Burdasiniz: NurForum.OrgM. Fethullah Gülen HocaefendiEserleri (Moderatör: Hizmetim)..:Pırlantalardan ''Hizmet İnsanı''nın Özellikleri:..
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ..:Pırlantalardan ''Hizmet İnsanı''nın Özellikleri:..  (Okunma Sayısı 183 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
*
Mesaj Sayısı: 1585
Çevrimdışı Çevrimdışı
« : 31 Mart 2007, 20:54:29 20:54* »

Sen kendini hiç düşünme!Düşünecekse seni başkaları düşünsün.Meşru dairedeki zevk ve lezzetleri dahi sana arkadaşların zorla kabul ettirsin.Sen ölesiye çalışırken dostların 'Yeter gel artık' desinler,kolundan tutup seni cebren düğün odasına soksunlar.''Adanmışlık'' budur.Adanmışlık Allah rızası uğrunda yaptığı işler dışında herşeyi kendine haram bilmektir.Bu uğurda tabiatınla savaşacaksın.İşte Mus'ab'lık burada başlar.Bu noktada İbn Cahşolunur.Kalbini yalnız ona ayıracaksın ''Bu dil beyt-i Hüda'dır,oraya başkasını oturtmam'' diyeceksin...
                                                                          
-kırık testi 1 / sayfa:105-


« Son Düzenleme: 14 Nisan 2010, 22:22:57 22:22* Gönderen: Takdir-i Hüdâ » Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 1585
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 19 Nisan 2007, 21:05:02 21:05* »


Dâva adamı ne bir materyalist, ne de spirtüalisttir. Ve ne de bir kısım kimselerin sandığı gibi asrın bütün fenlerinde ihtisas yapmış diploma ve doktora hammalıdır.

Bizim ölçümüze göre dâvâ adamı ışık hızıyla ifade edilmeyecek kadar öteleri gören, zamanın üstüne çıkıp süratle akan hâdiselerin neticesini gören, kâlbi kadar ruhu, ruhu kadar da beyin melekeleri inkişaf etmiş, içinde şefkatten ummanların mevcelendiği, dışında şevkten nesimin estiği iki kutup arasındaki hesap rakamlarına sığmaz mekân bulutlarını birden ihata eder ve o geniş mekânla bu küçük insan arasında münasebetleri şimşek edâsıyla kavrar, engin ve alabildiğine derin bir biliş ve görüşe sahip yektâ bir varlıktır. Derunî, samimî, melekler kadar şefkatli ve gene bir kısım melekler kadar celâdetlidir. Güneş gibi renkli ve ziyalı, ay gibi parlak ve tatlı.. Onlar gibi durmadan yol alır ve aşar. Dağları düz, düzleri pürüzsüz eyler.

Dâva adamı aşılmazları aşmış; nikâbın kaldırıldığı, pinhanın ayan olduğu ufka ulaşmış; namütenahî güzelliği günlüyle duymuş ve doymuş; sonra yine cihetler yurduna dönmüş.. Gönlü o âleme tutkun, gözünde oranın sürmesi ve bağrı, lavların oynaştığı, kaynaştığı bir harika, bir anlaşılmaz olarak coşacağı anı beklemektedir.

Dâva adamı güldürmek için ağlar.. Gözünün katresinde ummanlar gizlidir. Yedirmek için, yemez. Dünyaya karşı daima oruçludur. Yaşatmak için ölür. Habbesinde İrem bağlarını yetiştirecek kudret saklıdır. Döverler, bu uğurda niyaz eder; söverler, dua eder; başını yararlarsa Hakk'ın Habibi gibi ellerini kaldırır: "Hidayet nasib et cemaatime Allahım! Bunlar beni bilmiyorlar" der, niyaz eder, af diler.

Dâva adamı kendini nefyeder, muvaffakıyeti Hakk'ın tevfikine ve çevrenin himmetine verir. Hakk-aşina bir kumandan gibi birliğindeki sarsıntıyı nefsinden bilir, bin tevbe eder.

Dâva adamı, cânân dilemenin canı terketmekle olacağını çok iyi bildiğinden bir anlık visâl için yıllar yılı hicrana önceden kararlıdır. Hakk rızası için yüzlerce defa gözyaşı ile yoğurduğu çamuru seve seve gözüne sürme diye sürer.

Dâva adamı dilhûn olup gönlünü kan, gözünü ebr–i nisandan daha aziz göz yaşları ile yıkamadıktan sonra, ne buluttan yağmur, ne denizden buhar ve ne de başka gözlerden yaş beklemez.

Dâva adamının lugatında kırılma, darılma kelimeleri yoktur. Hem nasıl kırılır ve darılır ki bir an rahmetli tecelliden dûr olmayan Hakk, merhamet ettiklerine onu mücessem bir rahmet olarak göndermittir.

Dâva adamı başı yüce dağlar gibi daima bulutlu... Ovaları, vâdileri sulayan yağmurların, sellerin şimşekleri hep onun başında çakmaktadır. Onun o celâlli hâlinde dahi binlerce Cennet bahçesine su ve ziya huruşandır.

Dâva adamı, kâlbinin dudağı ümitten tomurcuklarla süslü, yaşadığı devirden çok sonralara nazar eder ve ördüğü halıyı bu hesapla örer. Ne yaşadığı devrin isi, pası, ne de dünyanın alâyiş ve ihtişamı onu meşgul edemez ve yolundan saptıramaz.

Dâva adamı Hakk'ın esiri, haklının zahiri, düşene yâr ve yolunu şaşırmışlara pişdardır.

Bu ma'nâda feleğin kemer bağladığı yüzlerce dâvâ adamı vardır. Aylar güneşler hep onların bezmine ve hikmet dersine koşmuştur.
Devr-i Saadet'ten sonrası taksimde, hissemize en çelimlisi ve çalımlısı düştü. Bulanlar buldu, bilenler bildi. Bilmem ki biz tanıyabildik mi?..

Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 1585
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #2 : 25 Mayıs 2007, 23:05:30 23:05* »



Dışınız gibi içiniz de düzgün olsun
   
İnsan, dış görünüşüne önem verdiği gibi kalbî ve ruhî hayatı itibarıyla de dikkatli yaşamasını bilmelidir. Mesela, insanın bir yerinde göze batacak bir şey varsa, dikkat çeker diye onu gizler..
 
Yakası kıvrık kalmıştır, pantolonun paçası bozulmuştur; farkına varınca hemen onu düzeltir. Bunun gibi, kalbde bir inhiraf olduğunda, ruhta hedefinden sapma meydana geldiğinde de hemen harekete geçmesi lazımdır.. Harekete geçip onun çaresine bakması, yoluna koyması lazımdır.

Mesela, göz yoluyla kalbe bir şey gelebilir; kulak veya ağız vesilesiyle kalbe bir şey bulaşabilir. İnsan görünüşündeki dağınıklık kadar, belki ondan daha fazla, gönül hayatındaki bu tür dağınıklıklara dikkat etmeli ve devamlı hassas yaşamalıdır. Hiç olmayacak şekilde, mesela konuşurken ağzından kaçırıverirsin: "Filanca yüzüme bakarken biraz aval aval baktı." O şahıs kendisine söylenince bundan rahatsızlık duyacaktır. Hemen arkasından koşup, ona yetişip, "Ağzımdan bilmeyerek böyle bir şey çıktı, hakkını helal et." demek icap eder. Aynen bunun gibi, "Niye hava soğuk?" diye aklından geçti. Hemen arkasından "Estağfirullah ya Rabbi, Senin soğuğuna, sıcağına karışamam." demelidir.

İnsan, üstüne-başına, yakasına-paçasına dikkat ettiği gibi kalbî ve ruhî hayatı itibarıyla Allah'ın ölçüleri içinde O'nun sevimsiz kabul ettiği şeylere karşı da teyakkuz halinde yaşamalıdır. Bazı hassas tipler vardır. Giysisiyle, oturduğu yattığı yeriyle düzen arayışı içindedirler. Ama ruhî hayatında o kadar duyarlı değildirler. Bazı insanlar da düzensizdir, çevresi, eşyaları karışıktır. Fakat, ruhî hayatı itibarıyla fevkalâde bir insandır. Bunlar birbirine uymayabilir. Ama bazıları da var ki, hem dış görünüşü itibarıyla, hem de iç hayatı, ruhî ve kalbî yönüyle her zaman hassastır, duyarlıdır. Herhalde en iyi insan da odur: İçdış ahengi mevzuunda fevkalâde hassas ve duyarlı yaşayan, eğribüğrü şey görmek istemeyen insan... Bu çok önemlidir.
 
İnsana bazen bazı şeyler ağır gelebilir. Fakat aklımızdan geçen şeylerden dolayı bile, marzı- ilahîye (Allah'ın rızasına) muvafık değildir korkusuyla, günah işlemiş gibi davranılmalı. Günah dediğimiz şeyin sürekli kendisini hissettirmesi müminin kalbinin cilasındandır. Çok parlak bir kalbe bir kere bile kir düşmüşse aradan elli sene geçse dahi o kalbin sahibi, o günahı sanki o gün işlemiş gibi duyar. Günaha karşı koymanın en güçlü yolu da budur. Bir kere yapmışsa bir masiyet, onu yeni yapmış gibi vicdanını incitici olarak bulur. "Keşke" der. "Keşke..." Bu önemlidir. Siz günahınızı unutursanız o, öbür tarafta başınıza gâile (dert, felaket) olur. Allah'ın rahmeti unutulmamalı, günah da unutulmamalı. O'nun affediciliği unutulmamalı; ama günahın çirkinliği de unutulmamalı. Mümin, bir kere hata etse bir ömür boyu onun için gözyaşı döker.

25 Mayıs 2007, Cuma
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=543853
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 18
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #3 : 26 Mayıs 2007, 14:22:21 14:22* »

Allah razı olsun
Kayıtlı
Yönetim
*
Mesaj Sayısı: 2877
Çevrimdışı Çevrimdışı
..Umudun tükendiği yerde açılır kapı..
Site
« Yanıtla #4 : 26 Mayıs 2007, 14:40:14 14:40* »

sükunet  ALLAh razı olsun... Dava insanı bu kadar güzel tarif edilebilir ama tarif edildiği gibi bir abid olabilmek kendini yok saymak bu özelliklere sahip olabilmek.......! RABBİM hakiki manada dava insanı eylesin...
Kayıtlı


Mevlam! Sen'den gelene gelmeyene; ne şekilde belirlemişsen kaderime bu oyundaki biçtiğin rolüme yürekten kocaman bir EYVALLAH
*
Mesaj Sayısı: 176
Çevrimdışı Çevrimdışı
Nefis cümleden ednâ;Vazife cümleden alâ!Ahh DAVAM!
Site
« Yanıtla #5 : 28 Ocak 2009, 01:14:15 01:14* »

..::Gönül İnsanı::..



1-Gönül insanı, ufku, inancı ve davranışlarıyla tam bir ruh ve mânâ kahramanıdır.

2-Onun derinlik ve enginliği, bilgi ve müktesebâtıyla değil; gönül zenginliği, ruh saffeti ve Hakk'a kurbeti itibarıyladır.

3- Ona göre, bilgi adına ortaya atılan ilimlerin kıymeti, insanı hakikate ulaştırmada rehberliği ölçüsündedir ve yine ona göre, varlık, eşya ve insan gerçeğini anlamamıza yardım etmeyen malûmatın ve hele, pratik yararı olmayan nazarî bilgilerin hiç mi hiç önemi yoktur.

4-Gönül insanı, kalbî ve rûhî hayata programlı,

5-maddî-mânevî bütün kirlerden uzak durmaya kararlı,

6-cismânî ve bedenî isteklere karşı her zaman teyakkuzda;

7-kin, nefret, hırs, haset, bencillik ve şehvet gibi hastalıklarla mücadele azmiyle gerilmiş tam bir tevazu ve mahviyet âbidesidir.

8- O her zaman hakkı tutup kaldırma peşinde;

9-mülk ve melekût âlemiyle alâkalı duyup hissettiklerini başkalarına duyurma iştiyakıyla yanıp tutuşan bir diğergâm,

10-olabildiğine sabırlı ve temkinli;

11-konuşup gürültü çıkarmadan daha çok, inandıklarını yaşayan,

12-yaşadıklarıyla başkalarına da örnek olan bir iman ve aksiyon insanıdır:

13-o, dur-durak bilmeden sürekli koşar..

14-Hakk'a yürüyenlere yürümenin âdâbını öğretir..

15-iç dünyası itibarıyla her zaman ocaklar gibi cayır cayır yanar

16-ve yanarken de asla gam izhar eylemez;

17-eyleyip ağyârı âhına âgâh kılmayı düşünmez..

18-her zaman içten içe yanar ve kendine sığınanların ruhlarına hararet üfler.

19-Gönül insanının hedefinde hep öteler tüllenir durur.

20-O, Hak rızasına bağlanmış,

21-sürekli ilerleyen ve sürekli mesafelerle yaka paça olan öyle bir iman insanıdır ki, matlûbuna ulaşacağı ana kadar hep bir küheylan gibi koşar;

22-koşarken de herhangi bir beklentiye girmez.

23-Gönül insanı, öylesine içten bir hakikat eridir ki, oturup kalkar sürekli yeryüzünde hakkı ikame etmeyi düşünür

24-ve onun hatırı söz konusu olduğunda da rahatlıkla bütün arzularından, isteklerinden vazgeçebilir.

25-O, herkese sinesini açar,

26-herkesi şefkatle kucaklar

27-ve toplum içinde hep bir sıyânet meleği görüntüsü sergiler.

28- Ne var ki, Allah'tan başka kimseden de bir şey beklemez.

29-Tavırları, davranışları itibarıyla herkesle uyum içinde olmaya çalışır;

30-hiç kimseyle cedelleşmez,

31-hiç kimseye karşı düşmanlık beslemez.

32- Zaman zaman kendi içtihadları, kendi düşünceleri ve kendi mesleğine, meşrebine göre bir kısım tercihlerde bulunsa da, kat'iyen başkalarıyla rekabete, sürtüşmeye girmez.

33Aksine, dini, ülkesi, ülküsü adına hizmet eden hemen herkesi sever..

34-bütün olumlu faaliyetlerinden ötürü herkesi alkışlar..

35-alkışlar ve hem onların anlayışlarına hem de konumlarına saygılı kalmaya alabildiğine itina gösterir.

36-Gönül insanı, kendi gayret ve aktivitelerinin yanında, Cenâb-ı Hakk'ın tevfik ve inayetine de fevkalâde önem verir..

37-her hareketinde tevfike mazhar olma yollarını araştırır..

38-Kur'ân'da, Allah'ın inayetine vesile sayılan birliğe-beraberliğe olağanüstü ihtimam gösterir..

39-hareket çizgisi doğru olan hemen herkesle müşterek bir iş yapmaya koşar..

40-dahası, böylesine bir vifak anlayışı adına çok defa kendine rağmen bir yol izler.

41-Birlikte rahmet olduğunu, ihtilaf ve iftirakla bir yere varılamayacağını düşünür,

42-alabileceği herkesin himmetini yanına alır ve hep ilâhî inayet sağanaklarına açık durmaya çalışır.

43-Gönül insanı, bir Hak âşığı ve Hak rızası sevdalısıdır.

44-Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun bütün hareketlerini O'nun hoşnutluğuna bağlar..

45-O'nu memnun etme yolunda ölesiye bir hırs gösterir..

46-ve böyle bir hedefe ulaşmak için de bütün varını feda edebilir,

47-dünyevî-uhrevî her şeyden vazgeçebilir.

48-Gönül insanının düşünce dünyasında "benim yapmam", "benim başarmam", "benim sonuçlandırmam".. gibi merdud mülâhazaların asla yeri yoktur.

49-O, yerine getirilmesi gerekli olan şeyleri kim yaparsa yapsın, kendi yapmış gibi memnun olur,

50-onların başarılarını kendi başarıları sayar ve arkalarında yürür..

51-öncülük yapma şeref ve pâyesini de onlara bırakır.

52-Dahası, iman ve insanlığa hizmet yolunda başkalarının kendinden daha başarılı, daha liyakatli olabileceklerini düşünerek, onlara daha rahat hareket etme ortamı hazırlar;

53-sonra da bir adım geriye çekilip, "insanlardan bir insan olarak" yoluna devam eder.

54-Gönül insanı, her zaman kendiyle yaka-paça ve kendi ayıplarıyla meşgul bulunduğundan kimsenin eksiğiyle-gediğiyle uğraşamaz/uğraşmaz.

55-Başkalarıyla uğraşmak bir yana, her fırsatta iyi bir insan olma örneği sergileyerek, onları daha yüksek ufuklara yönlendirir ve herkese bir hüsnümisal olur:

56- İnsanların ayıplarına kusurlarına göz yumar..

57-onların olumsuz tavırlarına tebessümle karşılık verir,

58-kötülüklerini iyilikle savar

59- ve elli defa rencide edilse de, bir kerecik olsun kimseyi kırmayı düşünmez.

60-Gönül insanı, hayatını iman-ı kâmil yörüngeli ve ihlâs donanımlı yaşamayı en birinci mesele bilip, duyguları, düşünceleri ve davranışları itibarıyla öylesine Hak rızasına kilitlenmiş bir hakikat eridir

61-ki, bütün dünya ve "mâsivâ"yı ona verseniz, yine de onu kat'iyen hedefinden döndüremezsiniz;

62-hatta cennetlerle bile ona yol ve yön değiştirtemezsiniz.

63-Gönül insanı, aynı yolda yürüyüp, aynı mefkûreyi paylaşanlarla asla rekabete girmez..

64- onlara karşı kat'iyen kıskançlık duymaz..

65- aksine, onların noksanlarını giderir, eksiklerini tamamlar..

66- ve onlara karşı hareketlerinde hep bir vücudun uzuvlarından herhangi bir organmış gibi davranır:

67-Tam bir îsâr rûhuyla, makam, mansıp, pâye, şöhret, nüfûz, müessiriyet.. gibi maddî-mânevî hemen her konuda yol arkadaşlarını öne çıkarır ve kendi gerilerden gerilere çekilerek onların başarılarının dellalı gibi davranır,

68-mazhariyetlerini alkışlar

69- ve muvaffakiyetlerini de bir bayram sevinciyle karşılar.

70-Gönül insanı, çok defa kendi yol ve yöntemine bağlı kalıp bütün faaliyetlerini şahsî mizaç ve mezakı çizgisinde götürse de, başkalarının düşünce ve hareketlerine karşı hep saygılı kalmaya çalışır..

71-paylaşmaya, beraber yaşamaya açık durur..

72-oturur kalkar aynı mefkûre insanlarıyla müşterek hareket etme yollarını araştırır..

73- müşterek projeler geliştirir..

74-ve "ben" yerine "biz"i ikame etme gayreti gösterir..

75- dahası, başkalarının mutluluğu yolunda rahatlıkla kendi saadetini feda edebilir..

76-ve bunları yaparken de kimseden herhangi bir teveccüh beklemez..

77-hatta böyle bir beklentiye girmeyi kendi hesabına bir sukût sayar;

78-sayar da, yılandan-çıyandan kaçtığı gibi önde görünmekten, namdan-şandan kaçar ve unutulma murâkabesine dalar.

79-Gönül insanı, kimseye tecavüz etmez,

80-saldırıya saldırıyla mukabelede bulunmaz.

81-En kritik durumlarda bile hep "îtidâl-i dem"le hareket eder

82-ve ne olursa olsun, bir gönül eri olmanın gereklerini tamı tamına yerine getirmekten asla geri durmaz.

83- Her zaman fenalıklara karşı iyilikle mukabelede bulunur..

84-kötülükleri kötülerin işi sayar ve bir iyilik âbidesi gibi davranır.

85-Gönül insanı, hayatını Kur'ân ve Sünnet çizgisinde Hak dostluğu (vilâyet), takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşar..

86-benlik, gurur, şöhret gibi kalbi öldüren hislere karşı sürekli tetikte bulunur..

87-kendine nisbet edilen güzellikleri "her şey O'ndan" deyip gerçek Sahibi'ne verir..

88-iradeye vâbeste işlerde de her zaman "ben"den kaçar, "biz"e sığınır.

89-Gönül insanı, hiç kimseden korkmaz.

90- Hiçbir hâdise karşısında telâşa kapılmaz; "Allah'a dayanır, sa'ye sarılır, tevfîke râm olur" ve doğru bildiği şeylerden asla geriye durmaz..

91-Gönül insanı, kimseye gücenmez;

92-hele Hakk'a dilbeste olanlara kat'iyen kırılmaz.

93-Yol arkadaşlarını herhangi bir fenalık içinde gördüğünde onlardan uzaklaşmaz..

94-perdeyi yırtmaz.. onları utandırmaz;

95-utandırmak bir yana, böyle bir fenalığı gördüğünden ötürü büyük bir hata işlemiş gibi kendini kınar ve kendine sorular yöneltir.

96-Gönül insanı, mü'minlerin farklı yorumlara açık tavırlarından dolayı onlar hakkında sûizanda bulunmadan kaçınır;

97-görüp duyduğu şeylere iyi yorumlar getirir ve kat'iyen olumsuz mülâhazalara girmez.

98-Gönül insanı, hareket ve faaliyetlerini, bu dünyanın bir ücret yeri değil de, bir hizmet mahalli olduğu mülâhazasına bağlar..

99-ve her zaman memur bulunduğu sorumlulukları fevkalâde bir disiplin içinde yerine getirir..

100-netice ve sonuçla meşgul olmayı da Hakk'a karşı bir saygısızlık sayar.

101-O, dine, imana ve insanlığa hizmeti, Hak rızası yolunda en büyük bir vazife bilir

102-ve ne kadar büyük işler başarsa da, bundan nefsi adına maddî-mânevî herhangi bir pâye çıkarmayı hiç mi hiç düşünmez.

103-Gönül insanı, ne düzeninin bozulmasından ye'se düşer,

104-ne de bütün insanların ona karşı olmasından dolayı sarsıntı yaşar..

105-"Bu dünya, darılma dünyası değil, bir dayanma âlemidir." diyerek dişini sıkar,

106-sabreder, maruz kaldığı durumlardan kurtulmak için de alternatif çıkış yolları arar

107-ve en kritik anlarda dahi değişik stratejiler üreterek hep azm ü ikdamda bulunur.

İnsanî değerlerin hor görüldüğü, dînî düşüncede kırılmaların yaşandığı, her taraf başı boşların gürültüleriyle inlediği günümüzde, başka bir şeye değil, bu kabil gönül insanlarına hem de hava kadar, su kadar ihtiyacımız olduğunu bir kere daha hatırlatıp bu faslı da noktalayalım.

örnekleri kendindne bir hareket/M.Fethullah Gülen

Kayıtlı

*
Mesaj Sayısı: 3089
Çevrimdışı Çevrimdışı
Site
« Yanıtla #6 : 23 Ocak 2010, 16:20:50 16:20* »

Allah razı olsun...

Bunları yaşayabilenlerden oluruz inşallah.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: