İfrat ve tefritten kaçınalım.
Davet edelim ama şahısları rencide edici istikamette eleştirinin en küçüğünü de yapmayalım.
Havaalanlarında "güyâ" yabancı dil bilen polisler çalışır, ama Bizim havaalanlarımızdaki polisler bir yabancı geldiğinde alık alık konuşmalarına bakar, millet olarak yabancı dil bilmemekte direten, bazen bunu Türkçemizi yaşatalım bahanesi arkasına saklayan bir kesime sahibiz. Muhlisane Türkçemizi bayraklaştıranlar müstesna, yazımda ifrat ve tefritten bahsetmek istiyorum.
Aynı meyanda şunu da söyleyelim, Türkçemizi yayalım, evvela kendimizden başlayalım amenna. (Şahsen hatalıyım kabul ediyorum. Bu güzel düşünceye iştirak ettiğim, destek verdiğim gibi bir çerçeve arzetmek niyetim)
Türkçemizi birbirimize yaymak bir maharet olmasa gerek? Türkçemizi yabancı olan, yabancı dil konuşanlara, tıpkı dünyanın dört bir bucağındaki Türk Okullarımızda onlarca farklı dil konuşan insanlara öğrettiğimiz gibi, başkalarına öğretelim. Başkalarına öğretmek için ise yabancı dil bilelelim. Yabancı dil bilmek Hocaefendi'nin de üzerinde durduğu bir husus. En az bir yabancı dil bilmek lazım. Mümkün ise iki dil bilmeli. Başka milletlere hem İslam'ı hem Türkçemizi taşımalı.
Şimdi burada kullanılmış yabancı kelimeleri anlama imkanımız var mı? İsimlerde geçen tek tek sözleri, sözcükleri, yabancı kelimeleri anlayabiliyor muyuz? Yoksa öğrenmemek için mazeretimiz var mı? İşte bu noktada, bu yabancı kelimelere bizlere sebep olsun anlamlarını sözlükten bakıp öğrenelim, yabancı dil bilgimizi geliştirelim derim. Yani bu yabancı isimler sizlere sebep, mazeret olsun, hatırlatma, kulağınıza küpe olsun, "şu sözcüğün anlamı nedir? Dur bir dakika sözlükten bakayım dedirtsin"
Komik midir, acizlik midir, gururumuz mudur siz karar verin, Dünya'da hangi havaalanına giderseniz gidin, meramını kendi dili ile anlatmaya çalışan bir kişi varsa evvela bizim insanımızdır. "Yes yahut Can not" gibi çok basit cümleleri dahi kullanamayan, ufak bir sıkıntıyı büyük mesele haline çevirmeyi başaran konumumuzu düzeltmeliyiz inşaallah.
Şahsen iki yabancı dil biliyorum, çok rahat konuşabilirim, ilaveten bir kaç yabancı dile daha az buçuk vukufiyetim var. Tüm bunlara rağmen derim ki dilimizi muhafaza edelim. Türkçe öyle zengin bir dildir ki bir satır yazı ile bir sayfa mana ifade edilebilir. Yani her bir kelimesi çok derin muhtevaya sahibtir. Şimdiki gibi çok sığ ve neredeyse anlamsız cümleler değildir.
Şu cümleden ne anlıyoruz?
"Yek müsellesin dahilî zâviyelerinin yekûnu ne ola?"
Peki bu Türkçe cümleyi kavrayabilirmisiniz?
Biri, kâinatın hey'et-i mecmûasındaki teâvün, tesânüd, teânuk, tecâvübden tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Ulûhiyettir ki, "Bismillah" ona bakıyor.
İkincisi: Küre-i arz sîmâsında nebâtât ve hayvanâtın tedbîr ve terbiye ve idaresindeki teşâbüh, tenâsüb, intizam, insicam, lütuf ve merhametten tezâhür eden sikke-i kübrâ-i Rahmâniyettir ki, "Bismillahirrahman" ona bakıyor.
Sonra, insanın mahiyet-i câmiasının sîmâsındaki letâif-i re'fet ve dekâik-ı şefkat ve şuâât-ı merhamet-i İlâhiyeden tezâhür eden sikke-i ulyâ-i Rahîmiyettir ki, "Bismillahirrahmanirrahim" 'deki "erRahman" ona bakıyor.
İşte cümlelerimiz öyle olmalı, okuması dahi latif, karşımızdakine hürmet cümlelerimize dahi yansımalı.
