Burdasiniz: NurForum.OrgİslâmDeneme ve Makaleler (Moderatör: kırık_testi)Bizim Dünyamız...
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bizim Dünyamız...  (Okunma Sayısı 86 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
*
Mesaj Sayısı: 2108
Çevrimiçi Çevrimiçi
Site
« : 17 Mart 2010, 01:52:26 01:52* »

<a href="http://www.4shared.com/embed/242715677/2bd501a9" target="_blank"><a href="http://www.4shared.com/embed/242715677/2bd501a9" target="_blank">http://www.4shared.com/embed/242715677/2bd501a9</a></a>

Odamın daimî misafirlerini takdim edeyim sizlere:

Saatim:
Tik-takları hep aleyhime işliyor. Onu durdurmak mümkün değil. İyiliği ve kötülüğü, hüznü ve sevinci o işaret ediyor. Hüzün sanki onun tik-takıyla veda ederek sevince kucak açıyor; sevinç ve mutluluk kendini kıskandırmak için yerini hüzne terk ediyor. O yalnızca bir saat değil, başımı seccademe teslim ettiğim anlarda bir arkadaş. Karanlığın, sessizliğin ve duanın derinliği onun ritminde daha efsunlu oluyor. Onunla fânîliğin mutlak hakikatini anlıyorum, onunla Bâkî Olan'a hareket ediyor varlık.

Lâmbam: Benim aydınlığım. Harareti son haddine varsa da, geceleri beni hiç yalnız bırakmıyor. Dualarıma iştirak ediyor, yazılarımı benimle okuyor. Kutsal Kitab'ın nurunu o akıtıyor gözlerime. Onun altında eğiliyorum rükûa, aydınlığıyla Âlemlerin Rabbi ne dönüyorum yüzümü. Sabırla bekliyor gece yarılarına kadar. Sonunda ikimizin de gözleri dayanmıyor, gecenin ve hayatın yorgunluğuna. İkimiz de aynı mekânı paylaşıyor ve aynı atmosferde yaşıyor olmanın mânevî hazzıyla uykuya dalıyoruz.

Mushaf'ım: Yüce Nebi'nin (sallallahu aleyhi vesellem) emaneti, varlığımızın gâyesi, dinimin kaynağı. Gözyaşlarım onun gurbetine akıyor. Ona bîgâne kalan nesillerimiz, ondan uzaklaştırıldı. Ama "Müjdeler olsun gariplere!" buyruğunu kendimiz için biliyoruz. Söz veriyorum bir kere daha kendi kendime: Gözümün nuru, varlığımın gâyesi Kitabullah'ım! Sen'i anlamaya çalışacağım. Sen'in garipliğin bizim garipliğimiz; tozlu raflardan alıp Sen'i kalblerdeki sisi dağıtmak için bulunman gereken yere koyacağız. "Osman Gazi saygısı ve muhabbetiyle seni gönlümüze bağlayıp, arzda yapacağımızı yaptıktan sonra mefkûremiz uğruna göklere taşıyacağız ve Süreyya yıldızına asacağız."1 Rehberimiz hep Sen olacaksın. Meclislerimizde Sen konuşulacaksın; evlerimizi, yuvalarımızı Sen şenlendireceksin. Saygım, hürmetim ve muhabbetim Sana...

Seccadem: Zaman zaman toplanır; ama çoğunlukla yüzünü kıbleye dönmüş öyle saatlerce kalmak ister, Yüce Yaratıcı'nın huzurunda. Dizlerim onda bükülür, ayaklarım onda başımla buluşur. Onda eğilirim Rabb'ime saygıyla, vecd içinde. Onda açar kalbimin çiçekleri ve onda yaşlanır göz pınarlarım. Bahçelerim, bağlarım onda yeşillenir. Kalb atışlarım onun huzurunda değişir. Bîçare ve günahkâr olduğumu; dua dua, kucak kucak af dilemem gerektiğini ve milyon kere, milyar kere muhtaç ve çaresiz olduğumu onunla hasbıhâlimde anlarım. Ellerim onunla buluşup, merhaba dediğinde bu sevimli tatlı muhabbeti hiçbir şeye değişmem. Çünkü ruhum onun secdesiyle doğmuş, onun rükûuyla serpilmiş ve onun kıyamıyla gençliğini yaşamış. Kâbe onunla canlansın isterim bir hayal gibi karşımda.

Seccadem, alnımı öpen anamın dudağı... Seccadem, belimi büken dertler ortağı. O benim özetim. Samimiyetim. Sabrım ve duam. Ve yıllarım: Vakit vakit, gün gün, ay ay; kumaşlarda, patiskalarda eskiyen solan; yalnız her lâhza yeniden doğan, aydınlanan, ışıyan dünyam.
İşte bu çalışma masam. Bu Kitabullah'ım, bu cevşenim, bu dua kitabım, bunlar kırmızı ciltli kitaplarım... Bir daha bir daha okunmayı bekliyorlar. Önümde boy boy kalemlerim. Onlar da benimle ağlayıp benimle coşuyorlar. Kalbim oluyorlar, hüznüm, kederim, sevincim, dilim dudağım...

Dergim ve gazetem
: Masamın daimî misafirleri... Hani anlatılır ya. Her sabah bir delikanlı götürür onu ihtiyar bir amcaya. Amca, güler yüzle karşılar daima delikanlıyı. Ruhu daima taze kalmış bu yetmişlik adam gülümser, elinde gazeteyle her gelişinde delikanlı. Ona gazeteyi uzatınca genç, fırından çıkmış taze bir sabah ekmeği gibi burnuna yaklaştırır, koklar ve öptükten sonra başına götürürmüş. "Nimettir bu yavrum, nimettir bu benim için. Kıymetini bilin bunun!" dermiş. İşte benim için de ekmek gibi, su gibi bir nimettir gazetem.

Yıllarca dergimle beslenmiş ruhum, zihnim ve kalbim; onunla tanımışım kendi dünyamı. Çünkü onunla öğrenmişiz sevgiyi, mefkûremizi; insanımıza ve imanımıza hizmeti. Yaşamak için yaşamak değil; yaşatmak için yaşamak gerektiğini, çalmadan çırpmadan, fedakârlıkla vatanın sevileceğini; her şeye ve herkese rağmen doğru kalınıp, doğru yazılıp çizilebileceğini ondan öğrenmişiz. Onun okulunda okuduk, onun okulunda büyüdük. Bilimlere nasıl bakılacağını ve onların bizi Allah'a ulaştıran yollar olduğunu dergilerimizden öğrendik. Kimseye kin beslemedik, kimsenin gönlünü kırmak ve kimseyi incitmek istemedik. Herkesi sevmeye çalıştık, samimi, içten... Ve sonra emeklerimizin boşa gitmediğini gördük. Bir neslin yeniden dirilişini, insanlık ve dünyanın yeniden nevbahara yürüyüşünü...
Ve her şeyi O'na verdik ve her şeyi O'ndan bildik. Biz yapmadık, biz yapamadık. Biz bu kadardık ancak. "Her şey O'ndandır, her şey O'nadır." dedik. İki büklüm, gözlerimiz yaşlı, başımız önümüzde, sustuk ve eğildik.

İşte bu da takvimim. Boş ânı, boş zamanı yoktur onun. Dolu dolu yaşamak ister hayatı. Hiçbir günü birbirine benzemez. Sabrı yirmi dört saattir; sonra değişir ve değişirken ömrün kısaldığını, gözlerin hantallaştığını, yüzün yavaş yavaş kırıştığını, saçların beyazlaştığını hatırlatır.

İşte pencerem:
Dünyamın dünyaya açılan gözü. Rüzgâr onunla yalar geçer şeffaf camı ve "Bâkî çemende hayli perîşân imiş varak/Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan" beyti takılır dudaklarıma. Bizim de şikâyetimiz olur rüzgârdan. Belli ki yetiştirememişizdir bir şeyleri, belli ki bir günü yirmi dört saate bölmek biraz hatalıdır. Az gelir bize yirmi dört saatler, otuzlar. Daha çalınacak çok kapılar vardı, daha fethedilecek çok kalbler vardı, daha görülecek nice güzel yüzler vardı. Ama hep yirmi dört saatlere sıkıştı, zamanın dört duvarına mahkûm düştü. Yazık ettik kendimize ve yazık ettik beklettiklerimize...

Her günü penceremin aydınlığında karşıladım. Onun müjdesiyle kuşlar şarkı seremonisine başladı. Hüznüm, kederim onunla şiirleşti ruhumda ve: "Pencerelerde doğdu hayatımızın günleri/Ve camlardan silindi türlü insan yüzleri" şeklinde döküldü dudaklarımdan. Anladım bu doğup batışların asıl sebebini. Sonrasıysa şöyle oldu:
Bin bir nara yükseldi fırladı çehrelerden,
Aşkın ateşi yandı savruldu sinelerden,
Nice suret ah çekti, inledi perdelerde,
Nice gözyaşı yundu süzüldü pencerelerde.

Bu kanepem, bu yastığım. Bu da halım.. üzerinde heyecanla gezip durduğum. Bu dolabım, bunlar kitaplarım. İşte, bu oda ve bu eşyalar benim dünyam. Hepsi O'nun lûtfu ve ben de bütün bunlarla O'na varmak istedim.

Aslında tarifinde muvaffak olamadığım bu küçük dünya, idealini kurduğumuz muhabbet fedailerinin, geleceğin altın neslinin hayat tarzından ilhamla çizilmiş bir dünya. Bu ideal dünya bir ütopya değil aslında. Her gün yaşanan, her gün yepyeni ruhanî lezzetlerle evlerimize, odalarımıza, sinelerimize, dolup dolup boşalan küçük dünyalardır, küçük dünyalarımızdır. Hâdiseler, bu mânevî atmosferin çizgilerini hiç soldurmadı, bundan sonra da solduramayacak inşâallah.

Bu dünya bizim dünyamız. Dünyalar içinde mütevazı ve küçük... Daima başı eğik. Ama hak için, insanlık için, daima dik; daima dimdik... İşte küçük odam!


Selami Gün
Kasım 2007/Sızıntı

Dipnot
1.F. Gülen, Ümit Burcu, İstanbul, 2005.
Kayıtlı
Üye
***
Mesaj Sayısı: 874
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 17 Mart 2010, 01:58:50 01:58* »

 alkis
 Misafir değilmiyiz zaten..
 
Kayıtlı

*
Mesaj Sayısı: 668
Çevrimdışı Çevrimdışı
lezzet-i hizmet-i imaniye her kederi unutturur...
« Yanıtla #2 : 17 Mart 2010, 02:22:38 02:22* »

Alıntı
Aslında tarifinde muvaffak olamadığım bu küçük dünya, idealini kurduğumuz muhabbet fedailerinin, geleceğin altın neslinin hayat tarzından ilhamla çizilmiş bir dünya. Bu ideal dünya bir ütopya değil aslında.
  Undecided

  Emeğinize sağlık hocam.
      Sağolunuz...

Kayıtlı

Lutf ile cûd eyle ya Rab, bana kim, hayrım kalîl.
Müflisim gerçek, kapına geldim işte ya Celîl!

Radyo Risale
semazenradyo
mest.mp3
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: