Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hz.Ömer (RA)  (Okunma Sayısı 164 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yönetim
*
Mesaj Sayısı: 1192
Çevrimdışı Çevrimdışı
« : 12 Ocak 2006, 02:11:50 02:11* »

İkinci Raşid Halife. İslâmı yeryüzüne yerleştirip, hakim kılmak için Resulullah (s.a.s)'ın verdiği tevhidî mücadelede ona en yakın olan sahabilerden biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayından on üç sene sonra Mekke'de doğmuştur. Kendisinden nakledilen bir rivayete göre o, Büyük Ficar savaşından dört yıl sonra dünyaya gelmiştir (İbnül-Esîr, Üsdül-Ğâbe, Kahire 1970, IV,146). Babası, Hattab b. Nüfeyl olup, nesebi Ka'b'da Resulullah (s.a.s) ile birleşmektedir. Kureyş'in Adiy boyuna mensup olup, annesi, Ebu Cehil'in kardeşi veya amcasının kızı olan Hanteme'dir (bk. a.g.e., 145).

Kaynaklar Hz. Ömer (r.a)'in müslüman olmadan önceki hayatı hakkında fazlaca bir şey söylemezler. Ancak küçüklüğünde, babasına ait sürülere çobanlık ettiği, sonra da ticarete başladığı bilinmektedir. O, Suriye taraflarına giden ticaret kervanlarına iştirak etmekteydi (H. İbrahim Hasan, Tarihul-İslâm, Mısır 1979, I, 210). Cahiliyye döneminde Mekke eşrafı arasında yer almakta olup, Mekke şehir devletinin sifare (elçilik) görevi onun elindeydi. Bir savaş çıkması durumunda karşı tarafa elçi olarak Ömer gönderilir ve dönüşünde onun verdiği bilgi ve görüşlere göre hareket edilirdi. Ayrıca kabileler arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümünde etkin rol alır ve verdiği kararlar bağlayıcılık vasfı taşırdı (Suyûtî, Tarihul-Hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-Ğâbe, IV, 146).

Hz. Ömer, sert bir mizaca sahip olup, İslâma karşı aşırı tepki gösterenlerin arasında yer almaktaydı. Sonunda o, dedelerinin dinini inkâr eden ve tapındıkları putlara hakaret ederek insanları onlardan yüz çevirmeğe çağıran Muhammed (s.a.s)'ı öldürmeye karar vermişti. Kılıcını kuşanarak, Peygamberi öldürmek için harekete geçmiş, ancak olayın gelişim şekli onun müslümanların arasına katılması sonucunu doğurmuştu. Tarihçilerin ittifakla naklettikleri rivayete göre, Ömer (r.a)'in müslüman oluşu şöyle gerçekleşmişti: Ömer, Resulullah (s.a.s)'ı öldürmek için onun bulunduğu yere doğru giderken, yolda Nuaym b. Abdullah ile karşılaştı. Nuaym ona, böyle öfkeli nereye gittiğini sorduğunda o, Muhammed (s.a.s)'i öldürmeye gittiğini söylemişti. Nuaym, Ömer'in ne yapmak istediğini öğrenince ona, kızkardeşi ve eniştesinin yeni dine girmiş olduğunu söyledi ve önce kendi ailesi ile uğraşması gerektiğini bildirdi. Bunu öğrenen Ömer (r.a), öfkeyle eniştesinin evine yöneldi. Kapıya geldiğinde içerde Kur'an okunmaktaydı. Kapıyı çalınca, içerdekiler okumayı kesip, Kur'an sayfalarını sakladılar. İçeri giren Ömer (r.a), eniştesini dövmeye başlamış, araya giren kızkardeşinin aldığı darbeden dolayı burnu kanamıştı. Kızkardeşinin ona, ne yaparsa yapsın dinlerinden dönmeyeceklerini söyleyerek kararlılığını bildirmesi üzerine, ona karşı merhamet duyguları kabarmaya başlamış ve okudukları şeyleri görmek istediğini söylemişti. Kendisine verilen sahifelerden Kur'an ayetlerini okuyan Ömer (r.a), hemen orada imân etti ve Resulullah (s.a.s)'ın nerede olduğunu sordu. O sıralarda müslümanlar, Safa tepesinin yanında bulunan Erkam (r.a)'ın evinde gizlice toplanıp ibadet ediyorlardı. Resulullah (s.a.s)'ın Daru'l-Erkam'da olduğunu öğrenen Ömer (r.a), doğruca oraya gitti. Kapıyı çaldığında gelenin Ömer olduğunu öğrenen sahabiler endişelenmeye başladılar. Zira Ömer silahlarını kuşanmış olduğu halde kapının önünde duruyordu. Hz. Hamza: "Bu Ömer'dir. İyi bir niyetle geldiyse mesele yok. Eğer kötü bir düşüncesi varsa, onu öldürmek bizim için kolaydır" diyerek kapıyı açtırdı. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)'ın iki yakasını tutarak;

"Müslüman ol ya İbn Hattab! Allahım ona hidayet ver!" dediğinde, Ömer (r.a), hemen Kelime-i Şehadet getirerek imân ettiğini açıkladı (İbn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, II, 268-269; Üsdül-Ğâbe, IV, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-Hulefa, Beyrut 1986, 124 vd.).

Rivayetlere göre Ömer (r.a)'ın müslüman oluşu, Resulullah (s.a.s)'ın yapmış olduğu; Allahım! İslâmı Ömer b. el-Hattab veya Amr b. Hişam (Ebû Cehil) ile yücelt" şeklinde bir duanın sonucu olarak gerçekleşmişti (İbnul-Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Bağdat t.y., II, 518; İbn Sa'd, aynı yer; Suyûtî, a.g.e., 125).

Ömer (r.a), risaletin altıncı yılında müslüman olmuştur. O, iman edenlerin arasına katıldığı zaman müslümanların sayısı yetmiş seksen kişi kadardı (İbn Sa'd, aynı yer).

Mekkeli müşriklerin, gösterdiği zorbaca tepkiden dolayı müslümanlar, Beytullah'a gidip namaz kılamıyor ve ancak gizlice bir araya gelebiliyorlardı. Ömer (r.a) müslüman olunca doğruca Beytullah'ın yanına gitti ve müslüman olduğunu haykırdı. Orada bulunanlar şiddetli tepki gösterdi. Ancak o, müşriklere karşı savaşını sürdürerek onların, müslümanlara gösterdiği muhalefeti kırdı ve bir avuç müslümanla birlikte herkesin gözü önünde Beytullah'ta namaza durdu. Onun bu şekilde saflarına katılması müslümanlara büyük bir moral desteği sağlamıştı. Abdullah İbn Mes'ud'un; "Ömer'in müslüman oluşu bir fetihti" (Üsdül-Ğâbe, IV,151; İbn Sa'd, a.g.e., III, 270) sözü bunu açıkça ortaya koymaktadır. Taberî'nin İbn Abbas'tan tahric ettiği bir hadise göre, müslümanlığını ilk ilân eden kimse Hz. Ömer (r.a) olmuştur (Suyûtî, a.g.e.,129). Ömer (r.a) benliğini kuşatan imanın verdiği heyecanla, küfre karşı açık ve net bir şekilde, hiç bir tehdide aldırış etmeden mücadele ediyordu. Müşrikler, şecaat ve kararlılığını eskiden beri bildikleri için ona sataşmaya cesaret edemiyorlardı.

Müslüman olduktan sonra sürekli Resulullah (s.a.s)'ın yanında bulunmuş, onu korumak için elinden gelen gayreti göstermiştir.

O, imân ettikten sonra müşriklere karşı çok sert davranmış ve dinini her ortamda, kimseden çekinmeden herkese meydan okuyarak savunmuştur. İslâm tebliğinin yeni bir veche kazanması için Medine'ye hicret emrolunduğu zaman müslümanlar Mekke'den gizlice Medine'ye göç etmeye başladıklarında, Hz. Ömer, gizlenme ihtiyacı duymamıştı. Ömer (r.a), beraberinde yirmi arkadaşı olduğu halde Medine'ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Ali (r.a) onun hicretini şu şekilde anlatmaktadır: "Ömer'den başka gizlenmeden hicret eden hiç bir kimseyi bilmiyorum. O, hicrete hazırlandığında kılıcını kuşandı, yayını omuzuna taktı, eline oklarını aldı ve Kâ'be'ye gitti. Kureyş'in ileri gelenleri Kâ'be'nin avlusunda oturmakta idiler. O, Kâ'be'yi yedi defa tavaf ettikten sonra, Makâm-ı İbrahim'de iki rek'at namaz kıldı. Halka halka oturan müşrikleri tek tek dolaştı ve onlara; "Yüzler pisleşti. Kim anasını evladsız, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak istiyorsa şu vadide beni takip etsin" dedi. Onlardan hiç biri onu engellemeye cesaret edemedi (Suyûtî, a.g.e., 130). Bunun içindir ki İbn Mes'ud;

"Onun hicreti bir zaferdi" (İbn Sa'd, aynı yer; Üsdül-Ğâbe, IV, 153) demektedir.

Ömer (r.a), Medine dönemi boyunca İslamın yücelişini etkileyen bütün olaylara aktif olarak iştirak etmiştir. Resulullah (s.a.s)'ın önemli kararlar alacağı zaman görüşlerine başvurduğu kimselerin başında Ömer (r.a) gelir. Onun ileri sürdüğü görüşler o kadar isabetliydi ki; bazı ayetler onun daha önce işaret ettiğine uygun olarak nazil oluyordu. Resulullah (s.a.s) onun bu durumunu şu sözüyle ifade etmekteydi: "Allah, hakkı Ömer'in dili ve kalbi üzere kıldı" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151).

Ömer (r.a), Bedir, Uhud, Hendek, Hayber vb. gazvelerin hepsine ve çok sayıda seriyyeye katılmış, bunların bansında komutan olarak görev yapmıştır. Bunlardan biri Hicretin yedinci yılında Havazinliler'e karşı gönderilen seriyyedir.

Ömer (r.a), bütün meselelere karşı net ve tavizsiz tavır koymakla tanınır. Onun küfre karşı düşmanlığı; müşriklerin, İslâma karşı olan saldırılarını hazmedememe konusundaki hassasiyeti; bazı kararlara şiddetle karşı çıkmasına sebep olmuştur. Hudeybiye'de yapılan anlaşmanın müşrikler lehine görünen maddelerine karşı çıkışı bunlardan biridir. Ancak o, Resulün, Allah Teâlâ'nın gösterdiği doğrultuda hareket etmekten başka bir şey yapmadığı uyarısı karşısında, hemen kendini toparlamış ve olayın iç gerçeğini kavramıştı.

Resulullah (s.a.s)'ın vefatının hemen peşinden ortaya çıkan karışıklığın Hz. Ebû Bekir'in halife seçilmesiyle yok edilmesinde Hz. Ömer büyük rol oynamıştır. Hz. Ebû Bekir'in kısa halifelik döneminde en büyük yardımcısı Ömer (r.a) olmuştur.

Hz. Ebû Bekir (r.a) vefat edeceğini anladığında, Hz. Ömer'i kendisine halef tayin etmeyi düşünmüş ve bu düşüncesini açıklayarak bazı sahabilerle istişarelerde bulunmuştu. Herkes Ömer (r.a)'ın fazilet ve üstünlüğünü kabul etmekle beraber, onu bu iş için biraz sert mizaclı buluyorlardı. Hatta Talha (r.a) ve diğer bazı sahabiler ona; "Rabbin seni Ömer'i hafife tayin ettiğinden dolayı sorgularsa ona ne cevap vereceksin? Bilirsin ki Ömer oldukça sert bir kimsedir" demişlerdi. Hz. Ebû Bekir onlara; "Derim ki: Allahım! Kullarının en iyisini onlara halife yaptım" karşılığını vermişti. Sonra da Hz. Osman'ı çağırarak bir kâğıda Hz. Ömer'i halife tayin ettiğini yazdırdı. Kâğıt katlanıp mühürlendikten sonra, Hz. Osman dışarı çıkarak insanlardan kâğıtta yazılı olan kimseye bey'at edilmesini istedi. Oradakilerin bey'at etmesiyle Hz. Ömer'in II. Raşid halife olarak iş başına gelişi gerçekleşmiş oldu (Üsdü'l-Ğâbe, IV,168-199; İbn Sad, a.g.e., III, 274 vd.; Suyûtî a.g.e., 92-94).

Hz. Ömer Döneminde İslam Devleti ve Fetihler

Resulullah (s.a.s)'ın sağlığında Arap yarımadası İslâmın hakimiyetine boyun eğdirilmiş ve insanlar bölük bölük ihtida ederek müslümanlarla bütünleşmişlerdi.

Bunun peşinden Resulullah (s.a.s), İslam tebliğinin insanlara ulaştırılmasının önünde bir set teşkil eden, müşrik zalim güçlerden biri olan Bizans imparatorluğuna karşı askerî seferleri başlatmıştı. Ebû Bekir (r.a), Resulullah (s.a.s)'ın vefatından hemen sonra ortaya çıkan Ridde hareketlerini bastırdıktan sonra, Bizans hakimiyetindeki topraklara askerî akınlar başlatmış, öte taraftan çağın despot devletlerinden ikincisi olan İran imparatorluğuna karşı da askerî faaliyetlere girişmişti. Hz. Ömer (r.a)'in üzerine düşen, bu siyaseti devam ettirmekten ibaretti. Hz. Ömer bir taraftan Suriye'nin fethinin tamamlanması için gayret gösterirken, öte taraftan İran cephesinde netice almak için ordular sevkediyordu. Kadisiye savaşıyla İran ordusu hezimete uğratılmış ve Kisrâ, saraylarını İslam ordusuna terk ederek doğuya kaçmak zorunda kalmıştı. Peşpeşe gönderilen ordularla İranın bazı bölgeleri savaş ile, bazı bölgeleri de sulh yoluyla İslam'ın hakimiyetine boyun eğdirilmişti. Kuzeye yönelen Muğîre b. Şu'be, Azerbaycanı sulh yoluyla ele geçirmişti. Ermenistan bölgesi fethedilen yerler arasındaydı.

Suriye'nin fethi tamamlandıktan sonra bu bölgedeki askerî harekât batıya doğru kaydırıldı. Etraftaki şehir ve kasabalar fethedildikten sonra Kudüs kuşatma altına alındı. Şehirdeki hristiyanlar bir süre direndilerse de sonunda barış istemek zorunda kaldılar. Ancak, komutanlardan çekindikleri için şart olarak şehri bizzat halifeye teslim etmek istediklerini bildirmişlerdi. Durum Ebu Ubeyde tarafından bir mektupla Hz. Ömer (r.a)'a bildirildi. Hz. Ömer (r.a) Ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra, Medine'den komutanlarıyla buluşmayı kararlaştırdığı Cabiye'ye doğru yola çıktı. Cabiye'de yapılan bir anlaşmadan sonra Hz. Ömer, bizzat Kudüs'e kadar giderek şehri teslim aldı (H.16-M. 637). Hz. Ömer (r.a) kısa bir müddet Kudüs'te kaldıktan sonra Medine'ye geri döndü.

Bu arada İran cephesinde durumlar karışmaya başlamıştı. Hz. Ömer, bölgede bulunan orduları takviye ederek İran meselesini kesin bir sonuca bağlamaya karar verdi. Hicri 21 yılında başlayan ve sürekli takviye edilen akınlarla Azerbaycan ve Ermenistan da dahil olmak üzere, Horasan'a kadar bütün İran toprakları İslam devletinin sınırları içine alınmış ve Fars cephesinde askerî harekâtlar tamamlanmıştı.

Öte taraftan Amr b. el-As, hazırlayıp uygulamaya koyduğu harekât planıyla Mısır'ı fethetmeyi başarmış, müslümanları Mısır'dan geri püskürtmek için İskenderiyede hazırlıklara girişen Bizanslıların üzerine yürüyerek burayı ele geçirmişti (H. 21). Böylece Suriye'den sonra, Mısır'da da Bizans'ın hakimiyetine son verilmiş oluyordu (Şibli Numanî, Bütün yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, Terc. Talip Yasar Alp, İstanbul t.y., I, 285-286).

İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk, müslümanlardan gördükleri müsamaha ve âdil davranışlardan etkilenerek kitleler halinde İslâma giriyorlardı. Asırlarca Bizans ve İran devletlerinin zulmü altında ezilen, horlanan topluluklar İslâmın kuşatıcı merhameti ile yüz yüze geldiklerinde müslüman olmakta tereddüt göstermiyorlardı. Kendi dinlerinden dönmek istemeyenler ise hiç bir baskıya maruz kalmadıkları gibi, geniş bir inanç hürriyetine kavuşuyorlardı.

Hz. Ömer, bir taraftan İslâmın insanlığa tebliğinin önündeki engelleri kaldırmak için ordular sevkederken, öte taraftan da henüz müesseselerine kavuşmamış bulunan devleti teşkilatlandırmaya çalışıyordu.

Hz. Ömer'den önce, orduya katılan askerler ve bunlara dağıtılan paralar belirli defterlere yazılıp kayıt altına alınmazdı. Bu durum normal olarak bazı karışıklıkların çıkmasına sebep olur, gelir ve giderlerin hesabı yapılamazdı. İlk zamanlar buna pek ihtiyaç da yoktu. Ancak devletin sınırları genişlemiş ve bu geniş coğrafya içerisinde devletin etkinliğini sağlayabilmek için idarî düzenlemeler yapılması zarureti doğmuştu. O, ilk olarak askerlerin kayıtlarının tutulduğu ve fey ve ganimet gelirlerinin dağıtımının kaydedildiği "divan" teşkilatını kurdu.

Ayrıca, Suriye ve Irak'ta bulunan divanlar varlıklarını korumuşlardır. Bunlar vergilerin toplanması ile alakalı çalışmaları yürütmekteydiler. Suriye ve Irak'taki divanlar her ne kadar İran ve Bizans malî teşkilatından kalma idiyse de, onun Medine'de tesis ettiği divan hiçbir yabancı tesir söz konusu olmaksızın, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak için kurulmuştur.

Kayıtlı

http://www.herkul.org
---------------------------------------------
http://tr.fgulen.com
http://www.gencadam.net
Yönetim
*
Mesaj Sayısı: 1192
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 12 Ocak 2006, 02:12:25 02:12* »

Hz. Ömer, feyden elde edilen gelirlerden verdiği atıyyeleri bir gruplandırmaya tabi tutmuştur.

Hz. Ömer, yargı (kaza) işlerini bir düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin eden ilk kimsedir. O, Kufe'ye, Şureyh b. el-Haris'i, Mısır'a da Kays b. Ebil-As es-Sehmî'yi kadı tayin etmiştir. Onun Medine'deki kadısı Ebû Derda (r.a)'dır. Bu dönemin tanınmış kadılarından birisi de Ebu Mûsa el-Eşari'dir. Hz. Ömer, tayin ettiği kadılara, görevlerini ne şekilde ifa etmeleri gerektiğine dair talimatlar verir ve onların bu çerçeve dışına çıkmamalarını tenbihlerdi (Mustafa Fayda, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1986, II, 176-177).

Hz. Ömer (r.a)'ın, üzerinde titizlikle durduğu ve asla müsamaha göstermediği en önemli konu adâlet meselesiydi. O, mevki, rütbe, soyluluk vb. hiçbir ayırım gözetmeden hakların sahiplerine verilmesi için çok şiddetli davranmıştır. Bu konuda onun yanında bir köle ile efendisi arasında bir fark yoktur.

O, her tarafta adâletin eksiksiz yerine getirilmesi, muhtaç ve yoksul kimselerin gözetilmesi için ülkenin en ücra köşelerindeki durumlardan zamanında haberdar olmak için imkân oluşturmaya çalıştı. O, muhtaç kimseler konusunda din ayırımı gözetmemiş, hristiyan ve yahudilerden olan yoksullara da yardımlarda bulunmuştur.

Devletin temel görevlerinden birisi ilmin insanlara ulaştırılmasıdır. Hz. Ömer, fethedilen bölgelerde okullar açmış, buralara müderrisler tayin etmiş ve Kur'an-ı Kerim'i okumak ve onunla amel edebilmek için gerekli olan eğitimin verilmesini sağlama yolunda gayret sarfetmiştir. İslâm'ın, müslüman olan insanlara öğretilmesi ve tebliğ çalışmalarının yürütülmesi için sahabîlerden ve diğer âlimlerden istifade etmiş ve onları değişik bölgelerde görevlendirmiştir. Kur'an, Hadis ve Fıkıh öğretimi ile uğraşan bu âlimlere büyük meblağlar tutan maaşlar bağlamıştır. Hz. Ömer, devletin her tarafında camiler inşa ettirmişti. Onun zamanında dört bin tane cami yapılmış olduğu rivayet edilmektedir (Ahmed en-Nedvi, Asrı Saadet, Terc. Ali Genceli, İstanbul 1985, I, 317).

İlk defa bir takvimin kullanılmasına Hz. Ömer zamanında ihtiyaç duyulmuş ve böylece Hicret esas alınarak oluşturulan takvimle devlet işlerinde tarihleme açısından ortaya çıkan problemler ortadan kaldırılmıştır (H. 16).

İslâm devleti, bağımsız bir devlet olmasına ve çok geniş bir coğrafî sahayı kaplayan ekonomik faaliyetlerin yürütülmesine rağmen, kullanılan paralar yabancı kaynaklıydı. Irak ve İran bölgelerinde Fars dirhemleri; Suriye ve Mısır taraflarında da Bizans dinarları tedavülde bulunmaktaydı. Bu durum o devirde henüz hissedilmeye başlanmamış olsa bile, bir ekonomik baskı tehlikesini beraberinde getirmekteydi. Hz. Ömer'in, devleti müesseselere kavuşturup yapısını sağlamlaştırmaya çalışırken, bu duruma da müdahale etmemesi düşünülmezdi. O, Hicri 17 de para bastırarak piyasaya sürdü. Ayrıca Halid b. Velid'in Taberiye'de Hicrî 15 tarihinde dinar darbettirdiği de bilinmektedir (Hassan Hallâk, Dırâsât fî Tarihil-Hadâretil-İslamiye, Beyrut 1979, 13-15).

Hz. Ömer (r.a), İslâm devletinin dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı güvenliğini sağlamak ve orduları düşman bölgelerine yakın yerlerde bulundurabilmek için ordugah şehirler tesis etmiştir. İran ve Hindistan taraflarından gelebilecek deniz akınlarına karşı Basra ordugah şehri kuruldu. Bu şehrin mevkii bizzat Hz. Ömer tarafından tesbit edilmiştir. O, bu iş için Utbe b. Gazvan'ı görevlendirmişti. Utbe, sekizyüz adamıyla o zaman boş ve ıssız olan Haribe bölgesine gelip H. 14 yılında Basra şehrinin inşasına başladı.

Sa'd b. Ebi Vakkas, Kadisiye'de kazandığı büyük zaferden sonra İran içlerine akınlara başlamıştı. Onun ordusu Medâin'de bulunmaktaydı. Ancak buranın ikliminin Arap askerlerin sağlığını olumsuz yönde etkilediği anlaşılınca, Hz. Ömer, Sa'd'a iklim bakımından uygun ve merkez ile arasında deniz bulunmayan bir yer bulup burada bir şehir kurması talimatını verdi. Bu iş için görevlendirilen Selmân ve Huzeyfe, Kufe mevkiini uygun buldular. H. 17 de kurulan bu ordugah şehir kırk bin kişiyi iskân edebilecek büyüklükte inşa edildi.

Amr b. el-As, Mısır'ı fethettikten sonra İskenderiye'yi karargah edinmek için Hz. Ömer (r.a)'dan izin istedi. Hz. Ömer (r.a), haberleşme açısından endişe duyduğu için Kendisiyle Mısır'daki kuvvetler arasında bir nehrin bulunmasını kabul etmedi. Amr, Nil'in doğu yakasına geçerek burada Fustat adlı şehri kurdu (H. 21). Bu ordugah şehirlerinden başka yine askerî amaçlı merkezler de oluşturulmuştur.

Hz. Ömer'in idare anlayışı Hz. Ömer, toplumu ilgilendiren meselelerde karar vereceği zaman müslümanların görüşüne başvurur, onlarla istişare ederdi. O "istişare etmeden uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkûmdur" demekteydi. İstişarede takip ettiği yöntem şuydu: Önce meseleyi müslümanların ulaşabildiği çoğunluğu ile görüşür, peşinden Kureyşliler'in düşüncesini sorar, son olarak da sahabilerin görüşlerini alırdı. Böylece en isabetli fikir ortaya çıkar ve uygulamaya konulurdu. Hz. Ömer, müslümanların yaptığı işlerde bir hata gördükleri zaman kendisini uyarmalarını isterdi. Başka dinlere mensup olup, zımmî statüsünde bulunan kimselerle alâkalı işlerde de onların görüşlerine baş vurur ve meseleyi onlarla istişare ederdi. Bu durum Hz. Ömer'in adâlet anlayışının ne kadar kapsamlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Hz. Ömer idarede görevlendirdiği memurlarına karşı oldukça sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına asla göz yummazdı. Halka karşı ise son derece şefkatle yaklaşır, onların varsa gizledikleri problemlerini öğrenip çözümlemek için gece-gündüz uğraşıp dururdu. O bu hassasiyetini: "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer'den sorar diye korkarım" sözü ile ortaya koymaktadır. Hz. Ömer, merkezden uzak bölgelerde halkın durumunu yakından görmek için seyahatler yapma yoluna gitmişti. O, insanların çeşitli dertlerini uzak diyarlarda olmaları sebebiyle kendisine ulaştıramadıklarından endişe ediyordu. Bazı bölgeleri dolaşmasına rağmen başka yerlere gitmeyi tasarladığı halde ömrü o şehirlere ulaşmasına yetmemişti. İslâm tarihinde adâletin timsali olarak yerini alan Hz. Ömer (r.a) hakkında rivayet edilen şu olay onun bu sıfatla bütünleşmiş olduğunun en açık delilidir.

Bir defasında Eslem'le birlikte Harra taraflarında (Medine'nin dış bölgesi) dolaşırlarken ışık yanan bir yer gördü ve Eslem'e; "Şurada, gecenin ve soğuğun çaresizliğine uğramış biri var. Haydi onların yanına gidelim" dedi. Oraya gittiklerinde bir kadını iki çocuğuyla üzerinde tencere bulunan bir ateşin etrafında otururken gördüler. Hz. Ömer, onlara; "Işıklı aileye selâm olsun" dedi. Kadın selâmı aldıktan sonra yanlarına yaklaşmak için izin alan Hz. Ömer ona yanındaki çocukların neden ağladıklarını sordu. Kadın, karınlarının aç olduğunu söyleyince, Hz. Ömer merakla tencerede ne pişirdiğini sordu. Kadın, tencerede su bulunduğunu, çocukları yemek pişiyor diye avuttuğunu söyledi ve; "Allah bunu Ömer'den elbette soracaktır" diye ekledi. Hz. Ömer, ona; "Ömer bu durumu nereden bilsin ki?" diye sorduğunda kadın;

"Madem bilemeyecekti ve unutacaktı neden halife oldu" karşılığını verdi. Hz. Ömer bu cevap karşısında irkilerek Eslem'le birlikte doğruca erzak deposuna gitti. Doldurdukları yiyecek çuvalını Eslem taşımak istedi. Ancak Hz. Ömer (r.a); "Kıyamet gününde benim yüküme ortak olacak değilsin. Onun için bırak da yükümü kendim taşıyayım" diyerek buna izin vermedi; çuvalı omuzuna aldı ve kadının bulunduğu yere götürdü. Orada bizzat yemeği Hz. Ömer (r.a) hazırlayıp pişirdi ve onları doyurdu. Eslem; "O, ateşe üflerken şakakları arasından çıkan dumanları seyrediyordum" demektedir. Hz. Ömer oradan ayrılırken kadın; "Siz bu işe Ömer'den daha layıksınız" dedi. Hz. Ömer;

"Ömer'e dua et. Bir gün onu ziyarete gidersen beni orada bulursun" dedi.

Bu onun insanlara yardım etmede ve mağduriyetlerini gidermede gösterdiği hassasiyetin örneklerinden sadece bir tanesidir.

İlmi

Hz. Ömer'in fıkıh ilminde ayrı bir yeri vardır. O, her yönüyle devleti teşkilatlandırmaya çalışırken diğer taraftan da bu teşkilatlanmanın alt yapısı olan ilmî gelişmeyi sağlayabilmek için gayret sarfediyordu. Fıkıh usulünün oluşumu Hz. Ömer (r.a) ile başlar. Fıkıh ilminin temellerini meydana getiren kaideleri, karşılaştığı kazâî ve idarî meseleleri çözüme kavuştururken takip ettiği yöntemlerle belirlemeye başlamıştır. Ondan sahih senetlerle rivayet olunan fıkhî hükümlerin sayısı birkaç bini bulmaktadır. Hz. Ömer'in içtihadlarının İslâm hukuku açısından çok büyük bir önemi vardır ve Resulullah (s.a.s)'ın hadislerinden başka hiç bir şey onun bu içtihadlarının üzerinde değildir (Muhammed Revvâs Kal'acı, Mevsuatu Fıkhı Ömer b. el-Hattab, 1981, 8; Bu kitabta Hz. Ömer'in Fıkhî içtihadları bir araya toplanarak ansiklopedik bir tarzda tasnif edilmiştir).

Hz. Ömer (r.a), Hadis rivayeti konusunda çok titiz davranmıştır. O, Peygamber (s.a.s)'den hadis rivayet eden bazı kimseleri sorguya çekmiş, onlardan rivayet ettikleri hadisler için şahid istemişti. Hz. Ömer'in kendisinden beş yüz otuz dokuz hadis rivayet edilmiştir (Suyutî, a.g.e., 123).

Ayrıca o, Kur'an-ı Kerim'in te'vil ve tefsirinde ilim sahibiydi. İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, kendisine Resulullah (s.a.s) hayattayken kimlerin fetva verdiği sorulduğunda: "Ebu Bekir ve Ömer'den başkasının fetva verdiğini bilmiyorum" karşılığını vermişti (H.İ. Nasan, İslâm Tarihi, İstanbul 1985, I, 319).

Şahsiyeti Hz. Ömer, inandığı şeyi yerine getirme hususunda şiddetli davranmakla tanınır. O, müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karşı sert muamele etmişti. Müslüman olduktan sonra ise bu sertliği İslâm'ın lehine müşriklere karşı yönelmiştir.

Hz. Ömer Halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir. O, bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı. Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi; "Şunu ve şunu yasakladım. İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. Allah'a yemin ederim ki, her hangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım".

Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça mütevâzî davranırdı. Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı olması onu diğer insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır. Pahalı, lüks elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi. Tanımayan kimse onun müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı. Çünkü çoğu zaman giydiği elbise yamalarla doluydu.

Hz. Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken beliğ bir uslubla konuşurdu. Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi. Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için bir numune addedilmekteydi. Hz. Ömer şiire de ilgi duyan ve şiir zevki olan sahabilerden birisidir. Çok sayıda Arap şairlerinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir yazmıştır.

Hz. Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi. Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğun olmasından dolayı nafile namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; "ve namazı ailene emret" (Tâhâ, 20/132) mealindeki ayeti okuyarak uyandırırdı. O, her sene haccetmeyi asla ihmal etmez ve hac farizasını yerine getirmek için Mekke'ye gelen hacılara bizzat riyaset ederdi. Rabbine karşı duyduğu sorumluluğun altında öylesine ezilirdi ki, kıyamet günü hesaptan, cezasız kurtulmayı başarabilirse sevineceğini söylerdi. O, ölüm döşeğinde bu endişesini şu anlamdaki bir beyitle dile getiriyordu:

"Müslüman oluşum, namazları kılıp, orucu tuttuğum müstesna, nefsime zulmetmiş bulunuyorum" (Şıblî, a.g.e., II, 373).

Hz. Ömer (r.a)'in, şahsi hayatı oldukça sadeydi. Hz. Ömer (r.a), Bizans ve İran'a karşı büyük ordular sevkeden ve onları tarihlerinde pek nadir tattıkları sürekli yenilgilerle perişan eden güçlü ve muktedir bir devletin başkanıdır. Ama o buna rağmen yamalı elbiseler, eskimiş sarık ve yırtık ayakkabılarla hayatını sürdüren bir kişidir. O, bazen dul bir kadına su taşırken görülür, bazan da günün yorgunluğunu hafifletmek için mescid'in çıplak zemini üzerinde uyuduğuna şahit olunurdu. Medine'den Mekke'ye çok sayıda yolculuk yapmış olduğu halde hiç bir zaman yanına çadır almamış ve yolda, bir çarşafı dalların üzerine gererek basit bir şekilde dinlenmeyi tercih etmiştir. Yine bir gün, Ahnef b. Kays yanında Arapların ileri gelenlerinden bazı kimselerle birlikte Hz. Ömer (r.a)'i ziyarete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış olduğu halde koşar bir vaziyette bulmuştu. Ömer (r.a), Ahnef'i gördüğünde ona; "Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı. Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun" dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince O; "Benden daha iyi köle kimmiş?" diyerek karşılık vermiştir (Şıblî, a.g.e., I, 384-385). Günlük yaşayışını gösteren bu örnekler, Hz. Ömer (r.a)'ın ümmetin sorumluluğunu üstlenen kimselerin yüklenmiş oldukları görevleri ne şekilde yerine getirmeleri ve makamlarının cazibesine kapılıp sıradan insanların yaşayış tarzından kopmadan hükmetmeleri gerektiğini, çağları aşan bir örnek sergileyerek ortaya koymuştur. Bir devlet başkanı ancak bu şekilde, insanlardan ve onların günlük yaşamlarından kopmadan âdil bir yönetim kurabilir. Hz. Ömer (r.a)'a âdil sıfatını kazandıran, onun bu şekilde İslâm'ı yeryüzüne hakim kılma yolunda varlığını ortaya koymuş olmasıdır. Hz. Ömer (r.a) geçimini ticaretle temin ederdi. Bunun yanında Peygamber (s.a.s)'in Medine'de ona bazı tarlalar verdiği de bilinmektedir. Hayber'in fethini müteakip burada ele geçirilen araziler, savaşa katılanlar arasında taksim edilmişti. Ancak, Hz. Ömer (r.a) kendi payına düşen araziyi vakfetmiş ve bir vakıf şartnamesi de düzenlemişti: "Bu arazi satılamaz, hibe edilemez ve miras yolu ile sahip olunamaz; geliri fakirlere, akrabaya, kölelere, Allah yolunda, yolcu ve misafirlere harcanacaktır. Vakfı yöneten kişinin ölçülü olarak yemesinde ve yedirmesinde bir sakınca yoktur" (Buharî, Şurût, 19). İslâmda ilk vakıf olayı budur.

Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı kendi iaşesinin temini için Ashab'a müracaat etmiş, Hz. Ali (r.a)'ın teklifine uyularak ona ve ailesine normal ölçülerde devlet malından geçim imkânı sağlanmıştı. H. 15 yılında müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri gelen Ashab'a verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti. Ancak onun günlük gideri çok mütevazi meblağdı. Ömer (r.a), yemek olarak genellikle şunları yerdi: Ekmek (buğdaydan olduğu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke.

Hz. Ömer (r.a)'ın fazileti ve üstünlüğü hakkında çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. Hz. Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi. Bir defasında Resulullah (s.a.s)'in yanına gitti. Resulullah (s.a.s)'dan bir şey istemek için orada bulunan kadınlar, Hz. Ömer'in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkasına geçtiler. Hz. Ömer içeri girdiğinde Resulullah (s.a.s) gülüyordu. Hz. Ömer ona; "Allah yaşını güldürsün ya Resulullah" dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s); "Şu benim yanımda olanlara şaşarım. Senin sesini işitince perdeye koştular" dediğinde Hz. Ömer; "Ya Resulullah, onların çekinmesine sen daha layıksın" dedi. Sonra da kadınlara dönerek; "Ey nefislerinin düşmanları! Resulullah (s.a.s)'den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?" diyerek onlara çıkıştı. Kadınlar; "Evet. Sen Resulüllah (s.a.s)'den sert ve haşinsin" dediler. Resulullah (s.a.s), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 22).

Başka bir rivayette Resulullah (s.a.s) onun için şöyle buyurmuştu:

"Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer'e saygı duymasın. Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer'den kaçmasın" (Suyûtî, a.g.e., 133).

Resulullah (s.a.s), hakkı görmek ve onu tatbik etmek konusunda Ömer (r.a)'ın üstünlüğünü şöyle ifade etmekteydi: "Sizden önce geçen ümmetlerde bazen ilham sahipleri bulunurdu. Eğer benim ümmetimde onlardan biri bulunursa, Ömer b. Hattab onlardandır" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, II). Bu, Hz. Ömer (r.a)'ın işlerinde ve verdiği kararlarda isabetli davranmasını bir anlamda açıklar niteliktedir. Nitekim Resulullah (s.a.s); Allah doğruyu Ömer'in lisanı ve kalbi üzere kılmıştır" (Üsdül-Ğâbe, IV, 151; Suyutî, 132) demektedir. Bir defasında da Hz. Ömer'i göstererek şöyle demişti: Bu aranızda yaşadığı sürece, sizinle fitne arasında kuvvetlice kapanmış bir kapı bulunacaktır" (Suyûtî, aynı yer).

Ömer (r.a)'ın bu durumunu bazı konularda inen ayetlerin daha önce onun gösterdiği doğrultuda olması da te'yid etmektedir. Hz. Ömer şöyle demiştir: "Rabbime üç şeyde muvafık düştüm: Makam-ı İbrahim'de, hicab'da ve Bedir esirlerinde" (Müslim, Fedâilüs-Sahabe, II). Hz. Ömer ötekileri zikretmemiştir. Örneğin münafıkların cenaze namazını kılmaması için Resulullah (s.a.s)'e inen ayet bunlardan biridir (bk. Müslim, aynı bab; Hz. Ömer (r.a)'ın görüşleri doğrultusunda nâzil olan ayetler için bk. Suyûtî, a.g.e., 137-140).

Kayıtlı

http://www.herkul.org
---------------------------------------------
http://tr.fgulen.com
http://www.gencadam.net
*
Mesaj Sayısı: 524
Çevrimdışı Çevrimdışı
NeLeri NeLere DeğiştiğiNiziN FarKınDamıSınıZ...
« Yanıtla #2 : 02 Mart 2006, 23:22:24 23:22* »

HZ. ÖMER FARUK R.A. BÖYLE SESLENDİ
 
 


Allah Tealâ'ya hamd ü sena ve Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz'e salât ve selamdan sonra...

Ey insanlar! Sizin üzerinize, yolculuğa çıkılarak yapılan üç ibadet yazılmıştır:

Sizin üzerinize hac ve umre yazılmıştır.

Sizin üzerinize cihad yazılmıştır.

Sizin üzerinize, kişinin, malını Allah yolunda harcamanın yollarını araması yazılmıştır. Özgürlüğüne kavuşmak istediği halde buna maddi gücü yetmediği için başkasından yardım isteyen köleye veya iffetini korumak için evlenmek istediği halde mehir verecek durumu olmayan kişiye yardımcı olmak için seferber olmak bu kapsamdadır.

Nefsimi kudret elinde tutan Allah Tealâ'ya yemin ederim ki, Allah yolunda nefsim ve malımla bu işlerden birini yapmak isterken ölmem, bana yatağımda ölmekten daha sevimlidir. Bu uğurda ölmenin şehitlik (mertebesinde bir ölüm) olduğunu söylemiş olsaydım, bunun şehitlik (mertebesine çıkaran bir ölüm) olduğunu düşündüğüm için söylerdim.

. . .

Hz. Ömer r.a. bir başka hutbesinde de insanlara şöyle seslenmi ştir:

Kul Allah Tealâ için tevazu gösterdiğinde, şüphesiz Allah Tealâ onun derecesini (ve halk arasındaki mevkiini) yükseltir ve ona şöyle buyurur: “Dikil ve yüksel! Allah seni yüceltsin.” Böylece o kimse nefsinde hakir olduğu halde insanların gözünde büyük olur.

Bir kul da büyüklenip haddini aşarsa, Allah Tealâ onu yere batırır ve kendisine şöyle buyurur: “Alçal! Allah seni alçaltsın.” Böylece o kimse kendi nefsinde büyük olduğu halde insanlar nazarında zelil ve küçük olur. Hatta insanlar indinde domuzdan bile daha hakir bir hale gelir.

. . .

Hz. Ömer r.a. bir defasında da şöyle seslenmi ştir:

Benden sonra halife olacak kimseye, takvada sebatlı olmasını vasiyet ederim. İlk muhacirlerden olan sahabilerin kadr ü kıymetlerini ve haklarını bilip, kendilerine hürmet ve ikram etmelidir. Ensar'ın da faziletini bilip, onlardan iyilik yapanların iyiliğini güzellikle kabul, mes'uliyetlerini de affetmelidir.

Sınır boylarındaki beldelerde yaşayan ahali İslâm'ın yardımcısı ve düşmanların hedefi olduklarından, kendilerine iyilik ve adaletle muamele edilmeli, kendilerinden (zekât olarak) toplanacak malların fazlası da iyilik ve rızalarıyla alınıp fakirlere verilmelidir.

Çölde ikamet eden bedevi Araplar, Arap kavminin aslı ve İslâm'ın rüknüdürler. Onların zenginlerinin mallarının fazlası da usulüne uygun olarak tahsil edilmeli ve fakirlerine dağıtılmalıdır.

Ehl -i zimmete gelince, onlarla yapılan anlaşmalara sadık kalınmalı, kendileri de korunmalı ve himaye edilmelidirler.

. . .

Bir defasında Hz. Ömer r.a. insanlara şöyle demiştir:

Lüzumsuz işlerle uğraşmaktan sakın!

Sana düşmanlığı olan kimselerden uzak dur.

Emin ve mütedeyyin olan kimselere hiç bir şey denk olamayacağından, bunlar müstesna olmak üzere dostundan da kendini koru.

Fasık olan kimsenin fısk ve fücuru bulaşıcıdır. Fasıklarla arkadaşlık etmekten ve onlara sırlarını açmaktan sakın.

Bütün işlerinde kalpleri Allah korkusu ile dolu olan salih kişilerle istişare et.

(İmam Ebû Yusuf, Kitâbu'l - Harâc ; İbn Şebbe , Târîhu'l - Medîne)

 
semerkand...
Kayıtlı

BismiLLah Her HayrıN BaşıdıR...
Moderatör
*
Mesaj Sayısı: 2237
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #3 : 26 Mayıs 2006, 00:36:04 00:36* »

Siyer kitaplarında anlatıldığına göre, Hazreti Ömer efendimiz vefat ettikten sonra Hazreti Abbas (radiyallahu anhüma) onu rüyada görmek için adeta can atıyor. Fakat, hemen her zaman o arzuyla gözlerini yummasına rağmen tam altı ay boyunca onu hiç göremiyor. Nihayet altı ayın sonunda Hazreti Ömer'i rüyasına misafir ediyor. Bu beklemenin sebebini soracak olunca Hazreti Ömer “İşin içinden ancak sıyrılabildim; hesabım yeni bitti!” diyor.

Rüyanın devamını anlatmadan önce, bu altı aylık muhasebe üzerinde durmak gerektiğini zannediyorum. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz'in “yerdeki iki vezirimden biri” diyerek kendisini gösterdiği ve “Benden sonra Peygamber gelecek olsaydı, Ömer olurdu!” buyurarak büyüklüğünü nazara verdiği, Hulefa-yı Raşidîn'in ikincisi olan Hazreti Ömer'in “Hesabım altı ayda ancak bitti” demesi bize bir şey ifade etmeli!.. Ümitsizliğe düşürecek mülahazalara girmeden, bize her şeyin hesabını vereceğimizi ve her nimetten dolayı sorgulanacağımızı düşündürmeli. Evet, bütün nimetlerden hesaba çekileceğimiz bir gün var önümüzde. O gün Cenâb-ı Hak, “Size el-ayak, göz-kulak, dil-dudak verdim. Sizi zâhir ve bâtın latifelerle donattım. Maddî ve manevî bütün ihtiyaçlarınızı karşılayacak nimetleri önünüze serdim. Peki, siz bunlarla ne yaptınız? Bunlar size ne ifade etti? Bu nimetleri nasıl değerlendirdiniz? Kulluğunuzun ve imtihan dünyasında bulunduğunuzun farkında olabildiniz mi? Hayatınızın hesabını vereceğiniz şuuruyla vazifeden terhis olduğunuz ana kadar bir kula yakışır eda ile yaşadınız mı?” türünden sorular soracak. İşte, Hazreti Ömer'in “Hesaptan ancak altı ayda sıyrılabildim!” sözü, bize benzer sorulara karşı vereceğimiz cevapları düşündürmeli ve bizi öteler için azık hazırlamaya teşvik etmeli..

Bu arada, yarım senede de olsa, demek ki Hazreti Ömer sonunda bütün hayatının hesabını verebilmiş. Demek ki, altı ayın akabinde onun için hesabı verilmedik hiçbir husus kalmamış. Bu yönüyle, üzerinde durduğumuz mesele her ne kadar bir rüya olsa da, bir sahabiye ait o rüyada Hazreti Ömer'in bize verdiği bir mesaj vardır. Ayrıca, onun sözü, mukarrebîne göre bir ufka ait ses ve soluktur. Ondan kendi seviyesine göre bir tavır ve davranış beklenmiştir, hesabı da yine kendi seviyesine göre olmuştur. Yoksa, sıradan bir kul onun yaptığı şeyleri yapsa, ihtimal ötede mükâfat görür.

Rüyanın devamında, Hazreti Abbas soruyor, “Ya Ömer, Cenâb-ı Hak seni ne ile affetti, hangi amelinden dolayı bağışladı?” diyor. Hazreti Ömer Efendimiz şu cevabı veriyor: “Bir gün sokağa çıkıp bakmıştım ki, bir çocuk bir kuşu yakalamış, elinde hırpalıyor. Hemen onun yanına koşmuş; cebimden üç-beş kuruş çıkarıp o çocuğa vermiştim. Böylece kuşu satın alıp âzâd etmiştim. Mizanda işte o amelimden dolayı kurtulduğumu söylediler.”


http://tr.fgulen.com/a.page/eserleri/kirik.testi/a15620.html
Kayıtlı
Yönetim
*
Mesaj Sayısı: 1099
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #4 : 26 Mayıs 2006, 01:43:18 01:43* »

Burada işin ilginç yanı altı ay da sürse sonuçta Hz.Ömer hesabını verebilmiş lakin fakirin gözü korkuyor bu meselede.. Rabbim hesabını verebilenlerden eylesin..
Kayıtlı

"Ya Rabbi! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın."
*
Mesaj Sayısı: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #5 : 11 Ocak 2007, 21:26:27 21:26* »

Burhaneddin Egridirî, Anadolu velîlerindendir. 1562’de Egridir’de vefat etti.

Bir gün biri geldi bu zata.
- Hocam, bir nasihatinizi alayim dedim.

Buyurdu ki:
- Sana, Hz. Ömer’in bir nasihatini söyleyeyem mi?
- Çok sevinirim.
- O büyük zat, sahabeye buyurmus ki, “Üç seyi yaparsaniz, mahvolursunuz”.
Eshab-i kiram sormus:
- Yâ Ömer nedir onlar?

Buyurmus ki:

- Birincisi; Eshap olmak serefinden daha üstün bir seref ararsaniz.
  İkincisi; dini, dünya menfaatlerine alet ederseniz.
  Üçüncüsü de; dünya için dünyalik isterseniz....
Kayıtlı

Moderatör
*
Mesaj Sayısı: 1246
Çevrimdışı Çevrimdışı
The Ultimate Fortress
Site
« Yanıtla #6 : 11 Ocak 2007, 21:40:20 21:40* »

Insallah bu nasihatlar kulagimiza kupe olur...
Kayıtlı

*
Mesaj Sayısı: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #7 : 12 Ocak 2007, 00:43:21 00:43* »

İnşaallah, kardeşim
Kayıtlı

*
Mesaj Sayısı: 695
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #8 : 29 Ocak 2007, 13:32:26 13:32* »

Ateşgede, İranlı bir köle, Hz. Ömer Efendimizi namaz kılarken sırtından
hançerlemişti. Namazını tamamlamak için belini doğrultmaya çalışıyordu.
Yanındakiler, "Sen namaz kılamazsın." dedikçe, o "namaz" diyor, Rabb'ine
"namaz" diyerek yürüyordu. Kendini kaybetmeye başlamıştı. Adeta komaya
girmişti. Uyandırmaya çalışıyorlar, bir türlü muvaffak olamıyorlardı.
Bir ara içeriye ashabın gençlerinden Misver İbn-i Mehrame girdi.
"Emir-ül Mü'minin'i uyandıramıyoruz!" dediler. Yaşı gençti ama, Ömer'i çok
iyi anlamıştı:
- Emir-ül Mü'minini namaza çağırın, dedi.
Birisi, ağzını kulağına doğru yaklaştırdı:
- Es salâh Ya Emir-ül Mü'minin,dedi. "Namaza ey mü'minlerin emiri!"
diyordu.
Bıçak keser, ateş yakar, su ıslatır, Ömer namaza çağrılınca kalkardı.
Uyuyan ve birkaç defa çağrıldıktan sonra "Geliyorum!" diyen bir insanın
telaşıyla:
- Ha ALLAHi izen. "Tamam şimdi kalktım!" diyerek doğrulmaya çalıştı.
* * *
« Son Düzenleme: 29 Ocak 2007, 13:34:46 13:34* Gönderen: SeYmaa » Kayıtlı
Yönetim
*
Mesaj Sayısı: 8371
Çevrimdışı Çevrimdışı
islamiyetin menşei, ilim; esası, akıldır.
Site
« Yanıtla #9 : 29 Ocak 2007, 18:52:28 18:52* »


Rabbim cumlemize boyle bir Namaz suuru versin insallah...  Allah razi olsun kardesim...
Kayıtlı

Hüdâyî'ye şefâat kıl eğer zâhir eğer bâtın
Kapuna intisâb etmiş gedâdır Yâ Rasûlallâh
*
Mesaj Sayısı: 695
Çevrimdışı Çevrimdışı
« Yanıtla #10 : 29 Ocak 2007, 19:26:28 19:26* »

Amin inş.....Rabbim hepimizden razı olsun inş..
Kayıtlı
*
Mesaj Sayısı: 1295
Çevrimdışı Çevrimdışı
fikir - zikir - sükür
« Yanıtla #11 : 20 Mayıs 2007, 03:20:42 03:20* »

Dua
Dua
Alemlerin kapilarini acan tek anahtar
Dua
Dua
Alemlerin kapilarini acan en güzel anahtar
Ve Rasulullah’in (asm) duasi...
Alemler yaratildi yaratilali yapilan en güzel dua...
Alemler yaratildi yaratilali yapilan en makbul dua...
Ve Rasulullah’in (asm) duasina mazhar olan kul
O ne güzel kul...
O ne talihli kul...
O ne secilmis kul...
Hani hatirlar misin?
Yüzü suyu hürmetine alemlerin yaratildigi Zat, bir gün Senin ismini de anarak dua etmisti
Rasulullah (asm); “Ya Rab!” demisti... “Ya Rab! Ömer Bin Hattab veya Ebu Cehil, su iki kisiden senin nazarinda sevimli olani ile Islam`i güclendir.”
Sen ne talihli kulsun ki, Yüce Mevla nazarinda sevimli olandin
Sen ne talihli kulsun ki, Islam seninle güclendi
Sen ne talihli kulsun ki sen secildin
Sen bir yildizdin yol gösteren
Sen bir yildizdin Efendimiz’in (asm) avuclarinda, ashabinin baslarinda, semadan dua ile inen.
Kayıtlı

>>   Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah   >>
*
Mesaj Sayısı: 1295
Çevrimdışı Çevrimdışı
fikir - zikir - sükür
« Yanıtla #12 : 20 Mayıs 2007, 03:40:29 03:40* »

Cevahir kadrini, cevherfürusan olmayan bilmezmis.
Uhud günü Ebu Süfyan b. Harb geldi ve “Aranizda Muhammed var midir?” diye seslendi.
Cevap vermediniz
Ebu Süfyan yine seslendi
Cevap vermediniz
Ebu Süfyan ücüncü defa seslendi
Yine cevap vermediniz
Ebu Süfyan bu defa; “Aranizda Ibni Ebi Kuhafe (Ebu Bekir) varmi?” diye bagirdi.
Siz yine cevap vermediniz
Sonra; “Aranizda Ömer b. El-Hattab var midir?” diye bagirdi
Sözünü üc defa tekrarladiysa da cevap vermediniz
Bunun üzerine Ebu Süfyan, arkadaslarina dönüp; “Bu Müslümanlarin isini bitirebilirsiniz.” Dedi.
Bu sözü isitir isitmez dayanamadin artik Ey Ömer!
Sen ve arkadaslarin öteleri arzuluyor, öteleri duyuyordunuz yüreginizle.
Kaldirdin kilicini göge dogru ve gözlerini diktin sonsuzluk ülkesine dogru:
“Ey Allah’in düsmani! Yalan söylüyorsun!” diye haykirdin.
“Ey Allah’in düsmani! Yalan söylüyorsun! Iste Rasulullah (asm), Ebu Bekir ve ben, burada sag salim duruyoruz. Bu gün sana kötü bir gün yasatacagiz.”
Dedigin gün Bedir günüydü.
Sonra Ebu Süfyan tekrar,
“Savasta zafer sirayladir. Sira bizde, Hübel putunu yücelt!” diye haykirdi.
Hz. Peygamber (asm), site; “Ona cevap veriniz” dedi.
Siz, “Ona ne cevap verecegiz” dediniz.
Rasulullah (asm); “Allah yücedir, büyüktür, deyiniz” dedi...
Ebu Süfyan; “Bizim Uzza’miz var, fakat sizin yok!” dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (asm), “Ona cevap veriniz” buyurdu.
Ashab-i Kiram; “Ona ne cevap verecegiz?” diye sorunca,
Rasulullah (asm), sana dogru döndü ya Ömer!
Ve;
“Allah bizim Mevlamiz’dir, sizin ise böylesine güclü bir dost ve Mevlaniz yoktur, deyiniz..” dedi.
Senin dirayetin
Senin cesaretin
Senin azametin, herkesce malumdu ya Ömer!
Ve Rasulullah (asm), ashabi icinden sadece ve sadece sana cevap vermeyi emretmisti.
Ve sen gereken yerde gereken cevabi en güzel sekilde vermistin.
Kayıtlı

>>   Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah   >>
*
Mesaj Sayısı: 1295
Çevrimdışı Çevrimdışı
fikir - zikir - sükür
« Yanıtla #13 : 20 Mayıs 2007, 03:50:54 03:50* »

Hani bir gün hiddetine maglup olup hamile kiz kardesini dövmüstün.
İcin icine sigmamis, yüregin pismanliktan kavruluyordu.
O vakit evden disari cikip, karanlik bir gecede Kabe’nin örtüleri altina gizlenmistin.
Peygamber (asm) cikageldi ve ayagindaki paybuclariyla iceri girdi.
Allah’in diledigi kadar namaz kilip disari cikti.
O vakit, daha önce benzerini duymadigin seyler duymustun.
Hz. Peygamber (asm), “Kim o?” diye seslenince, “Ömer!” diye cevap verdin.
Alemlerin sultani
Insanlarin en güzeli
Allah’in sevgilisi
Yaratilanlarin en sereflisi
Sultanlarin Sultani Hz. Muhammed Mustafa (sas), sana seslendi ya Ömer!
“Ey Ömer!” dedi
“Ey Ömer! Artik beni gece gündüz terk etmeyeceksin.”
Oysa sen, Efendimiz’in (asm) sana beddua etmesinden nasil da korkmustun.
Henüz Müslüman olmamistin ama yine de korkmustun.
Sonra seslice:
“Allah’tan baska ilah olmadigina ve senin O’nun peygamberi olduguna sehadet ederim” dedin.
Bunu duyan Allah’in Resulü (asm): “Ya Ömer! Müslümanligini gizli tut!” buyurdu..
Sen de: “Seni Hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, müsrikligimi acikca herkese duyurdugum gibi, Müslümanligimi da aciklayacagim” dedin.
Kayıtlı

>>   Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah   >>
*
Mesaj Sayısı: 1295
Çevrimdışı Çevrimdışı
fikir - zikir - sükür
« Yanıtla #14 : 20 Mayıs 2007, 04:11:13 04:11* »

Bir baska rivayete göre ise:
Hz. Hamza senden üc gün önce Müslüman olmustu..
Daha sonra Allah, senin de kalbini Islam’a acti ve...
“Allah’tan baska ilah yoktur, güzel isimler O’nundur. Yeryüzünde hicbir canli benim icin Allah Resulü’nden daha sevimli degildir” dedin.
Kiz kardesine döndün ve; “Rasulullah nerededir simdi?” diye sordun.
O da; “Rasulullah (asm), Safa mevkiindeki Erkam b. Ebi’-Erkam’in evindedir” dedi.
Erkamin evine gittin...
Hamza!
Allah’in Arslani!
Hamza!
Yigitlerin en yigidi!
Arkadaslariyla beraber sohbet ediyordu...
Rasulullah da (asm) bir odada bulunuyordu.
Kapiyi caldin her zamanki heybetinle.
Birden herkes telaslandi ve bir araya toplandi.
Allah’in Arslani Hz. Hamza sordu; “Neler oluyor size?”
Dediler; “Ömer disarida”
O sirada Kainatin Sultani (asm) ciktilar disariya.
Senin elbisenden kavradilar mübarek elleriyle.
Mübarek elleriyle silkeledi seni, sarsti, eritti bakislariyla.
Sen daha fazla dayanamadin, diz cöktün Efendiler Efendisi’nin (asm) önünde.
“Allah’in lütuf ve keremiyle varligini sürdüryor musun ey Ömer?” dedi Allah’in Resulü, hilm dolu sesiyle sana.
Bu söz üzerine sükutun yerini sadakate birakti Ya Ömer!
“Allah’tan baska ilah olmadigina, O’nun tek ve ortaksiz olduguna ve Muhammed’in de O’nun kulu ve elcisi olduguna sehadet ederim” deyince sen...
O sirada evde bulunanlar öyle bri tekbir getirdiler ki...
Yer inledi...
Gök inledi...
Yer dinledi...
Gök dinledi...
Hem yerdekiler, hem göktekiler sevinc gözyaslari döktüler.
Sonra döndün Sevgili Peygamberine;
“Ya Muhammed!” dedin...
“Bizler yasasak da ölsek de Hak din üzere degil miyiz?”
“Tabi!” dedi Allah’in Resulü.
“Tabi ki öyledir. Canim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, siz ölseniz de yasasaniz da hak din üzerindesiniz.”
“peki o zaman” dedin...
“Peki o zaman, bu gizlilik niye? Seni Hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, disari cikmlisin.”
Hamza ve Ömer...
Iki yigit...
Iki kahraman...
Iki civanmert...
Iki delikanli...
Biriniz bir gurubun, digeriniz bir gurubun basina gectiniz ve iki saf halinde evden disari ciktiniz.
Hz. Peygamber’e sadece otuz dokuz kisi iman etmisti.
Sen kirkinciydin ya Ömer!
Seninle beraber Allah Resulü aciktan teblige basladi.
Allah, seni hakla batilin ayrilmasina vesile kildi.
Allah Resulü sana “Faruk” dedi ya Ömer Faruk.
Kayıtlı

>>   Elfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya Resulallah   >>
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: