Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« : 22 Haziran 2007, 22:36:49 22:36* » |
|
Senin ağzın bozulmasın!’ Hem meşhur şair Nâbiğa'nın kıssa-i meşhuresidir ki, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanında bir şiirini okumuş. Şu fıkra: "Şerefimiz göğe çıktı; biz daha üstüne çıkmak istiyoruz." Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, mülâtafe sûretinde ferman etti. Yani, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, lâtife olarak dedi: "Gökten öbür tarafa nereyi istiyorsun ki, şiirinde orayı niyet ediyorsun?" Nâbiğa dedi: "Göklerin fevkinde Cennete gitmek istiyoruz." Sonra bir mânidar şiirini daha okudu. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dua etti: "Senin ağzın bozulmasın." İşte, o dua-yı Nebevînin bereketiyle, o Nâbiğa, yüz yirmi yaşında bir dişi noksan olmadı. Hattâ bazı bir dişi düştüğü vakit, yerine bir daha geliyordu. Mektubat, s. 145
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 22 Haziran 2007, 22:44:15 22:44* Gönderen: zevi'l-ihsas »
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #1 : 22 Haziran 2007, 22:38:31 22:38* » |
|
Duâsının kabulü için duâ Hem başta İmam-ı Tirmizî haber veriyor ki: Sa’d ibni Ebî Vakkas için Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm duâ etmiş: “Allahım, onun duâsını kabul eyle” demiş. Sa’d’ın duâsının kabulü için duâ etmiş. O asırda Sa’d’ın bedduâsından herkes korkuyordu. Duâsının kabulü de şöhret buldu. *** Hem meşhur Ebu Katâde’ye ferman etmiş: “Allah yüzünü ak etsin. Allahım, onun tenini ve tüyünü mübarek kıl” diye, genç kalmasına duâ etmiş. Ebu Katâde yetmiş yaşında vefat ettiği vakit, on beş yaşında bir genç gibi olduğu, nakl-i sahihle şöhret bulmuş. Mektubat, s. 145
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #2 : 22 Haziran 2007, 22:39:24 22:39* » |
|
Toprağı eline alsa, kazanç olurdu’ Hem İmam-ı Buharî başta, râviler naklediyorlar ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Urve bin Ebî Ca’de’ye, ticarette kâr ve kazanç için bereketle duâ etmiş. Urve diyor ki: “Ben bazı Kûfe çarşısında duruyordum. Bir günde kırk bin kazanıyordum, sonra evime dönüyordum.” İmam-ı Buharî der ki: “Toprağı da eline alsa onda bir kazanç bulurdu.” Mektubat, s. 145
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #3 : 22 Haziran 2007, 22:40:37 22:40* » |
|
Hz. Peygamber’in (asm) duâsının tesiri Başta Buharî ve Müslim haber veriyorlar ki, İbni Abbas’a şöyle duâ etmiş: “Allahım! Onu dinde fakîh kıl ve ona tefsir ilmini öğret.” Duâsı öyle makbul olmuş ki, İbni Abbas “tercümanü’l-Kur’ân” ünvan-ı zîşânını ve “habrü’l-ümme,” yani “allâme-i ümmet” rütbe-i âlisini kazanmış. Hattâ çok gençken, Hazret-i Ömer onu ulema ve kudema-yı Sahabe meclisine alıyordu. Mektubat, s. 144
***
Hem başta İmam-ı Beyhakî, ehl-i hadis haber veriyorlar ki: Aşere-i Mübeşşereden Abdurrahman bin Avf’a, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kesret-i mal ve bereketle duâ etmiş. O duânın bereketiyle o kadar servet kazanmış ki, bir defa yedi yüz deveyi yükleriyle beraber fî sebîlillâh tasadduk etmiş. İşte, duâ-yı Nebeviyenin bereketine bakınız, “Bârekâllah” deyiniz. Mektubat, s. 145
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #4 : 22 Haziran 2007, 22:41:30 22:41* » |
|
‘Onun malını ve evlâdını çoğalt!’ Hem başta İmam-ı Buharî, ehl-i kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Enes’in validesi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma niyaz etmiş ki, “Senin hâdimin olan Enes’in evlât ve malı hakkında bereketle duâ et.” O da duâ etmiş, “Allahım! Onun malını ve evlâdını çoğalt. Ve ona ihsan ettiğin nimetlere bereket ver” demiş. Hazret-i Enes, âhir ömründe kasemle ilân ediyor ki: “Ben kendi elimle yüz evlâdımı defnetmişim. Benim malım ve servetim itibarıyla da, hiçbirisi benim gibi mesut yaşamamış. Benim malımı görüyorsunuz ki pek çoktur. Bunlar bütün duâ-yı Nebevî bereketindendir.” Mektubat, s. 144
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #5 : 22 Haziran 2007, 22:43:08 22:43* » |
|
Onun (asm) duâsıyla yağmurun yağması Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın envâ-ı mu’cizâtından bir nev-i azîmi, duâsıyla zâhir olan harikalardır. Evet, şu nevî, katî ve hakikî mütevâtirdir. Cüz’iyat ve misâlleri o kadar çoktur ki, hesap edilmez. Misâllerin çokları var ki, onlar da mütevatir derecesine çıkmışlar. Belki tevatüre yakın meşhur olmuşlar. Bir kısmını öyle imamlar nakletmiş ki, meşhur mütevatir gibi katiyeti ifade eder. Biz şu pek çok misallerinden, tevatüre yakın ve meşhur derecesinde münteşir bazı misalleri, numune olarak ve her misalin de birkaç cüz’iyâtını zikredeceğiz. Birinci Misâl: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yağmur duâsı tevatür derecesinde ve çok defa tekrar ile, daima sür’atle kabul olması, başta İmam-ı Buharî ve İmam-ı Müslim, eimme-i hadis nakletmişler. Hattâ bazı defa, minber-i şerif üstünde yağmur duâsı için elini kaldırıp, indirmeden yağmış. Sabıkan zikrettiğimiz gibi, bir iki defa ordu susuz kaldığı vakit bulut geliyordu, yağmur veriyordu. Hattâ, nübüvvetten evvel, cedd-i Nebî Abdülmuttalib, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın küçüklük zamanında mübarek yüzüyle yağmur duâsına giderdi. Onun yüzü hürmetine gelirdi ki, o hadise Abdülmuttalib’in bir şiiriyle iştihar bulmuş. Hem vefat-ı Nebevîden sonra, Hazret-i Ömer, Hazret-i Abbas’ı vesile yapıp demiş: “Yâ Rab, bu Senin habibinin amcasıdır. Onun yüzü hürmetine yağmur ver.” Yağmur gelmiş. Hem İmam-ı Buharî ve Müslim haber veriyorlar ki: Yağmur için duâ talep edildi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm duâ etti. Yağmur öyle geldi ki, mecbur oldular: “Aman duâ et, kesilsin.” Duâ etti, birden kesildi. Mektûbât, s. 143-44
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #6 : 22 Haziran 2007, 22:45:51 22:45* » |
|
Urdan eser kalmadı Şürehbilü’l-Cu’fî’nin meşhur kıssasıdır ki: Avucunda etten bir ur vardı ki, kılıcı ve atın dizginini tutamıyordu. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm eliyle avucundaki uru meshetti ve mübarek eliyle oğdu. O urdan hiçbir eser kalmadı. Mektubat, s. 141 ------------------------------------------------------------------- “Mübarekü’l-Yemâme” Âlem-i yakazada Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile mükerrer sûrette müşerref olan Celâleddin Süyutî ve asrın imamı, tahriç ve tashihle Mübarekü’l-Yemâme ismiyle meşhur bir zâtı, daha yeni dünyaya geldiği vakit, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına getirmişler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona müteveccih olmuş. Çocuk tekellüme başlamış, “Eşhedü enneke resûlullah” (Senin Allah Resûlü olduğuna şehadet ederim) demiş. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm “Bârekâllah” demiş. Çocuk ondan sonra büyüyünceye kadar daha konuşmamış. O çocuk, bu mucize-i Ahmediyeye ve “Bârekâllah” duâ-yı Nebevîsine mazhar olduğundan, “Mübarekü’l-Yemâme” ismiyle şöhret bulmuş. Mektûbât, s. 142
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #7 : 22 Haziran 2007, 22:49:59 22:49* » |
|
Duâ etti, gözleri açıldı Başta Neseî olarak, erbab-ı siyer, Osman ibni Huneyf’ten haber veriyorlar ki: Osman diyor ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına bir âmâ geldi, dedi: “Benim gözlerimin açılması için duâ et.” Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona ferman etti: “Şimdi git, abdest al. Sonra iki rekât namaz kıl ve de ki: ‘Allah’ım! Hâcetimi sana arz ediyor ve nebiyy-i rahmet olan Peygamberin Muhammed ile Sana teveccüh ediyorum. Yâ Muhammed! Gözümden perdeyi kaldırması için senin Rabbine seninle teveccüh ediyorum. Allahım, onu bana şefaatçi kıl.’” O gitti, öyle yaptı, geldi. Gözü açılmış, güzel görüyormuş, gördük. Mektûbât, s. 140 --------------------------------------------------------- Ayağını meshetti, şifa buldu İmam-ı Bağavî, tahrici ve tashihiyle haber veriyor ki: Aliyyi’bni’l-Hakem’in, gazve-i Hendek’te, küffârın darbesiyle ayağı kırıldı. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm meshetti; dakikasında öyle şifa buldu ki, atından inmedi. Mektubat, s. 141
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #8 : 22 Haziran 2007, 22:51:15 22:51* » |
|
Işık veren değnek Hazret-i İmam-ı Ahmed ibni Hanbel, Ebu Saidi’l-Hudrî’den tahriç ve tashih eder ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Katâde ibni Numan’a, karanlıklı, yağmurlu bir gecede bir değnek verir ve ferman eder ki: “Sana, lâmba gibi, onar arşın her tarafta ışık verecek. Evine gittiğin zaman bir siyah şahıs gölge göreceksin. O şeytandır. Onu hanenden çıkar, tard et.” Katâde değneği alır, gider. Yed-i beyzâ gibi ışık verir. Evine gider, o siyah şahsı görür, tard eder. Mektubat, s. 138 ----------------------------------------------------------------------- Şifa mucizelerinden Başta Buharî ve Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Gazve-i Hayber’de, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Aliyy-i Haydarî’yi bayraktar tayin ettiği halde, Ali’nin gözleri hastalıktan çok ağrıyordu. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm tiryak gibi tükürüğünü gözüne sürdüğü dakikada şifa bularak hiçbir şey kalmadı. Sabahleyin Hayber Kalesinin pek ağır demir kapısını çekip, elinde kalkan gibi tutup Kale-i Hayber’i fethetti. Hem o vakıada, Selemet ibnü’l-Ekvâ’nın bacağına kılıç vurulmuş, yarılmış. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ona nefes edip, birden ayağı şifa bulmuş. Mektûbât, s. 140
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #9 : 23 Haziran 2007, 14:15:13 14:15* » |
|
Dağlar onu (asm) tanır ve severler Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekri’s-Sıddık, Ömerü’l-Faruk ve Osman-ı Zinnureyn ile Uhud Dağının başına çıktılar. Cebel-i Uhud, ya onların mehabetlerinden veya kendi sürur ve sevincinden lerzeye geldi, kımıldandı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: “Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki tanede şehid var.” Şu hadis, Hazret-i Ömer ve Osman şehid olacaklarına bir ihbar-ı gaybîdir.... Bu misâlden anlaşılır ki, o koca dağlar birer müstakil abddir, müsebbihtir ve vazifedardırlar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı tanır ve severler; başıboş değillerdir. Mektubat, s. 134 ---------------------------------------------------------------------------
“Attığında sen atmadın” “Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı.” (Enfâl Sûresi, 6:17) nass-ı katîsiyle ve ehl-i tahkik umum müfessirlerin tahkikiyle ve umum ehl-i hadisin ihbarıyla, gazve-i Bedir’de, şu âyet haber veriyor ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir avuç toprakla küçük taşları aldı, küffar ordusunun yüzüne attı, “Bu yüzler kahrolsun!” dedi. “Bu yüzler kahrolsun!” kelimesi bir kelâm iken onların herbirinin kulağına gitmesi gibi, o bir avuç toprak dahi herbir kâfirin gözüne gitti. Herbiri kendi gözüyle meşgul olup, hücumda iken, birden kaçtılar.--------------------------------------------------------------------
Hem Gazve-i Huneyn’de, başta İmam-ı Müslim olarak ehl-i hadis haber veriyorlar ki:
Gazve-i Huneyn’de, Bedir gibi, küffar şiddetle hücum ederken, yine bir avuç toprak atıp, “Bu yüzler kahrolsun!” diyerek, herbirinin kulağına bir “Bu yüzler kahrolsun!” kelimesi girdiği gibi, biiznillâh herbirinin yüzüne bir avuç toprak gitti, gözleriyle meşgul olup kaçtılar. İşte, Bedir’de ve Huneyn’deki harika olan şu hadise, esbab-ı âdi ve kudret-i beşer dahilinde olmadığından, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan “Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı.” (Enfâl Sûresi, 6:17) ferman eder. Yani, “O hadise kudret-i beşer haricindedir. Kuvve-i beşeriye ile değil, belki fevkalâde bir sûrette, kudret-i İlâhiye ile olmuştur.” Mektubat, s. 136
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #10 : 23 Haziran 2007, 14:17:52 14:17* » |
|
Taamın tesbihleri Hâdim-i Nebevî Hazret-i İbni Mes’ud der ki: Biz Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanında taam (yemek) yerken, taamın tesbihlerini işitiyorduk. Mektûbât, s. 133 -----------------------------------------------------------
“Onları örterek ateşten koru!” Nakl-i sahihle Hazret-i Abbas'tan haber veriyorlar ki: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Abbas ve dört oğlunu (Abdullah, Ubeydullah, Fazl, Kusem) beraber, "mülâet" denilen bir perde altına alarak üzerlerine örttü. Dedi: "Yâ Rabbi! Bu benim amcamdır ve babam hükmündedir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Ben abâmla onların üzerlerini örttüğüm gibi, sen de onları örterek ateşten koru" deyip duâ etti. Birden, evin damı ve kapısı ve duvarları "Âmin, âmin" diyerek duâya iştirak ettiler. Mektubat, s. 134
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #11 : 23 Haziran 2007, 14:22:01 14:22* » |
|
Şeytanlardan daha şeytan olmak!
Altıncı Misal: Hazret-i Ya’le, tarîkinde nakl-i sahihle haber veriyor ki: Bir seferde, “talha” veya “semure” denilen bir ağaç geldi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın etrafında tavaf eder gibi döndü, sonra yine yerine gitti. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: “O ağaç Cenâb-ı Hak’tan istedi ki, bana selâm etsin.”
Yedinci Misâl: Muhaddisler, nakl-i sahihle İbni Mesud’dan beyan ediyorlar ki:
İbni Mes’ud dedi: Batn-ı Nahl denilen nam mevkide, Nusaybin ecinnîleri ihtidâ için Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma geldikleri vakit, bir ağaç o ecinnîlerin geldiklerini haber verdi.
Hem İmam-ı Mücahid, o hadiste İbni Mes’ud’dan nakleder ki: O cinnîler bir delil istediler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir ağaca emretti; yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti. İşte, cin taifesine birtek mucize kâfi geldi. Acaba bu mucize gibi bin mu’cizât işiten bir insan imana gelmezse, cinnîlerin “Bizim akılsızlarımız ise Allah hakkında yalan yanlış şeyler söylüyorlar.” (Cin sûresi, 72:4) tabir ettikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı? Mektûbât, s. 128-29
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #12 : 23 Haziran 2007, 14:23:30 14:23* » |
|
Kuru ağaç kadar olamamak! Sahih-i Tirmizî, nakl-i sahihle Hazret-i İbni Abbas’tan haber veriyorlar ki: İbni Abbas dedi ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir a’râbîye ferman etti:
“Ben bu ağacın şu dalını çağırsam, yanıma gelse, iman edecek misin?”
“Evet” dedi. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm çağırdı. O urcun, ağacının başından kopup, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanına atladı, geldi. Sonra emretti, yine yerine gitti...
Acaba, o Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ağaçlar, misallerde göründüğü gibi, onu tanıyıp, risâletini tasdik edip, ona selâm ederek ziyaret edip emirlerini dinleyerek itaat ettiği halde, kendilerine insan diyen bir kısım câmid, akılsız mahlûklar onu tanımazsa, iman etmezse, kuru ağaçtan çok ednâ, odun parçası gibi ehemmiyetsiz, kıymetsiz olarak ateşe lâyık olmaz mı? Mektubat, s. 129
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #13 : 23 Haziran 2007, 14:26:34 14:26* » |
|
Ağaçlar birleşti, taşlar duvar oldu
Nakl-i sahihle, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın cesur kumandanlarından ve hizmetkârlarından olan Üsâme bin Zeyd der ki: Bir seferde, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Kaza-yı hacet için, hâlî, settareli bir yer bulunmuyordu. Ferman etti ki:
“Ağaç veya taş gibi bir şeyler görüyor musun?” Dedim: “Evet, var.” Emretti ve dedi:
“Ağaçlara de ki: ‘Resulullahın haceti için birleşiniz.’ Ve taşlara da de: ‘Duvar gibi toplanınız.’” Ben gittim, söyledim. Kasem ediyorum ki, ağaçlar birleştiler ve taşlar duvar oldular. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hacetinden sonra yine emretti: “Onlara söyle, ayrılsınlar.” Benim nefsim kabza-i kudretinde olan Zât-ı Zülcelâle kasem ederim, ağaçlar ve taşlar ayrılıp yerlerine gittiler.
Şu, Hazret-i Câbir ve Üsâme’nin beyan ettiği iki hadiseyi, aynen Ya’le ibni Murre ve Gaylan ibni Selemeti’s-Sakafî ve Hazret-i İbni Mes’ud, gazve-i Huneyn’de aynen haber veriyorlar.
Mektubat, s. 128 ------------------------------------------------------------------------ Ağaç ikiye ayrıldı İmam-ı İbni Fevrek ki, kemâl-i içtihad ve fazlından kinaye olarak “Şâfiî-yi Sânî” ünvanını alan allâme-i asır, katî haber veriyor ki: Gazve-i Taif’te, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gece at üstünde giderken uykusu geliyordu. O halde iken bir sidre ağacına rast geldi. Ağaç ona yol verip atını incitmemek için iki şak oldu; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hayvan ile içinden geçti. Tâ zamanımıza kadar o ağaç iki ayak üstünde, muhterem bir vaziyette kaldı. Mektubat, s. 128
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
Mesaj Sayısı: 1987
Çevrimdışı
|
 |
« Yanıtla #14 : 23 Haziran 2007, 14:27:47 14:27* » |
|
Bir işaretle ağaç yerinden oynadı
Hazret-i Büreyde, İbni Sahibi’l-Eslemî tarikinde, nakl-i sahihle, Büreyde dedi ki: Biz Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın yanında iken, bir seferde bir a’râbî geldi. Bir âyet, yani bir mucize istedi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: “Şu ağaca, ‘Resulullah seni çağırıyor’ de.” Bir ağaca işaret etti. Ağaç, sağa ve sola meylederek köklerini yerden çıkarıp huzur-u Nebevîye geldi, “Es-selamu aleyke ya Resûlallah” dedi. Sonra a’râbî dedi: “Yine yerine gitsin.” Emretti, yerine gitti. A’râbî dedi: “İzin ver, sana secde edeyim.” Dedi: “İzin yok kimseye.” Dedi: “Öyleyse senin elini, ayağını öpeceğim.” İzin verdi. Mektubat, s. 127 ‘Üstüme birleşiniz!’
Başta Sahih-i Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Câbir diyor: Biz bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik. Kaza-yı hacet için bir yer aradı. Settareli bir yer yoktu. Sonra gitti iki ağaç yanına, bir ağacın dalını tuttu, çekti. Ağaç itaat ederek beraber gitti; öteki ağacın yanına getirdi. Mutî devenin yularını tutup çekildikte geldiği gibi, o iki ağacı o sûretle yan yana getirdi. Sonra dedi: “Üstüme birleşiniz.” İkisi birleşerek settare oldular. Arkalarında kaza-yı hacet ettikten sonra onlara emretti, yerlerine gittiler. İkinci bir rivayette, yine Hazret-i Câbir der ki: Bana emretti ki: “O ağaçlara de: Resulullahın haceti için birleşiniz.” Ben öyle dedim, onlar da birleştiler. Sonra ben beklerken, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm çıkageldi. Başıyla sağa sola işaret etti; o iki ağaç yerlerine gittiler. Mektubat, s. 127
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
|
|
|
|