Burdasiniz: NurForum.OrgPeygamber Efendimiz (Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem)Güllerin Efendisi (Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem) (Moderatör: HayalEt)Kainatın Efendisi PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI - Salih SURUÇ
Sayfa: 1 ... 4 5 6 7 8 [9]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kainatın Efendisi PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI - Salih SURUÇ  (Okunma Sayısı 835 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
*
Mesaj Sayısı: 1651
Çevrimdışı Çevrimdışı
İMAN! ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür...
Site
« Yanıtla #120 : 13 Mayıs 2008, 21:10:39 21:10* »

İlk seriyye

Medine’ye hicretlerinden 7 ay sonra Ramazan ayında Resûl-i Ekrem Efendimiz, amcası Hz. Hamza’yı Mekkeli muhacirlerden 30 kişilik bir süvarî grubunun başında, Kureyş müşriklerinden üç yüz kişilik bir birliğin muhafazasında Şam’dan Mekke’ye gitmekte olan ticaret kervanını gözetlemek için gönderdi.

Süvari birliğinin içinde Ensardan bir tek Müslüman yoktu. Çünkü onlar, sadece Medine içinde korumak üzere Peygamber Efendimize söz vermişlerdi. Bu sebepledir ki, Resûl-i Ekrem, Bedir Muharebesine kadar Ensardan hiç kimseyi askerî seferlere göndermemiştir.

Medine’den yola çıkan Hz. Hamza, İys nahiyelerinden biri olan Seyfü’l-Bahre’de içinde Ebû Cehil’in de bulunduğu Kureyş kervanı ile karşılaştı. Taraflar çarpışmaya hazırlanırken, iki tarafın da dostu ve müttefiki bulunan Cühenîlerin reisi Mecdiy bin Amr aralarına girip çarpışmalarına mani oldu.

Kureyş, kervanı ile Mekke’ye doğru yol alırken, Hz. Hamza da beraberindeki Müslümanlarla Medine’ye geri döndü.

Peygamber Efendimiz çarpışma çıkmamış olmasından memnunluk duydu.

Ubeyde bin Haris Seriyyesi

Hz. Hamza’nın Medine’ye dönüşünden sonra, Peygamber Efendimiz Şevval ayında Ubeyde bin Hâris’i Nabiğ Vadisine gönderdi. Mâiyetinde, muhacirlerden altmış süvari vardı.

 Nabiğ Vadisine giden Hz. Ubeyde, orada Kureyş müşriklerinden 200 kişi ile karşılaştı. Birbirlerine hafif ok atışlarında bulundular. Müslümanların safında ilk ok, Sa’d bin Ebî Vakkas Hazretleri tarafından atıldı. Allah yolunda atılan ilk ok bu oldu. Bunun dışında herhangi bir çatışma olmadan iki taraf birbirlerinden uzaklaştı.

Bu arada Müslüman olan, fakat bir türlü fırsatını bulup Müslümanlar arasına katılamayan Mikdad bin Amr ile Utbe bin Gazvan da bu durumu fırsat bilerek müşrikler arasından ayrılarak mücahidlere katıldılar.

www.muhammedmustafa.net
Kayıtlı

İçinde bulunduğunuz vaktin NAMAZINI eda ettiniz mi?
*
Mesaj Sayısı: 1651
Çevrimdışı Çevrimdışı
İMAN! ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür...
Site
« Yanıtla #121 : 17 Mayıs 2008, 17:42:45 17:42* »

Hicretin Birinci Senesinin Mühim Bazı Hâdiseleri

Ashabdan Es’ad bin Zürâre ile Gülsüm bin Hidm’in vefâtı

Gülsüm bin Hidm, Ensârın ileri gelenlerindendi. Oldukça yaşlanmıştı. Mescid-i Nebevî yapıldığı sırada Kuba’da vefât etti.

Hz. Gülsüm bin Hidm, Hicretten önce Müslüman olmuştu. Resûl-i Kibriyâ Efendimizi Hicret esnâsında Kubâ’da evinde misafir etme şerefine ermişti. Peygamberimiz on dört gün kadar evinde kalmıştı.

Es’ad bin Zürâre Hazretleri Akabe Bîatında Resûl-i Ekrem Efendimizle görüşen altı zattan biri idi. Son Akabe Bîatında Ensarı temsilen seçilen 9 temsilcinin arasında o da yer alıyordu.

Es’ad Hazretleri de, Gülsüm bin Hidm’in vefâtından kısa zaman sonra vefât etti. Resûl-i Ekrem Efendimiz vefâtı esnasında yanında bulunuyordu. Onu yıkadı. Kefenledi ve cenaze namazını kıldı. Sonra da onu Medine kabristânı olan Bakî’e defnetti. Bakî Kabristanına Ensardan ilk defnedilen zat, Es’ad bin Zürâre Hazretleridir.

Abdullah bin Zübeyr’in dünyaya gelişi

Hicretin birinci yılının muhacir Müslümanları sevindiren bir başka hâdisesi Hz. Zübeyr bin Avvam’ın Abdullah adında bir çocuğunun dünyaya gelişidir. Hz. Abdullah, Medine’de Muhacir Müslüman âileleri içinde doğan ilk çocuktur. Annesi Hz. Ebû Bekir’in kızı Hz. Esmâ, Kubâ köyünde onu dünyaya getirmiştir.

Abdullah’ın doğumu muhacir Müslümanları son derece sevindirdi. Zira Yadudîler onlara, “Biz, sizi sihirledik. Bundan böyle sizden erkek çocuk dünyaya gelmeyecektir” diyorlardı. Muhacirler de bundan fazlasıyla üzüntü duyuyorlardı.

Abdullah’ın dünyaya geldiğini duyar duymaz, Yahudilerin bu sözlerini yalanladığından dolayı, tekbirler getirerek sevinçlerini izhar ettiler.

Ona Abdullah ismini bizzat Peygamber Efendimiz verdi.

www.muhammedmustafa.net
« Son Düzenleme: 26 Mayıs 2008, 22:34:39 22:34* Gönderen: @Huseyin@ » Kayıtlı

İçinde bulunduğunuz vaktin NAMAZINI eda ettiniz mi?
*
Mesaj Sayısı: 1651
Çevrimdışı Çevrimdışı
İMAN! ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür...
Site
« Yanıtla #122 : 26 Mayıs 2008, 22:36:47 22:36* »

Ebvâ Gazâsı

Hicretin birinci senesinin son ayı. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ilk defa muhacirlerden 60 kişilik bir kuvvetle yerine Sa’d bin Übâde’yi vekil bırakarak Medine’den yola çıktı.

Efendimizin bu gazâya çıkış maksadı, etrafa saldırıp halkı rahatsız eden Kureyş müşrikleriyle karşılaşıp onlara göz dağı vermek, aynı zamanda Demre bin Bekiroğullarıyla anlaşma yapmak isteği idi.

Resûl-i Ekremin beyaz sancağını Hz. Hamza taşıyordu.

Peygamber Efendimiz bu gazâda müşriklerle karşılaşmadı. Ancak, yola çıkışının ikinci maksadı olan Demre bin Bekiroğullarıyla anlaşmayı gerçekleştirdi.

Benî Demre reisi ile yapılan yazılı anlaşmaya göre:

1. Ne Peygamberimiz onlarla, ne de onlar Peygamberimizle herhangi bir çarpışmaya girmeyeceklerdi.

2. Birisi diğerinin düşmanına gizlice de olsa yardım etmeyecekti.

3. İslâma karşı çıkmadıkları müddetçe Resûlullahtan yardım görecekler, Peygamberimiz de onları düşmanına karşı yardıma dâvet ettiğinde icabet edeceklerdi.

Peygamber Efendimiz 15 gece sonra Medine’ye döndü.

Civar kabilelerle yapılan bu dostluk anlaşmalarının büyük faydaları olmuştur. Bilhassa, Mekkelilerin Şâm ticâret yolu üzerindeki kabilelerle yapılmış olması, Kureyş’i iktisaden çökertme plânının bir tatbikatı idi.

Görüldüğü gibi Peygamber Efendimiz, Müslümanlara muâraza vaziyeti almamış, başka kabilelerle düşmana karşı muvakkaten de olsa bazı anlaşmalara girmiştir.


www.muhammedmustafa.net
Kayıtlı

İçinde bulunduğunuz vaktin NAMAZINI eda ettiniz mi?
*
Mesaj Sayısı: 1601
Çevrimdışı Çevrimdışı
..::NURFORUM.ORG - BULUŞMA NOKTAMIZ::..
« Yanıtla #123 : 31 Mayıs 2008, 00:37:56 00:37* »


hocam Allah RAzı Olsun
hocam artık ben takipte değilim çönkü ben öne geçtim Smiley
 ikinci ciltinde sonuna yaklaştım inşaallah çok yakında o da bitcek
herkese mutlaka okumalarını şiddetle tavsıye ederım bu eserı

Hocam sız yıne de aktarmaya devam etsenız çok ıyı olur dıye dusunuyorum. çönkü burda bu aktarımların hem manevı bır degerı var hemde bıze burda kaynak teşkıl edıyor  zaman zaman bır başvurduğumuz kaynak oluyor

Bu guzel hızmetınızden dolayı sıze teşekkur edr Rabbım RAzı Olsun dilerim
Kayıtlı

*
Mesaj Sayısı: 1651
Çevrimdışı Çevrimdışı
İMAN! ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür...
Site
« Yanıtla #124 : 03 Haziran 2008, 08:54:13 08:54* »

hocam Allah RAzı Olsun
hocam artık ben takipte değilim çönkü ben öne geçtim Smiley
 ikinci ciltinde sonuna yaklaştım inşaallah çok yakında o da bitcek
herkese mutlaka okumalarını şiddetle tavsıye ederım bu eserı


Maaşaallah Garip yolcu Kardeşim. İnşaallah istifadeli olmuştur. Evet bende herkese tavsiye ederim. Çok güzel ve sürükleyici bir eser. Risalei Nurlardan alıntılar kitaba ayrı bir tat veriyor.

Hicretin İkinci Senesi

 

Seriyye ve Gazâlar

Buvat Gazâsı

Hicretin 2. senesi, Rebiülevvel ayı. Bu tarihte Peygamber Efendimiz, beraberinde 200 Muhacirle Medine’den yola çıktı. Maksadı, içlerinde azılı müşrik Ümeyye bin Halef’in de bulunduğu 100 kişilik bir muhafız grubun kontrolu altında hareket eden 2500 develik büyük Kureyş kervanının üzerine yürüyerek onlara göz dağı vermekti.

Buvat Dağına kadar giden Resûl-i Ekrem kimseyle karşılaşmadı ve Medine’ye geri döndü.

 

Safevan Gazâsı

Hicretin 2. senesi, Rebiülevvel ayı. Mekkeli müşriklerin adamlarından Kürz bin Cabir el-Fihrî arkadaşlarıyla Medine otlaklarına kadar sokularak akın etmiş; Medinelilere ve Müslümanlara ait bir çok hayvanı alıp götürmüştü.

Bu baskın üzerine Peygamber Efendimiz Medine’de yerine Zeyd bin Hârise’yi vekil tayin ederek mezkur yağmacıyı takibe çıktı. Bedir nâhiyesinin Safevân Vadisine kadar ilerledi. Ancak Kürz takib edildiğini haber almış olduğundan, daha önce sapa bir yoldan kaçmıştı. Bunun üzerine Peygamberimiz Medine’ye geri döndü.

Bu gazâya “Bedr-i Ulâ,” yani İlk Bedir Gazâsı da denilir.

 

Uşeyre Gazâsı

Hicretin 2. senesi, Rebiülevvel ayı.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Safevan Gazâsından üç ay sonra, Muhacir Müslümanlardan 150-200 kişiden müteşekkil bir askerî birlik ile Medine’den yola çıktı. Beraberinde 30 deve bulunuyordu ve mücahidler bu develere nöbetleşe biniyorlardı. Maksat, yine Kureyş’in Şâm’a göndermiş olduğu ticaret kervanını takib etmekti. Ancak, Medine’den dokuz konak mesafede bulunan Müdliçoğullarına ait Uşeyre Ovasına gelindiğinde, Kureyş kervanının buradan iki-üç gün önce geçtiği öğrenildi.

Medine etrafını her bakımdan emniyet altına almak hususu üzerinde dikkatle duran Peygamberimiz burada daha önce anlaşma yaptığı Damreoğullarının müttefiki olan Benî Müdliç’le aynı mahiyette bir dostluk ve ittifak anlaşması imzaladı. Sonra da Medine’ye geri döndü.

www.muhammedmustafa.net
« Son Düzenleme: 16 Haziran 2008, 20:43:33 20:43* Gönderen: @Huseyin@ » Kayıtlı

İçinde bulunduğunuz vaktin NAMAZINI eda ettiniz mi?
*
Mesaj Sayısı: 1651
Çevrimdışı Çevrimdışı
İMAN! ilimdir, vücudîdir, isbattır, hükümdür...
Site
« Yanıtla #125 : 16 Haziran 2008, 20:45:25 20:45* »

Abdullah bin Cahş Seriyyesi

Hicretin 2. senesi, Recep ayı. Peygamber Efendimiz bu tarihte Abdullah bin Cahş’ı huzuruna çağırdı ve Müslümanlardan 8 kişilik bir birlik kumandasında Nahle Vadisine gideceğini emir buyurdu. Birliğe katılanlara hitaben de, “Sizin üzerinize birini tayin edeceğim ki, o en hayırlınız değildir. Fakat, açlığa, susuzluğa en çok dayanan, katlananınızdır” dedi.

Resûl-i Ekrem kumandan tayin ettiği Abdullah bin Cahş’a bir de mektup verdi. Bu mektubu iki gün yol aldıktan sonra açıp okumasını ve ona göre hareket etmesini emir buyurdu.

İki günlük yolculuktan sonra Abdullah bin Cahş, emir gereğince mektubu açıp okudu. Mektupta şunların yazılı olduğunu gördü:

“Bu mektubumu gözden geçirdiğin zaman Mekke ile Tâif arasındaki Nahle Vadisine kadar yürüyüp, oraya inersin. Oradaki Kureyş’i gözetler, alabildiğin haberleri gelip bize bildirirsin.”

Şu halde, bu seriyyeden maksat, Kureyş’in hareketini gözetlemek, ne gibi hazırlıklar içinde bulunduklarını tesbit etmekti.

Kahraman Sahabî Abdullah bin Cahş, Hz. Resûlullahın mektubuna, “Semi’nâ ve ata’nâ (dinledik ve itâat ettik)” dedikten sonra, mücahidlere de, “Hanginiz şehid olmayı ister ve makamı özlerse benimle gelsin. Kim de ondan hoşlanmazsa geri dönsün. Ben ise Resûlullahın emrini yerine getireceğim” diye hitap etti. Fedakâr mücahidler, tereddütsüz, kumandanlarının emrine amâde olduklarını bildirdiler.

Mücahidler nöbetleşe bindikleri develerle Nahle Vadisine vardılar. Orada konakladılar. Bu arada yükleri kuru üzüm ve yiyecek maddeleri olan Kureyş’in bir kervanı göründü. Gelip onlara yakın bir yerde konakladı.

Mücahidler bunlara karşı nasıl davranmaları gerektiği hususunda konuştular. Hücum etmeyeceklerine dâir önce bir karara varamadılar. Çünkü, içinde kan dökmek haram olan Receb ayının girip girmediğinde tereddüt ediyorlardı. Sonunda henüz Recep ayının girmesine bir gün var olduğu kanaatına varınca, ittifakla kervanı ele geçireceklerine dair karar aldılar. Tam o esnada Vâkıd bin Abdullah’ın attığı bir okla kervanın reisi Amr bin Hadremî öldü. Mücahidler, diğerlerin üzerine yürüdüler. İki kişiyi esir alıp kervanı da ele geçirdiler.

Kurtulanlar Kureyşlileri hadiseden haberdar etmek için Mekke’ye doğru kaçmaya başladılar. Mücahidler ise iki esir ve kervanla birlikte Medine’ye döndüler.

Seriyyenin başkanı Abdullah bin Cahş Hazretleri durumu anlatınca Fahr-i Kâinat Efendimiz hiddetle, “Ben size haram olan ayda çarpışmayı emretmemiştim” dedi ve ganimetten herhangi bir şey almaktan kaçındı.

Seriyyeye iştirak etmiş bulunan mücahidler Resûl-i Ekremin bu hareketi karşısında neye uğradıklarını şaşırdılar. Diğer Sahabîler de onların bu hareketlerini tasvip etmeyince bütün bütün ruhlarını büyük bir sıkıntı sardı.

Resûl-i Kibriyâya durumu izah ettiler:

“Yâ Resûlallah” dediler. “Biz, onu Receb’in ilk gecesinde ve Cemâziyelâhir ayının son gecesinde öldürdük! Receb ayı girince kılıçlarımızı kınına soktuk!”

Buna rağmen Resûlullah kendisi için ayrılan ganimeti almadı. Çünkü, ortada bir şüphe söz konusu idi.

Nitekim, Mekkeli müşrikler de bu hareketi dillerine doladılar ve dedikodu yapmaya başladılar:

“Muhammed ve Ashabı haram ayı helâl saydı. Onda kan döktüler. Mal aldılar. Adam esir ettiler.”

Bu dedikodular Medine’den duyuldu. Diğer taraftan Medine’de bulunan Yahudiler de ileri geri konuştular. Bir taraftan seriyyeye iştirâk etmiş bulunan mücahidler bu hareketlerinden dolayı üzüntü duyuyorlardı. Diğer taraftan Mekkeli müşrikler ve Medineli Yahudiler ileri geri konuşuyorlardı. Peygamber Efendimiz ise kendisine ayrılan ganimeti kabul etmiyordu.

Bir müddet sonra Efendimize vahiy geldi ve meseleyi halletti. İlgili âyette şöyle buyuruldu:

“Sana haram ayda savaşmanın hükmünü soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük günahtır. Fakat insanları Allah yolundan çevirmek, Onu inkâr etmek, Mescid-i Harâmı ziyaretten men etmek, oranın ahâlisini Mescid-i Haramdan çıkarmak, Allah katında daha da büyük günahtır. Fitne ise katilden daha büyük bir cinayettir. Onların elinden gelse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri durmazlar…”

Seriyyeye iştirâk etmiş olan mücahidler bu âyet üzerine sıkıntı ve mânevi ızdıraptan kurtuldular. Peygamber Efendimiz de kendisi için ayrılmış bulunan ganimet hissesini kabul etti. Müşrikler ise esirleri için kurtuluş bedeli gönderdiler. Esirlerden sadece Osman bin Abdullah Mekke’ye gitti. Diğer esir Hakem bin Keysan ise Müslüman olup Medine’de kaldı.

www.muhammedmustafa.net
Kayıtlı

İçinde bulunduğunuz vaktin NAMAZINI eda ettiniz mi?
*
Mesaj Sayısı: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #126 : 25 Aralık 2008, 21:12:32 21:12* »

Allah Salih SURUÇ'tan da bunu paylaşanlardan da razı olsun.
Kayıtlı

Allah bizi HİZMET yolundan ayırmasın
Moderatör
*
Mesaj Sayısı: 4981
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #127 : 28 Ocak 2009, 22:37:19 22:37* »

Bugün okuduğum yerin buraya uygun olacağını düşündüm..
Bismillah.

rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes hattâ enbiya dahi "nefsî, nefsî" dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "ümmetî, ümmetî" diye re'fet ve şefkatini göstereceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman ehl-i keşfin tasdikiyle validesi onun münacatından "ümmetî, ümmetî" işitmiş. Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârane mekârim-i ahlâk, kemal-i şefkat ve re'fetini gösterdiği gibi; ümmetinin hadsiz salavatına hadsiz ihtiyaç göstermekle, ümmetinin bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş. İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyesine müraat etmemek, ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.
4.lema
Kayıtlı

İmân ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saâdet...
Sayfa: 1 ... 4 5 6 7 8 [9]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: