad: 83) deyip, müşrik-i Kureyş’in reislerinin herbiri nerede katledileceğini göstermiş ve demiş: “Ben kendi elimle Übeyy ibni Halef’i öldüreceğim.” Haber verdiği gibi çıkmış. Mektûbât, s. 102 -------------------------------------------------------------------
Savaştaki sahabelerini görür gibi anlatması
Hem, nakl-i sahih-i kati ile, bir ay uzak mesafede, Şam etrafında, Mûte nam mevkideki gazve-i meşhurede muharebe eden Sahabelerini görür gibi ferman etmiş: “Sancağı Zeyd aldı ve vuruldu. Sonra Câfer aldı, o da vuruldu. Sonra İbni Revâha aldı, o da vuruldu.. Ve sonra onu, Allah’ın kılıçlarından bir kılıç eline aldı...” (Buharî, Mağâzî: 44) deyip, birer birer hâdisâtı ashabına haber vermiş. İki üç hafta sonra Ya’le ibni Münebbih meydan-ı harpten geldi; daha söylemeden Muhbir-i Sadık (a.s.m.) harbin tafsilâtını beyan etti. Ya’le kasem etti: “Dediğin gibi, aynen öyle oldu.”
Mektûbât, s. 102
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #23 : 23 Haziran 2007, 15:31:55 15:31* » |
|
‘Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek’
Hem, nakl-i sahih-i kati ile, ferman etmiş: “Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır.” (Müsned, 5:220, 221.)
“Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet meydan alacak.” (Kadî İyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273.)
deyip, Hazret-i Hasan’ın altı ay hilâfetiyle, Cihar-ı yâr-ı Güzînin (Hulefâ-i Râşidînin) zaman-ı hilâfetlerini ve onlardan sonra saltanat şekline girmesini, sonra o saltanattan ceberut ve fesad-ı ümmet olacağını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Mektubat, s. 103 -----------------------------------------------------------------
Hz. Osman'ın şehid edileceği haberi
Hem, nakl-i sahih-i katî ile, ferman etmiş: “Osman, Mushaf okurken şehid edilecek.” “Muhakkak ki Cenâb-ı Hak Osman'a halife gömleğini giydirecektir; fakat onlar bu gömleği çıkartmak isteyecekler” deyip, Hazret-i Osman halife olacağını ve hal'i istenileceğini ve mazlum olarak, Kur'ân okurken katledileceğini haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Mektûbât, s. 103 Emevi ve Abbasileri haber vermesi
Hem, nakl-i sahih-i katî ile, Emeviye devletinin zuhurunu ve onların padişahlarının çoğu zalim olacağını ve içlerinde Yezid ve Velid bulunacağını ve Hazret-i Muaviye, ümmetin başına geçeceğini, “Başa geçtiğin zaman affedici ol ve âdil davran” fermanıyla rıfk ve adaleti tavsiye etmiş. Ve Emeviyeden sonra “Abbas’ın oğlu siyah bayraklarla zuhur eder ve uzun müddet saltanat sürerler” deyip, devlet-i Abbasiyenin zuhurunu ve uzun müddet devam edeceğini haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Mektûbât, s. 104
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #24 : 23 Haziran 2007, 22:26:41 22:26* » |
|
Hem, nakl-i sahih-i kati ile, Sa’d ibni Ebî Vakkas gayet ağır hasta iken ona ferman etmiş:
“Ola ki sen daha çok yaşayasın; tâ ki, bir kısım milletler senden faydalanır, bir kısmı da zarar görürler...” deyip, ileride büyük bir kumandan olacağını, çok fütuhat yapacağını, çok milletler ve kavimler ondan menfaat görüp, yani İslâm olup ve çoklar zarar görecek, yani devletleri onun eliyle harap olacağını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Hazret-i Sa’d, ordu-yu İslâm başına geçti, devlet-i İraniyeyi zir ü zeber etti, çok kavimlerin daire-i İslâma ve hidayete girmelerine sebep oldu. Mektubat, s. 104 ----------------------------------------------------------------------
Necâşî’nin vefatını haber vermesi
Hem, nakl-i sahih-i kati ile, imana gelen Habeş Meliki olan Necâşî hicretin yedinci senesinde vefat ettiği gün Ashabına haber vermiş, hattâ cenaze namazını kılmış. Bir hafta sonra cevap geldi ki, aynı günde vefat etmiş. Hem, nakl-i sahih-i kati ile, Ciharyâr-ı Güzîn ile beraber Uhud veya Hira Dağının başında iken dağ titredi, zelzelelendi. Dağa ferman etti ki: “Sâkin ol! Zira senin üstünde bir peygamber, bir sıddık ve iki de şehid vardır” deyip, Hazret-i Ömer ve Osman ve Ali’nin şehid olacaklarını haber vermiş. Haber verdiği gibi çıkmış. Mektûbât, s. 104
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #25 : 23 Haziran 2007, 22:30:23 22:30* » |
|
Âl-i Beytimden herkesten evvel vefat edeceksin!’
Nakl-i sahih-i katî ile, Hazret-i Fatıma’ya (r.a.) ferman etmiş ki: “Âl-i Beytimden, herkesten evvel vefat edip bana iltihak edeceksin” diye söylemiş. Altı ay sonra, haber verdiği gibi aynen zuhur etmiş. Hem Ebû Zer’e ferman etmiş:
“Buradan çıkarılacak, tek başına yaşayacak ve tek başına öleceksin” deyip, Medine’den nefyedilip, yalnız hayat geçirip, yalnız bir sahrâda vefat edeceğini haber vermiş. Yirmi sene sonra, haber verdiği gibi çıkmış. Mektubat, s. 105 ------------------------------------------------------------- Muhtar’ı ve Haccac-ı Zalimi haber vermesi Hem, nakl-i sahih-i katî ile, ferman etmiş ki: “Sakif kabilesinden biri dâvâ-yı nübüvvet edecek ve biri hunhar zalim zuhur edecek” deyip, nübüvvet dâvâ eden meşhur Muhtar’ı ve yüz bin adam öldüren Haccac-ı Zalimi haber vermiş.
Hem, nakl-i sahih-i katî ile, “İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur” deyip, İstanbul’un İslâm eliyle fetholacağını ve Hazret-i Sultan Mehmed Fatih’in yüksek bir mertebe sahibi olduğunu haber vermiş. Haber verdiği gibi zuhur etmiş. Mektûbât, s. 106
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #26 : 23 Haziran 2007, 22:32:39 22:32* » |
|
Ebû Hanife ve İmam-ı Şafiî’ye işaret etmesi
* Hem, nakl-i sahih-i kati ile, ferman etmiş ki: “Eğer din, Ülker Takımyıldızında bile olsaydı, Fars’tan bazı kimseler ona ulaşıp alabileceklerdi” deyip, başta Ebû Hanife olarak, İran’ın emsalsiz bir sûrette yetiştirdiği ulema ve evliyaya işaret ediyor, haber veriyor.
* Hem ferman etmiş ki:
“Kureyş’in âlimi yeryüzünün tabakalarını ilimle dolduracaktır” deyip, İmam-ı Şâfiî’ye işaret edip haber veriyor. Mektubat, s. 106 ----------------------------------------------------------------------
‘Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak’
* Hem, nakl-i sahih-i kati ile, ferman etmiş ki: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İçlerinden birisi fırka-i nâciyedir.”
“Onlar kimdir?” dediler. Buyurdu ki:
“Bana ve Ashabıma tâbi olanlardır” deyip, ümmeti yetmiş üç fırkaya inkısam edeceğini ve içinde fırka-i nâciye-i kâmile, Ehl-i Sünnet ve Cemaat olduğunu haber veriyor.
* Hem ferman etmiş ki: “Kaderiye fırkası, bu ümmetin mecûsîleridir” deyip, çok şubelere inkısam eden ve kaderi inkâr eden Kaderiye taifesini haber vermiş. Hem çok şûbelere inkısam eden Râfızîleri haber vermiş.
* Hem, nakl-i sahih-i katî ile, İmam-ı Ali’ye (r.a.) demiş: “Sende, Hazret-i İsâ (a.s.) gibi, iki kısım insan helâkete gider: Birisi ifrat-ı muhabbet, diğeri ifrat-ı adâvetle. Hazret-i İsâ’ya, Nasrânî, muhabbetinden, hadd-i meşrudan tecavüzle—hâşâ—’ibnullah’ dediler. Yahudi, adâvetinden çok tecavüz ettiler, nübüvvetini ve kemâlini inkâr ettiler. Senin hakkında da, bir kısım, hadd-i meşrûdan tecavüz edecek, muhabbetinden helâkete gidecektir. Onların bir lâkabı vardır ki, onlara Rafizî denir” demiş. “Bir kısmı, senin adâvetinden çok ileri gidecekler. Onlar da Havâriçtir ve Emevîlerin müfrit bir kısım taraftarlarıdır ki, onlara ‘Nâsibe’ denilir.” Mektûbât, s. 106-107
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #27 : 23 Haziran 2007, 22:35:34 22:35* » |
|
Hz. Ali'nin eliyle fetih * Hem, nakl-i sahih-i kati ile, ferman etmiş ki: "Ne vakit size Fars ve Rum kızları hizmet etti; o vakit belânız, fitneniz içinize girecek, harbiniz dahilî olacak, şerirleriniz başa geçip hayırlılar ve iyilerinize musallat olacaklar" haber vermiş. Otuz sene sonra haber verdiği gibi çıkmış.
* Hem, nakl-i sahih-i kati ile, ferman etmiş ki:
"Hayber Kalesinin fethi Ali'nin eliyle olacak." Me'mulün pek fevkinde, ikinci gün bir mucize-i Nebeviye olarak, Hayber Kalesinin kapısını Hazret-i Ali çekip kalkan gibi istimal ederek fethe muvaffak olduktan sonra kapıyı yere atmış. Sekiz kuvvetli adam o kapıyı yerden kaldıramamış. Bir rivayette, kırk adam kaldıramamış. Mektûbât, s. 107-108
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #28 : 23 Haziran 2007, 22:36:48 22:36* » |
|
İki büyük topluluk
* Hem ferman etmiş ki: "Müslümanlardan aynı dâvâya sahip iki büyük topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmaz" diye, Sıffin'de Hazret-i Ali ile Muaviye'nin harbini haber vermiş. * Hem ferman etmiş ki: "Bâği bir taife Ammâr'ı katledecek." Sonra, Sıffin harbinde katledildi. Hazret-i Ali, onu Muaviye'nin taraftarları bâği olduklarına hüccet gösterdi. Fakat Muaviye tevil etti. Amr ibnü'l-Âs dedi ki: "Bâği yalnız onun katilleridir; umumumuz değiliz." Mektubat, s. 108
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #29 : 23 Haziran 2007, 22:39:07 22:39* » |
|
Süheyl ibni Amr'ın hutbesi
Hem Süheyl ibni Amr daha imana gelmeden esir olmuş. Hazret-i Ömer Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma demiş ki: "İzin ver, ben bunun dişlerini çekeceğim. Çünkü o fesahatiyle küffâr-ı Kureyş'i harbimize teşvik ediyordu." Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş ki: "Yâ Ömer! Gün gelir, bu adam seni sevindirecek bir duruma gelir" diye, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın vefatı hengâmında olan dehşet-engiz ve sabır-sûz hadisede, Hazret-i Ebû Bekri's-Sıddık nasıl ki Medine-i Münevvere’de kemâl-i metanetle herkese tesellî verip mühim bir hutbe ile Sahabeleri teskin etmiş; aynen onun gibi, şu Süheyl, o hengâmda, Mekke-i Mükerreme’de, aynı Ebû Bekri's-Sıddık gibi Sahabeye teskin ve tesellî verip, malûm fesahatiyle Ebû Bekri's-Sıddık'ın aynı hutbesinin meâlinde bir nutuk söylemiş. Hattâ iki hutbenin kelimeleri birbirine benzer. Mektubat, s. 108 ------------------------------------------------------------------ Kisrâ’nın ölümünü haber verdi
* Hem Sürâka’ya ferman etmiş ki: “Kisrânın iki bileziğini giyeceksin.” Hazret-i Ömer zamanında Kisrâ mahvedildi; ziynetleri ve şahane bilezikleri geldi, Hazret-i Ömer Sürâka’ya giydirdi. Dedi: “Bu iki bileziği Kisrâ’dan alıp Sürâka’ya giydiren Allah’a hamd olsun.” İhbar-ı Nebevîyi tasdik ettirdi. * Hem ferman etmiş ki: “Kisrâ-yı Fars gittikten sonra daha kisrâ çıkmayacak.” Haber vermiş; hem öyle olmuş.
* Hem Kisrâ elçisine demiş: “Şimdi Kisrânın oğlu Şirviye Perviz, Kisrâyı öldürdü.” O elçi tahkik etmiş; aynı vakitte öyle olmuş. O da İslâm olmuş. Bazı ehâdiste o elçinin adı Firuz’dur. Mektûbât, s. 109
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
|